Nur Mehmet Güler yazdı – Bir varoluş hikâyesi: Amedspor

Amedspor’un Süper Lig’de şaşırtan yükselişine tanıklık ediyoruz. Son olarak Beşiktaş karşısında aldığı galibiyet önemli bir başarıdır. Tebrik ediyorum. Bundan yalnızca iki sezon önce 2. Lig’de mücadele eden bir takımın Süper Lig’e kadar yükselmesi bile başlı başına önemli bir başarı hikâyesi olarak takdire şayandır. Elbette bu başarıyı yalnızca taraftarın coşkusu veya takımın temsil ettiği toplumsal değerlerle açıklamak mümkün değil. Futbolda başarı için iyi futbolculara, güçlü bir teknik kadroya, doğru yönetime, ekonomik kaynaklara, eğitime, disipline ve uzun vadeli bir çalışma programına ihtiyaç var.

Nur Mehmet Güler yazdı - Bir varoluş hikâyesi: Amedspor
Nur Mehmet Güler yazdı – Bir varoluş hikâyesi: Amedspor

Amedspor’un son yıllardaki yükselişinin arkasında öncelikle böyle bir sportif ve kurumsal düzeyi görmek gerekir. Ancak Amedspor’da bunlara eklenen başka bir güç daha var: Takımla taraftar arasında alışılmış futbol taraftarlığının ötesine geçen güçlü bir aidiyet ilişkisi…

Bir varoluş hikâyesi: Amedspor

Amedspor’un kökleri 1972’de Diyarbakır’da kurulan Melikahmet Turanspor’a kadar uzanıyor. Kulüp daha sonra Melikahmetspor, Diyarbakır Belediyespor, Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor ve DİSKİspor gibi farklı isimlerle yoluna devam etti. Asıl kırılma 2014’te yaşandı ve kulüp Amed Sportif Faaliyetler adını aldı. Görünüşte bu sadece bir isim değişikliğiydi. Ancak zaman içerisinde kulübün toplumsal karşılığı değişti. Amedspor, Diyarbakır’da futbol oynayan bir takım olmanın ötesine geçerek kentin sınırlarını aşan güçlü bir aidiyet alanına dönüştü.

Amedspor taraftarı yalnızca tuttuğu takımın kazanmasını isteyen bir futbol seyircisi değil. Takımın başarısını kendi başarısı, görünürlüğünü kendi görünürlüğü gibi yaşayan geniş bir toplumsal çevre oluşmuş durumda. Bu nedenle sportif başarı ile aidiyet arasındaki ilişkiyi doğru kurmak gerekiyor. Başarıyı elbette sadece bu aidiyet yaratmadı. Takım alt liglerde mücadele ederken de güçlü biçimde sahipleniliyordu. Sportif başarı zaten var olan toplumsal enerjiyi büyüttü ve görünür hâle getirdi. Amedspor’un futbolcuları sahaya çıktıklarında doksan dakika boyunca kendilerini destekleyen bir tribünün önünde oynamıyor. Takımın başarısını kendisinden bir parça olarak gören büyük bir topluluğun beklentisi ve motivasyonu ile oynuyorlar.

Futbol tarihinde bunun farklı örnekleri var. Barcelona bunların en bilineni. Barcelona’yı dünyanın en büyük futbol kulüplerinden biri yapan; futbolcuları, teknik birikimi, altyapısı, ekonomik gücü ve kurumsallaşmasıdır kuşkusuz. Ancak kulübün Katalan toplumuyla kurduğu ilişkinin bu hikâyedeki önemini yadsıyamayız. Özellikle 1940’lı yıllarda Katalan kimliğinin kamusal ifadesinin sınırlandığı koşullarda Barcelona giderek güçlü bir toplumsal sembole dönüştü. “Més que un club”, yani “Bir kulüpten daha fazlası” sözü böyle bir tarihsel arka plan içerisinde anlam kazandı.

İspanya’nın demokratikleşmesi Katalan kimliğini, dilini, kültürünü ve aidiyetini güçlendirirken Barcelona da İspanya futbolunun ve giderek dünya futbolunun en önemli kurumlarından biri hâline geldi. Katalan olmak ile daha büyük bir futbol dünyasının parçası olmak birbirinin karşıtı olmadı yani. Barcelona 2017’de Katalonya konusunda yaşanan ağır siyasal kriz sırasında bile kendi kimliğinden vazgeçmeden diyalog, müzakere, karşılıklı saygı ve barışçıl birlikte yaşama çağrısında bulundu. Bu deneyim ve tutum çok kıymetliydi. Bir kimliğin güçlü biçimde ifade edilmesi ile ortak bir siyasal ve toplumsal alan içerisinde yaşaması birbirini dışlamak zorunda değil, dışlamamalıdır da.

“Düşmanlık” alanından kurtuldukça…

Bask ülkesindeki Athletic Bilbao deneyimi de bu açıdan öğreticidir. Bask sorunu uzun yıllar silahlı çatışma, devlet politikaları, milliyetçilik ve ağır siyasal kutuplaşmayla birlikte yaşandı. ETA’nın silahlı faaliyetlerinin sona ermesiyle yeni bir dönem başladı, ancak Bask kimliği varlığını sürdürmeye devam etti. Athletic Bilbao bu arada Bask kimliğiyle kurduğu ilişkiyi terk etmedi. Kulüp bugün hâlâ yerel futbolcu yetiştirmeye, altyapıya ve Bask ülkesiyle kurduğu tarihsel ilişkiye dayanan özgün modelini sürdürüyor. Yani çatışmanın sona ermesi kimliğin sona ermesi anlamına gelmedi. Kimlik; çatışma, karşıtlık, “düşmanlık” alanından kurtuldukça kültürün, sporun ve demokratik toplumsal hayatın içerisinde kendisini daha güçlü ifade etmeye devam etti.

İrlanda’daki Derry City deneyimi de farklı ve belki de daha çarpıcıdır. Kuzey İrlanda çatışmasının sembolik kentlerinden Derry’nin takımı, güvenlik sorunları nedeniyle bir dönem kendi sahasında oynayamaz hâle geliyor. Hatta 1972’de Kuzey İrlanda liginden çekilmek zorunda kalıyor. Yıllar sonra Birleşik Krallık sınırları içerisinde bulunan Derry’nin takımı İrlanda Cumhuriyeti’nin futbol ligine katıldı. Siyasi sınır ortadan kalkmamıştı ama futbol bu sınırın üzerinden geçen farklı bir toplumsal ilişki kurmuştu. Bir dönem çatışmanın ortasında kalan Derry City’nin Brandywell Stadı’nın 2025 yılında gençler arasında ilişkileri, güveni ve toplumsal uzlaşmayı geliştirmeyi amaçlayan uluslararası bir “Barış Sahası” olarak ilan edilmesi, bu değişimin sembolik de olsa çok anlamlı bir ifadesidir.

Elbette Katalonya, Bask ülkesi, Kuzey İrlanda ve Kürt meselesi birbirinden büyük farklılıklar taşıyan tarihsel sorunlardır. Barcelona, Athletic Bilbao, Derry City ve Amedspor’u aynılaştırmak amacında değilim. Kaldı ki futbolun bu sorunlardan herhangi birini çözdüğünü iddia edemeyiz. Siyasal sorunların çözümü siyaset, hukuk, müzakere ve toplumsal uzlaşma gerektirir. Ancak bu deneyimler toplumsal bütünleşmenin farklılıkların ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini gösterdi. İnsanlar dillerini, kültürlerini, tarihlerini, sembollerini ve aidiyetlerini koruyarak ortak bir toplumsal alanın, aktivitenin, başarının, heyecanın parçası olabilirler, olmalılar da.

Amedspor’a biraz da barış süreci penceresinden bakmak gerekir. Demek ki bir takımın adının Amed olması, taraftarlarının ağırlıklı olarak Kürtler olması kimsenin aleyhine bir durum yaratmıyor, ülkeyi bölmüyor. Amedspor bu ülkenin ortak değerlerinden biri olarak başarılara imza atıyor. Bu pencereden bakınca ötekileştirmenin, farklılaştırmanın, ayrıştırmanın tehlikeli sonuçları daha görünür hâle gelmiyor mu? Demek ki barış, farklı kimliklerin birbirlerini tanıyarak ortak bir hayat kurabilmesi olarak düşünüldüğünde hayata bambaşka bir düzlemde, karşılıklı anlayış ve hoşgörü içinde bakılabiliyor. Amedspor bu ülkenin bir takımı; başarısıyla hep birlikte gurur duyabiliriz.

Yaşayarak gördük ki futbol, farklılıkları ortadan kaldırmadan insanları aynı oyun alanında buluşturabiliyor. Amedspor taraftarı kendi formasını giyiyor, kendi renklerini taşıyor ve kendi takımının kazanmasını istiyor. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Başakşehir veya başka bir takımın taraftarı da kendi renklerini ve aidiyetini taşıyor. Kimse kendisi olmaktan vazgeçmiyor, herkes aynı oyunun kurallarını kabul ediyor. Rekabet ortadan kalkmıyor, sadece biçim değiştiriyor. İnsanlar birbirleriyle çatışmak yerine yarışıyor, kazanıyor, kaybediyor ve yeniden karşılaşıyor.

Barışı sadece siyasetçilerin müzakere masasında kuramayız

Amedspor’un liderliğe yükselişinin Türkiye’nin içinden geçtiği süreç bakımından taşıdığı anlamlardan biri de budur. Diyarbakır ile İstanbul, İzmir, Trabzon, Samsun ve başka kentler arasında yeni futbol karşılaşmaları olacak. Elbette bunun kendiliğinden toplumsal barış yaratacağını söylemiyorum. Futbol milliyetçiliğin, ırkçılığın, ayrımcılığın ve nefret dilinin üretildiği bir alana da dönüşebilir. Kuşkusuz böyle olmasını isteyen büyük bir kesim de var. Bu nedenle Amedspor’un diğer kulüpler tarafından nasıl karşılanacağı, Amedspor taraftarının diğer taraftarlarla nasıl ilişki kuracağı, federasyonun yaklaşımı, kulüp yöneticilerinin kullanacağı dil ve medyanın maçları nasıl aktaracağı gerçekten büyük önem taşıyor. Kabullenmenin, birbirini eşit “rakipler” olarak görmenin olgunluğu ve bilgeliği giderek daha fazla gelişmelidir.

Barışı sadece siyasetçilerin müzakere masasında kuramayız. Barışın toplumun gündelik hayatında, duygularında da karşılık bulması gerekiyor. Üniversitede, iş yerinde, sokakta, sanatta ve sporda insanlar birbirleriyle eşit ve özgür şartlarda karşılaşmalı. Birbirlerini tanımalı, birbirlerinin varlığına alışmalı ve birlikte yaşamanın gündelik kültürünü oluşturmalıdırlar. Toplumsal barış böyle inşa edilir, yaşamın içinde. Futbol sahası neden böyle bir karşılaşma alanı olmasın? Barcelona, Athletic Bilbao ve Derry City deneyimleri gösterdi ki ortak yaşamda farklılıklar birbirine “düşman” olmak zorunda değil.

Amedspor’un sahip olduğu güçlü toplumsal motivasyon bu nedenle önemli bir imkândır. Elbette bu enerji tek başına kalıcı başarı yaratır demiyoruz. Barcelona’nın arkasında La Masia, Athletic Bilbao’nun arkasında Lezama var. Bu büyük futbol kurumları yalnızca aidiyet ve duyguyla kuruldu da demiyoruz. Kuşkusuz eğitim, altyapı, teknik bilgi, bilim, ekonomi, profesyonel yönetim ve uzun vadeli planlama olmazsa olmazlardır.

Amedspor, taraftarın yarattığı büyük toplumsal enerjiyi kalıcı bir futbol kurumuna dönüştürmeyi başarmalıdır. Futbol akademisini geliştirmek, çocukları ve gençleri yetiştirmek, teknik eğitimi güçlendirmek, kadın futbolunu büyütmek, ekonomik yapıyı sürdürülebilir hâle getirmek ve kulübü kişilere bağlı olmaktan çıkararak kurumsallaştırmak başarının başlıca yollarındandır.

Bir kulüpten daha fazlası olmak

Amedspor iki önemli görevi aynı anda yerine getirebilir. Bir taraftan iyi futbol oynayan, güçlü altyapısı ve kurumsal yapısıyla Süper Lig’de kalıcılaşan bir spor kulübü olabilir. Diğer taraftan kendisini var eden güçlü toplumsal aidiyeti, başkalarıyla karşılaşabilen açık ve özgüvenli bir futbol kültürüne dönüştürebilir. Bu gerçekleşirse Amedspor’un başarısı sportif bir başarının ötesine geçerek toplumsal barış, uzlaşma ve birlikte yaşama arayışının anlamlı deneyimlerinden birine dönüşür.

Gerçek ve kalıcı bir toplumsal barış için insanların birbirlerini görmeleri, tanımaları, karşılaşmaları ve farklılıklarıyla birlikte aynı hayatın içerisinde yaşamayı öğrenmeleri gerekir. Futbol bunun önemli alanlarından biridir. Ve tabii Amedspor da daha şimdiden böyle bir karşılaşmanın emin adımlarla yürüyen aktörlerinden biridir.

İşte “bir kulüpten daha fazlası olmak” budur. Kendi kimliğini kaybetmeden başkalarıyla aynı sahaya çıkabilmek, rakip olmak ama düşman olmamak, farklı kalmak ama birlikte yaşayabilmek. Tekrar tebrikler, Süper Lig lideri Amedspor!

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş