İSTANBUL (Medyascope) – Berlin seçimlerinin asıl hikâyesi yalnızca Elif Eralp liderliğindeki Die Linke’nin tarihi başarısı değil. Seçim, 36 yıl önce fiziken birleşen kentin siyasal coğrafyasının nasıl değiştiğini de gösteriyor. Eski Doğu-Batı ayrımının üzerine bugün merkez-çeper, kuşak, konut ve hayat tarzı üzerinden yeni sınırlar ekleniyor.

Berlin’de sandıklar açıldığında ortaya çıkan sonuç, bir seçim galibiyetinden daha fazlasını anlatıyordu.
Geçici resmi sonuçlara göre Die Linke oyların yüzde 25,7’sini alarak Berlin’de ilk kez bir Temsilciler Meclisi seçimini birinci tamamladı. 2023’te yüzde 12,2’de kalan parti, oyunu iki kattan fazla artırdı. CDU yüzde 28,2’den yüzde 18,8’e gerilerken AfD yüzde 16,3’e yükseldi. Yeşiller yüzde 14,3, SPD yüzde 12,1 aldı. BSW ise yüzde 4,7 ile barajın altında kaldı.
Bu rakamların arkasında daha ilginç bir hikâye var: Berlin’in siyasal haritası değişiyor.
Duvar gitti, siyasal coğrafya kaldı
Berlin Duvarı 1989’da yıkıldı, Almanya 1990’da birleşti. Fakat toplumsal ve siyasal birleşme aynı hızda gerçekleşmedi.
1990 sonrasındaki seçim haritalarında eski sınır uzun süre kendisini gösterdi. Batı Berlin’de CDU ve SPD daha güçlüydü. Eski Doğu Berlin ise PDS’nin, ardından Die Linke’nin ana siyasal coğrafyasıydı.
Burada tarihin dikkat çekici bir ironisi var. Bugünkü Die Linke’nin parti silsilesinin bir kolu, DDR’yi yöneten ve Berlin Duvarı’nı inşa ettiren SED’ye kadar uzanıyor. SED, 1989 sonrasında SED/PDS ve ardından PDS adını aldı. PDS’nin devamındaki Linkspartei.PDS ile Batı Almanya kökenli WASG’nin 2007’de birleşmesinden bugünkü Die Linke doğdu.
Bu tarihsel silsile elbette bugünkü Die Linke’yi SED ile özdeş kılmıyor. Parti, 1989 sonrasında önemli ideolojik ve örgütsel dönüşümler geçirdi ve bugün demokratik sistem içinde faaliyet gösteren farklı bir siyasal yapı. Ancak geçmişin bu uzun gölgesi, bugünkü Berlin sonucunu daha da ilginç hale getiriyor.
Çünkü SED’ye kadar uzanan köklere sahip bir parti, 2026 Berlin’inde başarısını artık yalnızca eski DDR seçmenine borçlu değil.
Eski Doğu’nun partisinden genç Berlin’in partisine
Bu dönüşümün yüzü ise Elif Eralp.
1981’de Münih’te doğan Eralp, Türkiye’den siyasi nedenlerle ayrılan sosyalist ve sendikacı bir ailenin çocuğu. Hukuk eğitimi alan Eralp, Die Linke içinde özellikle göç, ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele alanlarında çalıştı. 2021’den beri Berlin Temsilciler Meclisi’nde bulunuyor. Seçim kampanyasında ise ağırlığı Berlin’in en yakıcı gündelik sorunlarından birine, konut ve kiralara verdi.
Şimdi önünde çok daha büyük bir ihtimal var.
Berlin yalnızca Almanya’nın başkenti değil, aynı zamanda ülkenin 16 eyaletinden biri olan bir şehir-eyalet. Bu nedenle kentin hükümet başkanı, eyalet başbakanlığı ve belediye başkanlığı işlevlerini birlikte taşıyan “Regierende Bürgermeisterin” makamına oturuyor. Die Linke’nin birinci parti çıkması, Eralp’i bu makamın adaylarından biri haline getirdi. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ise seçim sıralaması değil, kurulacak koalisyon belirleyecek. Eralp seçim gecesi Yeşiller ve SPD ile görüşmek istediğini açıkladı.
Burada tarihsel açıdan çarpıcı bir karşılaşma var: Berlin Duvarı’nı inşa eden SED’ye kadar uzanan bir siyasal geleneğin bugünkü devamında, Türkiye’den Almanya’ya siyasi nedenlerle göç etmiş bir ailenin kızı, birleşik Berlin’in yönetimine talip oluyor.
Fakat yalnızca bu sembolizme bakmak yanıltıcı olur. Eralp’in ve Die Linke’nin başarısının asıl önemi, partinin eski toplumsal tabanının dışına çıkabilmiş olmasında.
Die Linke kampanyasının merkezine konut ve kirayı yerleştirdi. Eralp’in büyük özel konut şirketlerinin mülklerinin kamulaştırılması yönündeki talebi tartışmalı olsa da parti, Berlin’deki konut krizini kendi siyasal gündemiyle güçlü biçimde özdeşleştirmeyi başardı. Seçim öncesinde de konut ve kira, Berlinlilerin en önemli sorunları arasında açık biçimde öne çıkıyordu.
Partinin geçirdiği değişimi daha açık gösteren veri ise seçmenin yaşı.
25 yaş altındaki seçmenlerin yüzde 43’ü, 25-34 yaş grubunun yaklaşık yarısı Die Linke’ye oy verdi. Buna karşılık yaşlı seçmende CDU daha güçlü. Die Linke’nin eski Doğu Almanya seçmenine yaslanan tarihsel kimliğinin yanına artık genç bir büyükşehir tabanı eklenmiş durumda.
Dolayısıyla sonucu yalnızca eski PDS seçmeninin geri dönüşüyle açıklamak mümkün değil.
Eralp’in göçmen bir ailenin çocuğu olarak bu dönüşümün başında bulunması sembolik açıdan önemli. Fakat seçimin asıl mesajı kimlikten çok, farklı toplumsal kesimlerin aynı ekonomik sorun etrafında buluşabilmiş olması.
Aynı Doğu’dan iki farklı tepki
Berlin’in yeni haritasındaki en ilginç çelişkilerden biri eski Doğu’da görülüyor.
Die Linke tarihsel varlığını korurken merkeze ve genç seçmene doğru genişliyor. AfD ise özellikle doğudaki dış bölgelerde güçlü.
AfD’nin Berlin genelindeki oyunu yüzde 9,1’den yüzde 16,3’e çıkarması küçümsenecek bir değişim değil.
Fakat bundan “Doğu Berlin sağa kaydı” sonucu çıkarmak da yanıltıcı olur. Aynı tarihsel coğrafyanın merkezle bütünleşmiş, gençleşmiş ve toplumsal yapısı değişmiş bölgelerinde Die Linke güçlü olabiliyor.
Burada eski Doğu-Batı çizgisinin içine başka ayrımlar giriyor.
Ekonomik eşitsizlik, kira ve konut meselesini önceleyen seçmenin bir bölümü Die Linke’ye yönelirken, göçü ve toplumsal değişimi temel sorun olarak gören başka bir seçmen AfD’ye yönelebiliyor.
Aynı geçmişten iki farklı siyasal tepki doğuyor.
Berlin’in yeni sınırlarını artık yalnız haritada aramak mümkün değil.
SPD’nin kaybı bize ne söylüyor?
Seçimin diğer tarihsel sonucu SPD’nin yüzde 12,1’e gerilemesi. Bu, partinin Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerindeki tarihsel olarak en düşük sonucu.
Berlin uzun yıllar sosyal demokrasinin güçlü şehirlerinden biriydi. SPD işçi sınıfından kamu çalışanlarına, kentli orta sınıflardan göçmenlere kadar geniş kesimleri aynı siyasal çatı altında buluşturabiliyordu.
Bugün o koalisyon parçalanıyor.
Sosyal ve ekonomik politikalarda daha solda duran seçmenin bir bölümü Die Linke’ye, kentli-ekolojik seçmenin bir bölümü Yeşillere, merkez sağ seçmen CDU’ya, göç ve sistem karşıtı sağ tepkinin önemli bölümü ise AfD’ye yöneliyor.
SPD’nin sorunu bu nedenle yalnızca oy kaybetmesi değil. Parti, Berlin siyasetindeki tarihsel merkez konumunu da kaybediyor.
CDU’nun durumu da dikkat çekici. 2023’te yüzde 28,2 ile açık ara birinci olan parti bu kez yüzde 18,8’e geriledi. Mevcut CDU-SPD koalisyonu da çoğunluğunu kaybetti.
Bir zamanlar SPD-CDU ekseninde şekillenen Berlin, artık çok daha parçalı bir siyasal yapıya sahip.
Berlin’in yeni duvarları
Seçim sonucu hükümeti kimin kuracağını tek başına belirlemiyor. Die Linke birinci parti olmasına rağmen çoğunluğa sahip değil. Eralp, Yeşiller ve SPD ile görüşmek istiyor. Matematiksel olarak CDU, Yeşiller ve SPD’nin oluşturabileceği başka bir çoğunluk da mümkün. Dolayısıyla sandıktan birinci çıkmak ile Berlin hükümetini kurmak aynı şey değil.
Kurulacak koalisyondan bağımsız olarak seçimin söylediği daha kalıcı bir şey var.
Doğu-Batı ayrımı tamamen yok olmadı; fakat artık Berlin’i tek başına açıklayamıyor. Onun üzerine merkez ile çeper, gençlerle yaşlılar, kiracılarla mülk sahipleri ve farklı hayat tarzları arasındaki ayrışmalar yerleşiyor.
Bu sınırlar eski Berlin Duvarı kadar görünür değil.
Checkpoint Charlie’de artık sınır kapısı yok. Brandenburg Kapısı’nın altından herkes geçebiliyor. Metro birkaç dakika içinde eski Doğu’dan eski Batı’ya ulaşıyor.
Ama seçim haritasına bakıldığında başka duvarlar beliriyor.
Duvar yıkıldı, Berlin birleşti. Fakat sınırlar kaybolmadı. Yalnızca yer değiştirdi.
Bugünün Berlin’ini anlamak için artık yalnızca duvarın nereden geçtiğine değil, insanların ne kadar kira ödediğine, kaç yaşında olduğuna, kentin merkezinde mi çeperinde mi yaşadığına ve gelecekten ne beklediğine de bakmak gerekiyor.













