Kasım seçimlerinde pusulada adı olmayacak ama kampanyanın merkezinde yine Donald Trump var. Öte yandan Dallas’ta JD Vance için yükselen “48!” sesleri, Cumhuriyetçi Parti’nin şimdiden Trump sonrasını düşündüğünü gösterdi. Asıl soru ise şu:
Vance, Trump’ın siyasi mirasını devralabilecek mi ve devralacağı Trumpizm, 10 yıl öncesinin Trumpizmiyle aynı mı olacak?
Donald Trump’ın adı ABD’deki Kasım ara seçimlerde oy pusulasında olmayacak. Ama Trump, Cumhuriyetçi seçmenlerden sanki öyleymiş gibi davranmalarını istiyor. Geçtiğimiz hafta Dallas’ta düzenlenen Cumhuriyetçi Parti ara seçim kongresinde Trump’ın verdiği en önemli mesaj tam olarak buydu: “Ben pusuladaymışım gibi düşünün.”
İki günlük kongrenin tamamı da bu mesajın sahneye konmuş hâliydi. Normalde başkan adaylarının belirlendiği yıllarda gördüğümüz büyük parti kongrelerini andıran etkinliğin merkezinde yine Trump vardı. Bu tercihin anlaşılır sebepleri var. Öncelikle, bu sene ABD siyaseti üzerine yazdığım bir dizi yazıda vurguladığım gibi, bu seçim Trump için hayati öneme sahip. Kongre’nin bir ya da iki kanadının Demokratlara geçmesi, Trump’ın başkanlığının son iki yılını ciddi biçimde zorlaştırabilir. Hatta yeni bir azil süreci bile potansiyel olarak gündemde.
Öte yandan Trump hâlâ Cumhuriyetçi tabanı harekete geçirme konusunda partide başka kimsenin sahip olmadığı bir kapasiteye sahip. Fakat bu durum Cumhuriyetçilerin Kasım ayındaki ara seçimlere dair temel açmazının da sebebi: Trump, tabanı sandığa götürmenin en güçlü aracı olurken bağımsız seçmenleri uzaklaştıran ve Demokrat seçmenleri sandığa götüren en önemli kutuplaştırıcı figür.

Ara seçimlerin pusulasında Trump var
Bu nedenle Dallas kongresi Cumhuriyetçilerin 2026 ara seçimleri için geliştirdiği stratejinin de ilanı niteliğindeydi. Stratejinin özeti, seçimi mümkün olduğunca Trump üzerinden kutuplaştırmak.
Bu stratejinin riski ise en son anket sonuçlarında görülüyor. Ağustos sonunda yapılan Reuters/Ipsos araştırmasında Trump’ın görev onayı yüzde 33’e kadar düşmüş durumda. Bağımsız seçmenler arasındaki destek daha da düşük. Aynı araştırmada Demokrat seçmenlerin yüzde 46’sı ara seçimlerde oy kullanmak konusunda “çok hevesli” olduğunu söylerken Cumhuriyetçilerde bu oran yüzde 31’de kalıyor. Seçmenlerin yüzde 71’i ise Trump’ın hayat pahalılığını yönetme biçiminden memnun değil.
Seçim haritası da Cumhuriyetçiler açısından hiç de rahat olmayan bir tablo sunuyor. Temsilciler Meclisi’nde çok sayıda yarış başa baş gidiyor; Senato’da ise Alaska’dan Georgia’ya, Maine’den Texas’a kadar Trump’ın kaderini belirleyebilecek kritik yarışlar var.
Dolayısıyla Trump’ın “beni pusulada varsayın” çağrısı yalnızca kişisel bir siyasi refleks değil; Cumhuriyetçilerin karşı karşıya olduğu mobilizasyon sorununa verilmiş bir cevap. Fakat bunun karşısında Demokratların da Kasım seçimlerini Trump hakkında bir referanduma dönüştürmek istemesi de aynı derecede doğru.
Kritik Senato yarışlarındaki Cumhuriyetçi adaylar da aynı ikilemle karşı karşıya. Trump’a yaklaşmak tabanı heyecanlandırabilir; ancak özellikle Türkçeye “salıncak eyalet” diye çevrilen “swing state”lerde, yani iki parti arasında gidip gelen 50-50 bandındaki eyaletlerde bağımsız seçmeni kaybetmenin bedeli olabilir. Maine Senatörü Susan Collins dahil bazı kritik Cumhuriyetçi isimlerin Dallas’taki gösteriden uzak durmayı tercih etmesi de bu gerilimin somut bir göstergesiydi. Nitekim ABD basınında birçok analiz Dallas kongresi öncesinde tam bu çelişkiye dikkat çekmişti: Etkinliğin bütünüyle Trump etrafında tasarlanması, Demokratların istediği şekilde ara seçimleri Trump hakkında bir referanduma dönüştürebilir.

Trump’ın varisi JD Vance mi?
Dallas’taki asıl mesele yalnızca Trump’ın hâlâ Cumhuriyetçi Parti’ye ne kadar hâkim olduğu değildi. Kongre aynı zamanda partinin Trump sonrasını düşünmeye başladığını da açıkça gösterdi. Ve bu doğrultuda Trump sonrasına dair beklenen büyük tartışmanın fitilini ateşledi.
Ne mi oldu? İki günlük Dallas kongresinin ikinci gecesinin yıldızı Başkan Yardımcısı JD Vance’ti.
Vance sahneye çıktığında “JD” tezahüratlarıyla karşılandı. Bir süre sonra salondan bu kez “48! 48!” sesleri yükseldi. Bu tezahürat, Vance’in 2028’de seçilirse ABD’nin 48. başkanı olacağına dair bir göndermeydi. Başkanlık beklentisini açıkça ortaya koyan bu tezahüratlara Vance gülümseyerek karşılık verdi ve önce “bu Kasım’daki işi halletmeleri” gerektiğini, sonrasını daha sonra düşüneceklerini söyledi.
Fakat Vance, konuşmasıyla kendisini Trump’ın siyasi varisi olarak konumlandırdı. İki günlük kongrede Trump dışında en güçlü karşılamayı alan isimdi; konuşmasında göç, kültür savaşları, ABD imalat sanayisi ve Demokratlara sert söylemlerle saldırmak gibi Trumpizmin temel başlıklarını sahiplendi. Bunu yaparken de bilinçli bir şekilde Trump’a sadakatini sürekli olarak vurguladı. Zira Vance, 2028 iddiasını mevcut lidere meydan okuyarak değil, onun doğal devamı görüntüsü vererek inşa ediyor.
Vance’in siyasi hikâyesi de bu dönüşümü anlamak açısından önemli. Ohio’da işçi sınıfı bir aile çevresinde büyüdü, Deniz Piyadeleri’nde görev yaptı ve Irak’a gitti; ardından Yale Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 2016’da yayımlanan Hillbilly Elegy ile Trump’ın yükselişini mümkün kılan beyaz işçi sınıfının kültürel ve ekonomik dünyasını anlatan bir yazar olarak ülke çapında tanındı. Aynı dönemde Trump’ın sert eleştirmenlerinden biriydi. Birkaç yıl içinde ise MAGA hareketinin en etkili isimlerinden birine dönüştü. 2022’de Ohio’dan senatör seçildi, 2024’te de Trump’ın başkan yardımcısı adayı oldu.
Bu geçmiş bugün Vance’in en önemli siyasi avantajlarından biri hâline gelmiş durumda. Trump’a karşı çıkarak değil, Trumpizmin içine girip onu daha sistematik bir siyasi programa dönüştürerek yükseliyor.
Anketler de Dallas’taki coşkunun yalnızca kongre salonuyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Eylül başı itibarıyla RealClearPolitics 2028 Cumhuriyetçi başkan adaylığı anket ortalamasında Vance’i açık ara ilk sırada gösteriyor; Marco Rubio ikinci sırada. Guardian’ın aktardığı son ankette de Vance yüzde 43, Rubio yüzde 21 seviyesinde.
Henüz 2028’e iki yıl var. Rubio, Ted Cruz, Ron DeSantis ve başka isimler de yarışa girebilir. Trump’ın kimi destekleyeceği de belli değil. Fakat şu an Vance’in rakiplerinden önemli bir farkı var: Trump sonrasına hazırlanırken Trump’tan kopmayı değil, onun siyasal mirasının devamını temsil etmeyi seçiyor.

Trumpizm Trump’sız yaşayabilir mi?
Trump’ın 2015’te başlattığı siyasi hareket büyük ölçüde Trump liderliğine bağlı olsa da artık yalnızca Donald Trump’ın kişiliğinden ibaret değil kuşkusuz. Geçen on yılı aşkın sürede Cumhuriyetçi Parti’nin göçten ticarete, dış politikadan devlet kurumlarına ve müesses nizama bakışına varasıya pek çok temel başlığa yaklaşımını değiştiren bir siyasal repertuvar oluştu.
Sert göç politikaları, ekonomik milliyetçilik ve korumacılık, kültür savaşları, siyasi ve bürokratik elitlere güvensizlik, güçlü başkanlık anlayışı ve “America First” söylemi bugün Cumhuriyetçi siyasetin merkezinde.
Vance tam da bu nedenle önemli. Trump’ın çoğu zaman sezgisel, kişisel ve zaman zaman birbiriyle çelişen biçimde dile getirdiği fikirleri daha sistematik bir ideolojik çerçeveye oturtabiliyor. Ekonomik popülizmi, göç ve kültür meselelerindeki sertliği ve ABD dış politikasına dönük şüpheciliğiyle Trumpizmi ikinci kuşağa taşıyabilecek bir siyasetçi görünümünde. Fakat bu mirasın ne kadar tutarlı olduğu sorusunun cevabı bugün, Vance’in de elini giderek daha fazla zorlayan biçimde, dış politikada ve özellikle İran Savaşı’nda yatıyor.
“America First”ten İran Savaşı’na savrulan Trumpizm
Trump’ın 2016’daki yükselişinin önemli unsurlarından biri Cumhuriyetçi Parti’nin George W. Bush dönemindeki müdahaleci dış politikasına yönelttiği eleştiriydi. Irak Savaşı bir hataydı; Washington’ın “sonsuz savaşları” ABD kaynaklarını tüketiyordu; ABD askerleri dünyanın dört bir yanındaki rejimleri değiştirmek için kullanılmamalıydı.
JD Vance de bu damarın Trump’tan sonraki en önemli temsilcilerinden biri oldu. Senatörken ve başkan yardımcılığına yükselirken ABD müdahaleciliğini mütemadiyen eleştirdi ve yeni Orta Doğu savaşlarına sert biçimde karşı çıktı. 2026’da ise kendisini, Trump yönetiminin giderek uzayan İran Savaşı’nın başkan yardımcılığı pozisyonunda buldu.
The New York Times bu hafta yayımladığı dikkat çekici özel haberde bu çelişkinin Vance açısından ne kadar ciddi bir mesele hâline geldiğini gösterdi. Habere göre Vance, ilkbahar ve yaz boyunca Ortadoğu, Avrupa ve Asya’daki ABD komutanlarını doğrudan arayarak İran savaşı hakkında süzgeçten geçirilmemiş değerlendirmelerini istedi. Komutanlardan aldığı bilgiler, savaşın seyri ve özellikle ABD’nin mühimmat stokları konusunda yönetimin kamuoyuna verdiği iyimser mesajlardan daha kaygılı bir tablo ortaya koyuyordu.
Habere göre Vance savaşın başından beri harekâta mesafeli durmuş ve Trump tarafından çatışmayı sona erdirme çabalarında görevlendirilmişti. Ancak komutanlarla görüşmelerinden savaşın stratejisi, İran rejiminin ne kadar baskıya dayanabileceği ve ABD’nin kritik savunma mühimmatlarının hızla tükenmesi konusunda ciddi kaygılarla ayrıldı.

Başından beri bildiğimiz başka bir sorun daha var: ABD kamuoyu da savaşa ikna olmuş değil.
Reuters/Ipsos araştırmasında Amerikalıların yalnızca yüzde 36’sı İran savaşını destekliyor. Savaşın enerji fiyatları ve hayat pahalılığı üzerindeki etkisi ise dış politika meselesini doğrudan Kasım seçimlerinin en önemli iç politika sorunlarından birine bağlıyor.
Üstelik Washington’da artık savaşın kısa vadede biteceğine ilişkin iyimserlik de hâliyle tükenmiş durumda. ABD basınında son haftalarda çıkan değerlendirmeler, yönetimin çatışmanın Trump’ın görev süresinin sonuna kadar uzayabileceği ihtimalini dahi hesaba kattığını gösteriyor.
İran savaşı böylece yalnızca Trump yönetiminin giderek uzayan ve çetrefilleşen bir dış politika sınavı olmaktan çıktı. Aynı zamanda Trump sonrası Trumpizm’in ilk büyük ideolojik sınavlarından birine dönüştü. Dallas’ta Trump bugünü, Vance ise giderek daha fazla yarını temsil ediyordu. Fakat Vance’in devralmaya hazırlandığı miras artık 2016’daki Trumpizm değil; iktidarın, tarifelerin ve şimdi de İran Savaşı’nın dönüştürdüğü bir Trumpizm.
Bu yüzden 2028’e giderken asıl soru Trump’ın varisinin kim olacağından ziyade Trump’tan sonra hangi Trumpizmin hayatta kalacağı.














