Gülener Kırnalı yazdı: İsrail seçimlerinden bize ne? Netanyahu, Ortadoğu ve Türkiye üzerine 7 soru

7 Ekim saldırıları ve Ortadoğu’yu kana bulayan üç yıllık savaşın ardından İsrail tarihî bir seçime gidiyor. Netanyahu’nun siyasi geçmişinin ve geleceğinin oylanacağı seçim, İran’a yönelik yeni saldırı hazırlıkları ve ABD ara seçimlerinin gölgesinde gerçekleşecek. Üstelik bu seçim yalnızca İsrail’i ilgilendirmiyor. Peki sandıktan çıkacak sonuç Türkiye’den Filistin’e, İran’dan Washington’a nasıl etkiler yaratabilir? Gelin, İsrail seçimlerinin olası sonuçlarına 7 soru üzerinden bakalım.

İsrail seçimlerinden
İsrail seçimlerinden bize ne? Netanyahu, Ortadoğu ve Türkiye üzerine 7 soru

1. İsrail’de kim, ne için yarışıyor?

İsrail seçimleri kabaca Netanyahu yanlıları ile karşıtları arasında geçiyor. Ancak bu, klasik bir sağ-sol mücadelesi değil. Netanyahu’nun Likud Partisi; aşırı sağcı Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich’in partileriyle ultra-Ortodoks Yahudi partilerinin oluşturduğu geniş sağ ittifakın merkezinde yer alıyor.

Karşısındaki en güçlü isim ise eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot. Yeni kurduğu Yashar partisiyle seçim yarışına giren Eisenkot’a, eski başbakan Naftali Bennett ile muhalefet lideri Yair Lapid’in ortak listesi, Avigdor Lieberman’ın milliyetçi Yisrael Beiteinu partisi ve Yair Golan’ın liderliğindeki sol eğilimli Demokratlar eşlik ediyor.

Yani Netanyahu’nun karşısında, milliyetçi sağdan liberal merkeze ve sosyal demokrat sola uzanan, birbirinden oldukça farklı siyasi hareketler bulunuyor. Bu partilerin ortak noktası, Netanyahu’nun iktidarına son vermek istemeleri. Ancak bu hedef, özellikle güvenlik ve Filistin politikalarında aynı görüşleri paylaştıkları anlamına gelmiyor.

Seçimin temel tartışmaları arasında 7 Ekim 2023’teki tarihî bir kırılma niteliğindeki Hamas saldırısı karşısında yaşanan güvenlik başarısızlıklarının sorumluluğu, Gazze savaşının bilançosu, Netanyahu’nun yargı reformları, yolsuzluk davaları ve ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik muafiyetleri bulunuyor.

2. Seçimin olası sonuçları neler?

İsrail’de 120 sandalyeli parlamentoda hükümet kurabilmek için en az 61 milletvekilinin desteği gerekiyor. Son anketler ise hiçbir siyasi bloğun bu çoğunluğa kolayca ulaşamayacağını gösteriyor.

Ekim ayı boyunca yapılan araştırmalar, Netanyahu’nun iktidar bloğunun çoğunluğun gerisinde kaldığına işaret ediyor. 22 Ekim itibarıyla dokuz farklı araştırma şirketinin son anketlerinin ortalamasına göre Netanyahu’nun Likud Partisi’nin yaklaşık 23, Eisenkot’un Yashar partisinin ise 21 sandalye kazanması bekleniyor. Netanyahu yanlısı ittifakın toplamı yaklaşık 50 ila 53 sandalyede kalırken, muhalefet partileri de Arap partilerinin desteği olmadan çoğunluğu sağlayamıyor. Üstelik araştırma şirketleri arasında önemli farklılıklar var.

Bu belirsiz tablo üç ana olasılığı gündeme getiriyor: Netanyahu’nun sağ partilerle yeniden çoğunluk sağlaması, Eisenkot öncülüğünde alternatif bir hükümet kurulması veya hiçbir tarafın hükümet kuramaması.

Özellikle ikinci senaryo dikkat çekici. Netanyahu karşıtlarını birleştiren esas unsur ortak bir ideoloji değil, Netanyahu’nun iktidardan uzaklaştırılması hedefi. Dolayısıyla milliyetçilerden liberallere ve merkez sağdan sola uzanan oldukça eklektik bir koalisyon ortaya çıkabilir. Arap partilerinin olası desteği de belirleyici olabilir.

Ancak Netanyahu karşıtlarının toplamda daha fazla sandalye kazanması, otomatik olarak hükümet kurabilecekleri anlamına gelmiyor. İsrail’de seçim gecesinin kazananı ile hükümeti kuran kişi farklı olabilir. Çünkü cumhurbaşkanı, seçim sonuçlarının ardından parti liderleriyle görüşerek hükümet kurma şansı en yüksek milletvekilini görevlendiriyor. Dolayısıyla belirleyici olan, sandıktan birinci çıkmaktan çok, 61 milletvekilinin desteğini bir araya getirebilmek.

3. Netanyahu giderse İsrail’in politikaları değişir mi?

Bu seçimin belki de en önemli sorusu bu. Netanyahu’nun yenilgisi İsrail siyasetinde büyük bir kırılma yaratabilir. Ancak bu, ülkenin dış ve güvenlik politikalarının kökten değişeceği anlamına gelmiyor. Hele Türkiye açısından, iktidar değişse bile mevcut politikaların ve giderek artan düşmanlığın büyük ölçüde devam etmesi olası.

Çünkü Netanyahu’nun başlıca rakipleri de İran’ı İsrail’in en büyük güvenlik tehdidi olarak görüyor. Üstelik Türkiye’ye yönelik tehdit söylemi Netanyahu’yla sınırlı değil. Bennett, Türkiye’yi açıkça “yeni İran” olarak tanımlarken Eisenkot da Ankara’nın Suriye ve Gazze’deki artan etkisini İsrail açısından bir güvenlik sorunu olarak değerlendiriyor. Özellikle Bennett, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerini de destekleyen sağcı bir siyasetçi.

Buna karşılık Netanyahu sonrası bir hükümet, yargı bağımsızlığı, demokratik kurumların işleyişi ve 7 Ekim başarısızlıklarının soruşturulması gibi konularda farklı bir çizgi izleyebilir. Ben-Gvir ve Smotrich gibi aşırı sağcı aktörlerin hükümet dışında kalması da önemli sonuçlar doğurabilir. Muhalefet içindeki bazı isimlerin Türkiye ile gerilimin azaltılmasını savunması da diplomasi açısından yeni bir alan açabilir.

Tüm bunlarla birlikte Netanyahu’nun kaybetmesi, İsrail’in iç siyasetinde ciddi bir değişim yaratma potansiyeline sahipken Ortadoğu’daki askerî ve stratejik politikalarında çok daha sınırlı bir dönüşüme yol açabilir.

4. İran’a yeni bir saldırı mı hazırlanıyor?

Seçimlerin en kritik uluslararası boyutu kuşkusuz İran savaşı. ABD ve İsrail’in, Kasım ayında İran’a yönelik yeni ve kapsamlı saldırılar düzenlemek için hazırlık yaptığına ilişkin haberler son günlerde gündeme geldi. Üstelik Washington, Suudi Arabistan’daki zorunlu personel tahliyelerinin yanı sıra Ortadoğu’daki başka diplomatik temsilciliklerinde de çalışan sayısını azaltmaya başladı.

İki ülkenin askerî planlamayı ilerlettiği, ancak Trump’ın 3 Kasım’daki ABD ara seçimlerinden önce yeni bir operasyon başlatmak istemediği belirtildi. Gerekçelerden biri savaşın petrol fiyatlarını yükselterek Amerikan seçmenlerini olumsuz etkileme ihtimali. Trump da İran konusunda yakında bir gelişme yaşanacağını söyleyerek bunun seçimlerden sonra olabileceğine işaret etti.

Bu gelişmeler, askerî operasyonların seçim takvimlerinden bağımsız düşünülmediğini gösteriyor. Bununla birlikte hazırlık yapılması, saldırı kararının kesinleştiği anlamına gelmiyor. Askerî tehdit aynı zamanda Tahran’ı müzakere masasında taviz vermeye zorlamanın aracı olabilir. Nitekim benzer şeyleri defalarca gördük. Ama birçok analist 3 Kasım sonrası bir ABD saldırısının masada olduğuna hemfikir.

Netanyahu için İran, hem İsrail’in güvenlik stratejisinin merkezinde hem de seçim kampanyasının başlıca konularından biri. Üstelik yeni bir askerî operasyon, İsrail’de seçim sonrasında başlayacak koalisyon görüşmelerini de etkileyebilir. Güvenlik krizinin derinleşmesi, hem partilerin ittifak tercihlerini hem de yeni hükümetin kurulacağı siyasi ortamı değiştirebilir. Dolayısıyla İran’la çatışmanın yeniden tırmanması ihtimali, yalnızca bölgenin değil, İsrail’in seçim sonrası siyasetinin de en önemli belirsizliklerinden biri.

5. Trump için İsrail seçimlerinin önemi ne?

Kendisi de bir hafta sonraki zorlu ve sancılı seçimin gölgesi altında bunalan Donald Trump, geçen hafta Netanyahu’nun yeniden seçilmesini açıkça destekledi. Üstelik bu, ABD-İsrail ilişkileri açısından tarihî bir adım. İki ülke arasındaki yakın ittifaka rağmen, görevdeki bir ABD başkanı ilk kez İsrail seçimlerinde bir adaya bu kadar açık ve doğrudan destek verdi. Trump, Netanyahu’yu İran’a karşı mücadelede vazgeçilmez bir ortak olarak tanımlarken başka bir liderin seçilmesi durumunda Washington’un İran’la tek başına mücadele etmek zorunda kalabileceğini savundu.

Aslında bu destek şaşırtıcı değil. Ancak 2026 yılını kan ve savaşla anılan bir yıla dönüştüren Trump-Netanyahu ittifakının siyasi geleceğinin yalnızca bir hafta arayla yapılacak iki seçimle şekillenecek olması tarihin tuhaf bir cilvesi. İlginç olan ise Trump’ın bu desteğinin iki lider arasında son aylarda yaşanan ciddi gerilimlere rağmen gelmesi. Hatırlamak gerekirse Netanyahu, İran’a yönelik kapsamlı saldırıların bir an önce yeniden başlamasını isterken Trump, savaşın maliyetlerinden ve seçimlerde yaratabileceği tepkiden çekinerek operasyonları ertelemeyi, Tahran’la diplomatik anlaşma ihtimalini de açık tutmayı tercih etti.

İsrail seçimlerinden yalnızca bir hafta sonra, 3 Kasım’da ABD’de Kongre ara seçimleri yapılacak. Savaşın ekonomik maliyeti, yükselen enerji fiyatları ve ABD’nin Ortadoğu’da yeni bir askerî tırmanışa sürüklenmesi ihtimali Trump açısından ciddi siyasi riskler taşıyor. Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğu iki kamarada da kaybetmesi, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin kalan iki yılında hareket alanını daraltabilir. Zaten hepimizin en büyük merak öznesi de bu.

Fakat Netanyahu’nun kazanması Trump açısından, bütün anlaşmazlıklara rağmen yakından tanıdığı ve İran konusunda benzer güvenlik kaygılarını paylaştığı bir ortakla devam etmek anlamına gelecek. Kaybetmesi ise Washington’u yeni ve muhtemelen daha karmaşık bir İsrail koalisyonuyla çalışmaya zorlayabilir. Ancak iki ülke arasındaki stratejik ittifakın seçim sonucuyla ortadan kalkması hiç ama hiç beklenmiyor.

6. Bu seçimin Türkiye açısından önemi ne?

Türkiye açısından İsrail seçimlerinin sonuçları çok cepheden önem arz ediyor. Ankara ile Tel Aviv arasındaki gerilim; başta Filistin meselesi olmak üzere Suriye’nin geleceği, İran savaşı ve Doğu Akdeniz’deki güç dengeleriyle doğrudan bağlantılı. Üstelik geçmişte yakın askerî ve diplomatik ilişkiler kurmuş olan iki ülke, son yıllarda giderek derinleşen bir düşmanlaşma sürecine girmiş durumda.

Özellikle Suriye, iki ülke arasında belirginleşen stratejik rekabetin merkezinde. Türkiye, Suriye’deki askerî ve siyasi nüfuzunu güçlendirmeye çalışırken İsrail, Ankara’nın artan etkisini kendi güvenliği açısından bir tehdit olarak değerlendiriyor. Ağustos ayında İsrail’in Suriye’de Türkiye’nin kullanmayı planladığı belirtilen bir askerî üsse düzenlediği saldırı, bu rekabetin doğrudan çatışmaya dönüşme riskini de ortaya koydu.

Ortadoğu’nun geleceğine ilişkin pek çok konuda karşı karşıya gelen iki ülke giderek hasımlaşırken siyasi söylemlerinde de karşılıklı düşmanlık belirginleşiyor. Türkiye’de İsrail karşıtlığının belirli ideolojik çevrelerde tarihsel kökleri var. Ancak Netanyahu’nun son üç yılda izlediği politikalarla adeta özene bezene inşa ettiği küresel İsrail antipatisine paralel olarak bu karşıtlık Türkiye’de de çok daha geniş kesimlere yayıldı. İsrail’de ise seçim kampanyasının gerilimli atmosferinde, gerek medyada gerekse siyasi adayların söylemlerinde Türkiye’nin yeni düşman olduğu anlatısı sıklıkla yeniden üretiliyor.

Netanyahu sonrasında kurulacak geniş tabanlı bir koalisyon hükümeti, Türkiye ile diplomatik gerilimi azaltabilir. Ancak önceki bölümlerde gördüğümüz gibi, İsrail’deki Türkiye karşıtlığı yalnızca Netanyahu’yla sınırlı değil.

Daha acil mesele ise İran. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 23 Ekim’de İstanbul’daki diplomatik görüşmelerin ardından İran’a yeni bir saldırının savaşı daha geniş bir coğrafyaya yayacağı uyarısında bulundu. Türkiye açısından çatışmanın tırmanması, sınır güvenliğinden enerji fiyatlarına ve ticaret yollarına kadar pek çok risk barındırıyor. Dolayısıyla Ankara açısından asıl soru, Netanyahu’nun gidip gitmeyeceğinden çok, seçim sonrasında İsrail’in Türkiye’yi bir rakip olarak mı yoksa diplomasi yürütülebilecek bir bölgesel aktör olarak mı göreceği.

7. Filistinliler için sandıktan ne çıkabilir?

Peki gelelim İsrail’in yarattığı cehennemde bu seçimlerin ne anlama geldiğine. Bu, İsrail kadar Filistin için de önemli bir seçim. Nihayetinde Gazze soykırımının mimarı Netanyahu’nun iktidarda kalıp kalmayacağının oylanması, başlı başına Filistinlilerin geleceğini de ilgilendiriyor. Ancak Netanyahu kaybetse dahi bu, Gazze’deki askerî politikaların sona ermesine veya İsrail’in Filistin politikasında köklü bir değişime otomatik olarak kapı açmayacak.

Çünkü İsrail’in başlıca muhalefet liderlerinin önemli bir bölümü de Filistin konusunda Netanyahu’dan hâllice. Hatta Netanyahu’nun en güçlü rakibi Eisenkot, iki devletli çözümü açıkça reddediyor. Aralarındaki farklılıklar daha çok Batı Şeria’nın ilhakı, Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesi, Gazze’nin gelecekte nasıl yönetileceği ve uluslararası diplomasiye yaklaşım konularında ortaya çıkıyor. Yani Netanyahu’nun gitmesi, Filistinliler için barışın veya bağımsızlığın geleceği anlamına gelmiyor.

Ancak bu kritik seçimin belirsizliğini artıran unsurlardan biri de İsrail vatandaşı Filistinlilerin temsil edildiği Arap partilerinin seçim sonrasında belirleyici bir konuma gelebilecek olması. Hükümet kurabilmek için gereken 61 sandalyeye ulaşmanın zorluğu düşünüldüğünde, bu partilerin desteği kritik önem taşıyabilir. Buna rağmen Netanyahu karşıtı muhalefetin önemli aktörleri, Arap partileriyle koalisyon kurmaya mesafeli. Dolayısıyla ortaya oldukça çarpıcı bir tablo çıkabilir: Netanyahu’nun iktidardan uzaklaştırılmasında belirleyici rol oynayan Filistinli seçmenlerin temsilcileri, kurulacak yeni hükümetin dışında bırakılabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş