Gülener Kırnalı yazdı: YENİ Parti, CHP’nin bagajını aşabilir mi?

Bu yazıyı, seçmen olduğu günden beri hemen her seferinde CHP’ye oy vermiş ve hayatının bir döneminde CHP bünyesinde profesyonel olarak çalışmış biri olarak yazıyorum. Dolayısıyla CHP’nin bugün içine düşürüldüğü durum karşısındaki hislerim, Türkiye’de başımıza gelen her musibetin sorumlusu olarak CHP’yi gören ve artık —biraz da yaş haddinden— söylediklerine eskisi kadar kulak kabartılmayan, kafayı “cehape” ile bozmuş entelijansiyamızın içten içe duyduğu memnuniyetten taban tabana farklı.

Türkiye’nin kurucu partisinin akıbetinin bu olması içler acısı. Kim ne derse desin, CHP’nin Türkiye’nin kurulmasında, gelişmesinde, 20. yüzyılın büyük sarsıntıları arasında ayakta kalmasında ve bütün sakatlıklarına rağmen artık 150 yıla ulaşan demokrasi tarihimizde yadsınamaz derecede büyük bir payı var. Evet “iyisiyle ve kötüsüyle”. Hatta bu yazıda tartışacağımız üzere, birçok insanın hafızasında iyisiyle olduğu kadar birçok insanınkinde de kötüsüyle. Ve YENİ Parti’nin hikâyesinin açılacağı yer de tam burası.

CHP’nin tarihsel bagajı ve siyasal sınırları

CHP, özellikle 21. yüzyılda kendi bünyesinde gerçekleştirdiği bütün değişim ve reform çabalarına rağmen, büyük ölçüde üzerine yapışmış etiketlerin, tarihsel sembollerin ve Türkiye’nin kemikleşmiş sosyokültürel ayrımlarının içine sıkışmış bir “bagaj partisi” olarak varlığını sürdürdü. Bu bagajın çok büyük bir kısmı, Türkiye’nin kurucu partisi olmasından kaynaklanıyordu. Millî Mücadele, Cumhuriyet, devrimler ve Cumhuriyet’in kurucu ilke ve kurumları muazzam bir tarihsel miras oluşturuyordu. Ancak aynı miras, Cumhuriyet’in yüz yıllık serencamı boyunca yaşanan bütün dönüşümlerin, çatışmaların, hataların ve travmaların da CHP’nin üzerine yıkılmasına imkân verdi.

Doğal olarak CHP, zaman içerisinde, yalnızca o gün söylediği sözlerle ve önerdiği politikalarla değerlendirilen sıradan bir siyasi parti olmak lüksünü (!) kaybetti. Türkiye siyasi tarihinin bütün sembolik hesaplaşmalarının değişmez taraflarından biri hâline geldi. Partinin yeni, çoğulcu, kapsayıcı ve çağın gereklerine uygun politikalar üretme kapasitesi, çoğu zaman kendisinin bile sorumlusu olmadığı bir geçmişin savunmasını yapma zorunluluğu tarafından sınırlandı. CHP’yi uzaktan yakından destekleyenler de bu acizâne savaşı ruh sağlıklarından harcayarak izlediler.

Türkiye’de Demokrat Parti’den AKP’ye uzanan sağ siyaset geleneğinin, bu bagajı büyük bir ustalıkla kullandığına dair sayısız örneği hepimiz biliyoruz. Özellikle Anadolu’da, kırsal bölgelerde, muhafazakâr ve dindar seçmenler arasında CHP, “ağzıyla kuş tutsa oy verilmeyecek” bir partiye dönüştürüldü. Ecevit liderliğindeki CHP’nin 1970’lerde “ortanın solu” çizgisiyle yarattığı değişim rüzgârı ve sol popülist siyasetin başarısı ile 2024 yerel seçimlerinde elde edilen birincilik, bu tarihsel sınırın aşılabildiği iki önemli istisna olarak görülebilir. Ancak bu dönemler bile söz konusu bagajı ortadan kaldırmaya yetmeyecek kadar konjonktürel nedenleri ve sonuçları barındırıyor.

YENİ Parti CHP’nin
Gülener Kırnalı yazdı: YENİ Parti, CHP’nin bagajını aşabilir mi?

Geçmişin bitmeyen sanığı olmanın sabit handikapı

Başta Erdoğan olmak üzere İslamcı ve muhafazakâr sağın sözcüleri, kabaca son otuz yılı bugünün CHP’sini geçmişin gerçek, çarpıtılmış veya bütünüyle uydurulmuş günahlarıyla özdeşleştirerek geçirdi. “Camileri ahır yaptılar” propagandası yıllarca tekrarlandı. Bu anlatının muhatabı olan 21. yüzyılın CHP’si camileri ahıra çevirmiş, darbelerle demokrasinin önünü kesmiş, Menderes’i asmış, başörtülü kadınları üniversite kapılarından çevirmiş ve Batı’yla iş birliği içinde, yabancısı olduğu vatana ve millete karşı yapılabilecek bütün ihanetleri işlemişti. Farklı dönemlere, farklı aktörlere ve bambaşka siyasal koşullara ait ne varsa tek bir tarihsel suç dosyasında birleştirilerek yıllar sonrası CHP’sinin önüne konuldu.

Bu söylem şelalesi içinde, Mustafa Kemal’e doğrudan saldırmanın fazla tepki çekebileceği yerlerde İsmet İnönü en galiz ifadelerle hedef alındı; birikmiş siyasi ve kültürel hınç büyük ölçüde onun üzerinden deşarj edildi. Böylece 2010’ların ve 2020’lerin CHP’si, 1930’larda, 1940’larda, 1960’larda veya 1990’larda yaşanan olaylarla suçlandı. CHP de bugünün sorunlarına cevap vermek ve geleceğe ilişkin bir siyaset üretmek yerine, sorumlusu olmadığı suçlamaların savunmasını yapmaya mecbur bırakıldı.

Nitekim CHP de bu çirkin siyaset tarzına karşı hiçbir zaman yeterince ferahlatıcı, özgüvenli ve kurucu bir cevap bulamadı. Ya geçmişin bütün uygulamalarını savunmak zorunda kaldı ya da kendi tarihinden ürkekçe uzaklaşarak rakibinin kurduğu mahkemede beraat etmeye çalıştı. Her iki durumda da siyasi gündemi belirleyen taraf olamadı.

Daha sarih bir dille söyleyelim: Eğer CHP’nin ve ona oy veren demokratların temel ülküsü hep birlikte mutlu olabilmek; daha huzurlu, daha acısız, daha kolay ve güzel bir hayatı birlikte kurabilmekse, CHP bu ülküye dair bütünlüklü ve tutarlı bir siyaset ortaya koyamadı. Üstelik ürettiği en iyi politikaları bile, doğruluğundan veya niteliğinden önce inandırıcılığını kanıtlamak zorunda olduğu, önceden örülmüş bir duvarlar bütünü içinde hayata geçirmeye çalıştı.

Bu nedenle de AKP’nin 2002’den itibaren kazandığı seçimlerin ve özellikle 2016 sonrasında hızlanan otoriterleşmenin ardından, muhalefet içinde zaman zaman zor bir soru tartışıldı: Türkiye’nin demokrasi bloğunun ana taşıyıcı partisi CHP olabilir miydi? CHP’nin tarihsel ve sembolik yükü, zaten adaletsiz olan siyasi yarışta partiye gereğinden fazla negatif yük bindiriyor muydu? Bu yük, partinin siyaset üretme ve toplumun farklı kesimleriyle yeni bağlar kurma kapasitesini sınırlıyor muydu?

Bunlar CHP’liler için söylenmesi kolay şeyler değildi. Bu nedenle bazen kamusal alanda daha usturuplu bir dille, çoğu zaman ise dost meclislerinde çok daha açık biçimde dile getirildi. Fakat sorunun varlığı ortadaydı: CHP’nin demokratik muhalefetin merkezindeki vazgeçilmez konumu, aynı zamanda demokratik muhalefetin erişebileceği toplumsal sınırları da belirliyordu.

Meselenin YENİ Parti açısından asıl önem kazandığı yer tam da burası. YENİ Parti’nin kuruluşu, bütün olağanüstü, baskıcı ve hatta absürt koşullarına rağmen, CHP’nin aşamadığı tarihsel ve sembolik sınırların dışına çıkabilecek yeni bir siyasi hareket kurma fırsatı yaratabilir.

Yeni partinin imkânsıza yakın görevi

Bunu, otokrasinin en sert ve en çıplak hâllerini yaşadığımız bir dönemde “Her şerde bir hayır vardır” iyimserliğiyle söylemiyorum. Türkiye’nin kurucu partisinin yargı müdahaleleriyle ele geçirilmesi, yeni bir partinin doğumuna yol açan hayırlı veya normal bir gelişme olarak görülemez.

Üstelik bu ahval ve şeraitte, YENİ Parti’nin işinin son derece zor olduğunu biliyorum. YENİ Parti; CHP’nin yerleşik örgütünden, maddi imkânlarından, yıllar içerisinde kurulmuş ilişkilerinden, bazı il ve ilçelerde kemikleşmiş örgüt ağlarından, binalarından, hatta yüz yıldır kullanılan Altı Oklu duvar resimlerinden, tabak çanaklarından, kalemlerinden, defterlerinden ve —iyi midir, kötü müdür bilmiyorum ama— kurumsal hafızasından ve kurumsal imkânlarından mahrum kalacak.

Ülkenin dört bir yanında yeni bir örgütlenmeyi neredeyse sıfırdan kurmak zorunda. Siyasi iktidarın yargı, bürokrasi ve medya üzerindeki gücü karşısında, son derece kısıtlı imkânlarla imkânsıza yakın bir göreve soyunuyor. Kadroları da her an yeni bir operasyonla, soruşturmayla veya tutuklamayla karşılaşabileceklerini bilerek siyaset yapacak.

Bununla birlikte, daha kuruluş aşamasında arkasına aldığı büyük toplumsal destek muazzam. Özgür Özel ve arkadaşlarının son dönemde gösterdiği cesaret, milyonlarca insanın yalnızca bir siyasi partiye değil, gasp edilen siyasi iradesine sahip çıkmasını sağladı. Bu desteğin kalıcı, örgütlü ve ülke çapında etkili bir siyasi harekete dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek.

CHP’nin bagajından çağdaş bir sol harekete

YENİ Parti’nin kopuşu ve doğuşunun yarattığı hareketlenme, – bu çorak iklimin elverdiği ölçünün dışına çıkmayı zorlayarak- Türkiye’nin demokratik ve cumhuriyetçi ana muhalefet gücüne daha geniş bir siyasi manevra alanı sağlayabilir. Rakipleri onu yine aynı tarihsel suçlamaların içine çekmeye çalışacaktır; ancak YENİ Parti’nin bunlara verebileceği en basit cevap, “Biz yeni bir partiyiz ve bugünün Türkiye’sini konuşuyoruz” olabilir.

Bu elbette CHP’nin tarihini inkâr etmek veya Cumhuriyet’in kurucu değerlerinden vazgeçmek anlamına gelmeyecek. Tam tersine mesele, cumhuriyetçiliği nostaljik bir semboller toplamı olmaktan çıkarıp eşit yurttaşlık, halk egemenliği, laiklik, sosyal adalet, hukuk devleti ve çoğulcu demokrasi temelinde yeniden kurabilmektir.

Bana kalırsa, Özgür Özel ve ekibinin önündeki tarihsel görev de fırsat da budur: YENİ Parti’yi CHP’nin başka bir isim altındaki devamına değil; daha sahici, daha çoğulcu, daha kucaklayıcı, toplumun her kesimine açık, yurttaşları yalnızca seçmen olarak değil siyasi hareketin aktif özneleri olarak gören ve dünyayla entegre çağdaş bir sol partiye dönüştürmek.

Yeni hareket, CHP’nin siyasi çizgisinin yalnızca “laciverdi” olursa ulaşabileceği yer de eşyanın tabiatı gereği CHP’nin bugüne kadar ulaşabildiği sınırlarla ölçülür. Parti yalnızca aynı kadroların, aynı örgütlenme biçimlerinin, aynı politika üretme alışkanlıklarının ve aynı seçmen sosyolojisinin yeni bir tabela altında devamı hâline gelirse, CHP’nin bagajından biçimsel olarak kurtulmuş ancak onun siyasal sınırlarını yeniden üretmiş olur.

“Kelle koltukta” siyaset yapan, her an yeni bir operasyonla veya soruşturmayla hapse atılabileceklerini bilen YENİ Parti kadrolarına cesaret konusunda ahkâm kesecek değilim, yanlış anlaşılmasın. Burada sözünü ettiğim cesaret, kişisel cesaretten çok siyasi hareketin politika üretme cesareti. CHP’nin bagajından kurtulmanın sağladığı manevra kabiliyetini kullanarak söylenmeyenleri söylemek, üretilmeyen politikaları üretmek ve denenmesi daha önce akıldan bile geçirilmeyen siyasi yöntemleri denemektir.

Türkiye’nin otoriter cendereden çıkması için başarı şansı taşıyan tek yolun, toplumun bütününü kucaklayan çoğulcu, demokratik, sosyal adaletçi, dünyanın bütün çağdaş ihtiyaçlarıyla ve yönelimleriyle el ele giden modern bir sol siyasi hareket olduğuna inanıyorum. Böyle bir hareket, Kürt meselesinde cesur, sosyal politikalarda kapsayıcı, laiklik ve hukuk devleti ilkelerinde tavizsiz, dış dünyaya açık, değişen küresel dinamikleri anlayan, milliyetçilik karşısında özgüvenli ve toplumun bütün kimliklerine eşit -ve bir o kadar yakın- mesafede durabilmeli.

Evet, CHP’nin başına gelenler bir siyasi faciadır. Fakat YENİ Parti, bu facianın içinden Türkiye’nin yüz yıllık siyasi kutuplaşmalarını aşacak yeni ve çağdaş bir demokratik sol hareket çıkarabilirse, yalnızca CHP seçmenlerinin değil, demokratik bir Türkiye’de yaşamak isteyen herkesin partisi olabilir. Fakat bu imkânın görünür bir gerçekliğe dönüşmesi, eski partinin yalnızca adını ve kalıplaşmış örgütünü değil, siyasi sınırlarını da geride bırakabilmesine bağlı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş