Gülener Kırnalı yazdı: Trump neden seçime sayılı günler kala Putin’e göz kırpıyor?

ABD’de 3 Kasım’da yapılacak ara seçimlere yalnızca iki hafta kaldı. Ancak seçim sandığının gölgesi şimdiden Washington’ın çok ötesine, Ukrayna cephesine kadar uzanmış görünüyor. Trump, Rusya üzerindeki ekonomik baskıyı hafifletti, bir yandan da Ukrayna üzerindeki siyasi baskıyı artırdı. Trump, Putin’le yeni pazarlıklara girişirken Zelenski ile uzun zamandır olan husumetini Ukrayna’da lider değişikliği çığırtkanlığına vardırmış durumda. Üstelik bütün bunlar, dört yılı aşkın süredir devam eden savaşın yeniden hararetlendiği bir dönemde yaşanıyor. Peki, Trump neden bütün bunları yapıyor?

trump neden
Gülener Kırnalı yazdı: Trump neden seçime sayılı günler kala Putin’e göz kırpıyor?

Washington’da seçim telaşı, Moskova’yla pazarlık

Gelin, son on günde yaşanan bir dizi acayip gelişmeye bakalım. 9 Ekim’de Trump yönetimi, Rus dizelinin yeniden uluslararası piyasalara satışının önünü açan bir anlaşma duyurdu. Şubat ayında başlayan İran savaşının zaten altüst ettiği enerji piyasalarında fiyatları düşürmeyi, belki de seçim öncesinde bir nebze olsun rahatlama sağlamayı amaçlayan bu karar, Rusya’ya yönelik yaptırımların gevşetilmesi anlamına geliyor. Zelenski ise tahmin edebileceğiniz gibi verdi veriştirdi; Trump’ın kararının Rusya savaş ekonomisine can suyu olacağını söyleyerek Washington’ı sert biçimde eleştirdi.

Trump’ın Zelenski’ye yanıtı ise bana kalırsa anlaşmanın kendisinden bile daha çarpıcıydı. Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını kendine has üslubuyla hedef almakla kalmadı, Zelenski’nin yerine Putin’le anlaşabilecek yeni bir lider gelmesi gerektiğini söyledi. Bununla da yetinmedi. Bir hafta sonra Ukrayna’nın Rus rafinerilerini yeniden hedef almasını, küresel enerji fiyatlarını yükselttiği gerekçesiyle “utanç verici” olarak nitelendirdi.

Oysa dört buçuk yılı aşkın süredir devam eden savaşta Rus enerji altyapısını hedef almak, Ukrayna’nın Moskova’nın savaş kapasitesini zayıflatmak için elinde tuttuğu önemli kozlardan biri. Üstelik Rusya’nın Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırıları da özellikle 2026 boyunca yoğunlaşarak devam ediyor. İşte burada, hem küresel siyaset hem de seçimlere hazırlanan ABD açısından altını çizmemiz gereken esas çelişki ortaya çıkıyor: Trump, enerji fiyatlarını düşürme gerekçesiyle savaşın taraflarına eşit değil, asimetrik bir baskı uyguluyor. Rusya’nın enerji gelirlerini korumaya çalışırken Ukrayna’nın bu gelirleri hedef alma kapasitesini sınırlamak istiyor. Sonuçta Washington’ın terazisi, giderek Moskova lehine ağır basıyor gibi gözüküyor.

Dahası da var. Daha geçen gün Trump, yalnızca bir ay önce bizzat imzaladığı ve Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlar öngören yasanın önemli hükümlerini askıya aldı. Rus mallarına ve Rus petrolü ile doğalgazının başlıca alıcılarına ağır gümrük vergileri getirecek düzenlemeler, yürürlüğe girmelerine yalnızca iki gün kala “ABD’nin ulusal çıkarları” gerekçesiyle ertelendi. Böylece Washington, bir yandan Rusya’yı ekonomik olarak sıkıştırmayı öngören bir yasayı yürürlüğe koyarken diğer yandan bu baskının uygulanmasını bizzat engellemiş oldu. Aslında Trump’ın özellikle ikinci döneminde artık fazlasıyla aşina olduğumuz “yasakladım, tekrar serbest bıraktım”, “saldıracağım, vazgeçtim saldırmıyorum” siyasetinin yeni bir örneğiyle karşı karşıyayız.

Fakat özetlemek gerekirse; son 10 günde Washington önce Rus enerji ihracatının önünü açan bir anlaşmaya imza attı, ardından Kiev üzerindeki siyasi baskıyı artırdı ve nihayet Moskova’yı hedef alan yeni ekonomik yaptırımları askıya aldı.

Peki, Trump bunu neden yapıyor?

Trump’ın karşı karşıya olduğu temel sorun, zaten dalgalıyken Trump’ın üzerine tuz biber serptiği küresel siyasette yaşanan krizlerin kendisinden ziyade, bu krizlerin ABD ekonomisine ve dolayısıyla kendi seçmenine daha ağır biçimde yansıması. Özellikle bu yılın şubat ayında başlayan İran savaşı küresel enerji piyasalarını altüst ederken, petrol ve dizel fiyatlarındaki yükseliş ABD’de giderek kronikleşen bir sorun görünümündeki hayat pahalılığını daha da derinleştiriyor. Başka bir ifadeyle Trump açısından asıl mesele yalnızca savaşların nasıl sonuçlanacağı değil, bu savaşların ekonomik faturasının kısa vadede yaklaşan seçimler için, uzun vadede ucu açık olmak üzere, kime kesileceği.

Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırıları da bu denklemi karmaşıklaştırıyor. Kiev açısından bu saldırılar Rusya’nın savaş finansmanını ve yakıt tedarikini zorlaştırmanın bir yolu. Trump açısından ise küresel enerji fiyatlarını yüksek tutabilecek ilave bir risk.

Buna bir de Washington’ın Moskova’yı yeniden müzakere masasına çekme arayışını eklemek lazım. Reuters’ın aktardığına göre Trump yönetimi, Rus dizeline yönelik anlaşmanın Putin’i barış görüşmelerine daha istekli hâle getirebileceğini de düşünüyormuş.

Ancak burada buz gibi bir çelişki var. Rusya’ya ekonomik tavizler vererek Putin’i müzakereye ikna etmeye çalışmak, aynı zamanda Kremlin üzerindeki baskı araçlarını zayıflatma riskini taşıyor. Üstelik bu tavizlerin Rusya’dan somut bir karşılık alınmadan verilmesi, Ukrayna’nın müzakere pozisyonunu daha da zorlaştırabilir.

Tabii tüm bu hesaplar içerisinde, yaklaşan seçimler öncesinde ABD seçmeninin en önemli memnuniyetsizlik başlığı olarak görülen ekonomi ve tüketici fiyatları konusunda son bir manevra yapmak olduğunu unutmamak lazım.

Sandığa iki hafta kala: Trump’ın ekonomik çıkmazı

Bütün bunları yaklaşan ABD ara seçimlerinden bağımsız değerlendirmek mümkün değil. Çünkü Trump’ın karşı karşıya olduğu ekonomik ve siyasi tablo hiç de iç açıcı değil ve bu tablodan çıkış yolları aradığı muhakkak. Üstelik bu, son birkaç haftanın değil, yıl boyunca giderek belirginleşen bir memnuniyetsizlik eğiliminin vardığı nokta.

Son verilere bakalım. 15 Ekim’de yayımlanan, ABD kamuoyunu düzenli olarak ölçen en önemli araştırmalardan biri olan AP-NORC anketine göre seçmenlerin yalnızca yüzde 36’sı Trump’ın başkanlık performansını onaylıyor. Ekonomi politikalarını onaylamayanların oranı yüzde 74, hayat pahalılığıyla mücadelesini başarısız bulanların oranı ise yüzde 79. Daha da önemlisi, seçmenlerin yüzde 85’i ekonomiyi, yüzde 84’ü hayat pahalılığını seçimlerdeki en önemli meseleler arasında görüyor.

Aynı araştırmada yaklaşan kritik ara seçimlerin seyrine ilişkin de dikkat çekici bir veri var: Seçmenlerin yüzde 47’si Temsilciler Meclisi’nin kontrolünün Demokratlara geçmesini isterken, Cumhuriyetçilerin çoğunluğu korumasını isteyenlerin oranı yüzde 38. Senato için de benzer bir tablo söz konusu.

Yine aynı hafta yayımlanan Financial Times–Focaldata araştırması ise memnuniyetsizliğin zaman içindeki seyrini açıkça gösteriyor. Trump’ın ekonomi yönetimini onaylayanların oranı yüzde 25’e, enflasyonla mücadelesini onaylayanların oranı ise yaklaşık yüzde 20’ye gerilemiş durumda. Daha da dikkat çekici olan, Trump’a 2024’te oy verenlerin mayıs ayında yüzde 80 olan genel performans memnuniyetinin ekimde yüzde 70’e düşmesi. Yani uzun zamandır tartıştığımız gibi Trumpizm, kendi seçmen tabanında da bir aşınmayla karşı karşıya.

Bir diğer önemli gösterge de Reuters/Ipsos’un 5 Ekim’de yayımladığı araştırma. Trump’ın genel performansını onaylayanların oranı yüzde 32 ile ikinci başkanlık döneminin en düşük seviyesine gerilerken, Ağustos’taki yüzde 35’lik düzeyin de altına inmiş durumda. Aynı araştırmada Demokratlara oy vereceğini söyleyen kayıtlı seçmenlerin oranı yüzde 44, Cumhuriyetçilere oy vereceğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 37. Kısacası bütün bu verileri bir araya getirdiğimizde, yalnızca Trump karşıtlarında değil, onu yeniden Beyaz Saray’a taşıyan seçmen kitleleri içerisinde de giderek belirginleşen ortak bir memnuniyetsizlik tablosuyla karşılaşıyoruz.

Trumpizm’in açmazları, Putin’in fırsatlarına dönüşebilir mi?

Elbette seçimlere iki hafta kala enerji fiyatlarını düşürmeye yönelik hamlelerin bu tabloyu ne ölçüde değiştirebileceği tartışmalı. Ancak Trump’ın Rusya politikasındaki son manevralarını, giderek ağırlaşan bu seçim baskısından bağımsız düşünmek kesinlikle mümkün değil.

Bu senenin başından beri yazılarımda ve söyleşilerimde vurguladığım gibi, 3 Kasım seçimleri yalnızca ABD’nin iç siyasi dengeleri için değil, küresel siyasetin seyri açısından da kritik önemde. Nitekim savaşları bitirme vaadiyle Beyaz Saray’a dönen Trump, şimdi bizzat başlattığı İran Savaşı’nın ve sona erdirmek bir yana, üzerine benzin döktüğü Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ekonomik ve siyasi maliyetlerini azaltmaya çalışıyor. Ne var ki bu maliyetler giderek kendi yönetiminin ayağına dolanıyor.

Üstelik ayağına dolanan onca meseleyle giderek bir siyasi komedi şovunu andıran Trump yönetiminin seçim hesaplarının faturasını yalnızca ABD seçmeni ödemeyebilir. Ukrayna ve dolaylı olarak bir dizi Avrupalı aktör de bu faturadan payına düşeni almak zorunda kalabilir. Trump’ın siyasi çıkmazından ise Moskova’ya ve bizzat Putin’e hiç beklenmedik kazanımlar çıkabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş