Berlin seçimleri hakkında merak ettiğiniz her şey | Sinan Birdal anlatıyor

İSTANBUL (Medyascope) – Berlin seçimlerinde Die Linke nasıl birinci oldu? Elif Eralp’in başarısının arkasında ne var? Berlin’de şimdi nasıl bir koalisyon kurulabilir? Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın konuğu siyaset bilimci Dr. Sinan Birdal, Berlin seçim sonuçlarını, Sol Parti’nin yükselişini değerlendirdi.


Ruşen Çakır, konuğu Sinan Birdal ile Berlin Seçimlerini ele aldı. “Berlin seçimleri hakkında merak ettiğiniz her şey” başlıklı yayında Berlin’in Almanya’daki diğer şehirlerden farklı bir statüye sahip olduğunu belirten Birdal, seçim sistemine dair şunları söyledi:

“Berlin şehri aynı zamanda bir eyalet. Bu statüde olan üç şehir var, Bremen, Hamburg ve Berlin. Bu üç şehir aynı zamanda eyalet statüsünde. Dolayısıyla Almanya’nın diğer eyaletleri gibi bir federal yönetim var, yani eyalet yönetimi. Burada seçtiğimiz belediye başkanı aynı zamanda Amerika’daki valiye tekabül ediyor diye düşünelim.”

Sol Parti nasıl kazandı?

berlin seçimleri hakkındsa
Berlin seçimleri hakkında merak ettiğiniz her şey | Sinan Birdal anlatıyor

Sinan Birdal, Sol Parti’nin birinci gelmesinin beklendiğini, fakat aldığı oyun tahminlerin üzerine çıktığını söyledi. Özellikle genç seçmene dikkat çeken Birdal şöyle devam etti:

“Birinci olmasına çok şaşırmadık ama aldığı oran beklenenin üstünde. Önemli bir seçim zaferi elde etti. 18-24 yaş arasında yüzde 43, 25-35 yaş arasında yüzde 48’e varan bir oy oranı, özellikle gençlerde neredeyse iki kişiden birine tekabül eden bir oy oranı çok ciddi bir başarı.”

Berlin’in seçim sonuçlarından Almanya geneli için doğrudan sonuç çıkarılmaması gerektiğini vurgulayan Birdal, “Berlin’deki başarı Almanya’nın geneline bence uygulanamaz şu haliyle ve bu durum solun önünde büyük bir sorun olarak duruyor hâlâ” dedi.

Elif Eralp hükümeti kurabilecek mi?

Berlin’de ilk hükümet kurma girişiminin Sol Parti’den gelmesinin beklendiğini söyleyen Sinan Birdal, Yeşiller ve Sosyal Demokratların olası koalisyon ortakları olduğunu söyledi:

“Berlin özelinde, çoğunluk Sol Parti’de olduğu için ilk olarak o hükümeti kurma çalışmalarını başlatacak. Sosyal Demokratlar’a ve Yeşiller’e yönelecek koalisyon partneri olarak. Şimdi bu aslında yereldeki Sosyal Demokrat ve Yeşiller’in karşı çıkacağı bir gelişme değil. Yani benim takip edebildiğim kadarıyla Yeşiller’in belediye başkanı adayı Sol Parti ile koalisyonu baştan itibaren aslında olumlu bir seçenek olarak ortaya koydu. Dolayısıyla Berlin özelinde aslında daha olası bir seçenek.”



Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Merhaba, iyi günler. Pazar günü Berlin’de yapılan seçim Türkiye’nin de çok yakın takibinde, çünkü birinci partinin başında bir Türk, Elif Eralp var. Ama onun da ötesinde Sol Parti’nin birinci çıkmış olmasının da ayrı bir önemi var. Berlin’deki seçimleri, Almanya’daki genel seçimlerle birlikte konuşacağımız bir konuğumuz var. Özgür Berlin Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Sinan Birdal. Sinan, merhaba.

Sinan Birdal: Merhaba.

Sen Barış Akademisyenleri’ndensin, Yanlış bilmiyorsam en son Sabancı Üniversitesi’ndeydin.  

Sinan Birdal: Işık Üniversitesi.

Epey zamandır da Berlin’desin. Berlin Özgür Üniversitesi’nde hocalık yapıyorsun. Berlin’i seçimlerini konuşacağız ama sadece Berlin’i değil. Önce, senin gibi yine bir Barış Akademisyeni olan Betül Havva Yılmaz’ı tebrik edelim. O da Türkiye’yi terk etti, Almanya’ya, Berlin’e yerleşti ve Eyalet Meclisi’ne seçildi değil mi? Sol Parti’den mi o da?

Sinan Birdal: Evet, şu anda Sol Parti Neukölln ilçesinden Eyalet Meclis’ine vekil olarak girdi. Ben de kendisini şahsen tebrik etmiştim zaten, buradan bir kez daha tebrik ediyorum.

Elif Eralp’in ailesi sol hareketten geliyor. Ülkeyi terk etmek zorunda kalmış. Yıllar sonra sen, Betül Havva Yılmaz gibi isimler Barış Bildirisi’ne imza attıkları için, oraya bir anlamda sığınmışlar ve orada hakikaten bir şeyler yapıyorlar. Nasıl diyeceğimi de bulamıyorum ama bu ayıp Türkiye’ye yeter diyelim, konumuza girelim.

Önce şunu soracağım: Alman sistemi biraz karışık. Berlin’in durumu da istisnai bildiğim kadarıyla. Çünkü konuyla ilgili insanlar yorum yaparken, Elif Eralp’in, koalisyon kurulursa başbakan mı, belediye başkanı mı olacağı tartışılıyor. Kimisi “Hem o hem o” diyor. Hangisi doğru?

Birdal: Bu, şu açıdan belki kafa karıştırıyor olabilir; Berlin şehri aynı zamanda bir eyalet. Bu statüde olan üç şehir var; Bremen, Hamburg ve Berlin. Bu üç şehir, aynı zamanda eyalet statüsünde. Almanya’nın diğer eyaletleri Saksonya, Bavyera’da olduğu gibi bir federe yönetim, yani eyalet yönetimi var. Burada seçtiğimiz belediye başkanı aynı zamanda Amerika’daki valiye tekabül ediyor diye düşünelim. O yüzden farklı bir ismi de var; Regierende Bürgermeisterin. Elif, Regierende Bürgermeisterin olacak. Yani vali-belediye başkanı olarak çevirebiliriz.

Elif Eralp adı Türkiye’de medyada bir süredir hep gündemdeydi ama insanlara, özellikle bilmeyenler için hem kadın, hem Türk, hem Sol Parti’den olduğundan, biraz zor gibi geliyordu. Almanya’yı az buçuk bilenler bilir, orada bir merkez parti, yükselen bir aşırı sağ var. Die Linke Partisi’ni insanlar çok da fazla bilmiyordu. Bu gerçekleşecek bir şey gibi gelmiyordu. Biraz daha aşina olanlar, birinci gelebileceğini düşünenler de bu kadar fazla oy alacağını sanmıyordu. Orada da öyle miydi? Bu aldığı sonuç, beklenenin, hatta kendisinin beklediğinin de üstünde bir sonuç mu?

Sinan Birdal: Evet, bu beklenenin üstünde bir sonuç, ama bu yarışı birincilikle bitireceğini bekliyorduk aslında. Buradaki genel hava, kamuoyu araştırmaları da bunu gösteriyordu.Birinci olmasına çok şaşırmadık ama aldığı oy oranı, beklenenin üstünde hakikaten; önemli bir seçim zaferi elde etti.18-24 yaş arasında %43, 25-35 yaş arasında %48’e varan bir oy oranı, özellikle gençlerde, neredeyse iki kişiden birine tekabül eden bir oy oranı, çok ciddi bir başarı burada.

Die Linke, ben Frankofon olduğum için telaffuzunu doğru mu söylüyorum bilmiyorum ama, bu parti Türkiye’de pek bilinmiyor. Sosyal Demokrat Parti biliniyor, Yeşiller biliniyor, Hristiyan Demokratlar biliniyor, hatta en son AfD de bilinir oldu, ama Die Linke çok bilinmiyor. Bu Die Linke, bildiğimiz anlamda bir sosyalist parti mi?

Sinan Birdal: Daha önce Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) vardı, Aslında Doğu Almanya’daki Almanya Sosyalist Birlik Partisi’nin (SED) restore olmuş hâli diyelim. Daha doğrusu Doğu Almanya çökünce yeni sosyalist bir parti kuruldu. Bu parti zamanla Batı Almanya’daki sosyal demokratların sol kanadıyla birleşti. Buna bir de yine 90’ların sonu, 2000’lerin başında “Yeni Sosyal Hareketler” diye tabir edilen toplumsal hareketler de eklenince, böyle bir ittifaklar bütünü oluştu diyebiliriz. Partinin çok ideolojik bir merkezi yok aslında, sol içindeki çeşitli akımların birleştiği bir örgüt. Eyaletten eyalete değişiyor, hatta Berlin’de ilçeden ilçeye değişebiliyor. Ama şöyle diyebiliriz; çeşitli tandans ve eğilimlerden sol güçlerin, sosyalist güçlerin birleştiği, beraber siyaset yaptığı bir platform. Çok monolitik bir parti diyemeyiz, ama elbette kendisini ‘’sosyalist’’ olarak tanımlayan bir parti.

Peki Berlin’de zaten hep böyle güçlü olan bir parti miydi, yoksa son dönemde diğerlerinin yaşadığı, özellikle Sosyal Demokratlar’ın, hatta kısmen Yeşiller’in yaşadığı birtakım krizler sayesinde mi bu kadar güçlendi?

Sinan Birdal: Berlin her zaman kızıl bir şehir. Bu yeni de değil aslında. Berlin aynı zamanda Nazilere en uzun süre direnen şehir olmuştu, en son şiddetle ele geçirebildikleri bir şehir. Berlin’in büyük metropol olmasından ötürü işçi sınıfı ağırlığı her zaman var. Dolayısıyla her zaman bir sol, sosyalist geleneği olan bir şehir. Burada Sol Parti aslında daha önce de 2000’li yıllarda hükümette küçük koalisyon ortağı olmuştu. Tarihsel olarak da Sol Parti’nin güçlü olduğu bir şehir. Ama tabii şu anda burada oylarını katlamış durumda ve bu, Berlin’de ve Almanya genelinde en büyük seçim başarısı. En son kontrol ettiğimde %25,6’ydı. Bu tarihi bir zafer. Örneğin Sosyal Demokratlar burada büyük bir yenilgi yaşadılar. Uzun zamandan beri Berlin’de federal hükümetteler ve uyguladıkları politikalar kendilerine oy kaybettirdi. Yeşiller’in de kentte özellikle eğitimli beyaz yaka kesimde ciddi bir tabanları var, ama onların da bu son seçimlerde özellikle sola oy kaybettiğini görüyoruz. Daha şaşırtıcı olan, daha geleneksel Hristiyan Demokratlardan da oy aldığını görüyoruz Sol’un. Bunu da her şeyden önce Berlinlilerin toplumsal sorunlarına eğilerek yaptı.

Onu biraz açabilir misin? Ben Elif Eralp’in ve Sol Parti’nin daha çok konut meselesini öne çıkarttığını gördüm, ama sadece o değildir herhalde. İnsanların kimlik politikalarının ötesinde, sahici sorunları dile getirdiler ve anladığım kadarıyla da ikna edici birtakım çözüm önerileriyle bunu yapıyorlar.

Sinan Birdal: Her şeyden önce, Berlin’de konut sorunu çok önemli bir sorun. Son birkaç seneden beri kiralar muazzam yükseldi ve Sol Parti, burada en büyük sorumluluğu elinde yüksek miktarda konut bulunduran büyük şirketlerde görüyor. Bunu aslında biraz açmak lazım; Belediye, 2000’li yıllarda şehir bütçesini rahatlatabilmek, borçlarını ödeyebilmek adına, buradaki sosyal konutların büyük bir kısmını özel şirketlere satmıştı. Bu satışı gerçekleştiren koalisyon hükümetinde o zamanki Sol Parti de vardı; bundan 20 yıl evvelinden bahsediyoruz. Bu bütçe açığı, iki Berlin’in birleşmesinden sonra ortaya çıkan spekülasyon balonuyla açıklanabilir. Bu spekülasyon balonu patlamak üzereyken, bir şekilde bu borç kamusallaştırıldı ve Berlin hükümeti, o vakit bunu sosyal konutları satarak karşıladı. Sol Parti içinde de aslında bu da önemli bir gelişme, not düşülmesi lazım. Sol Parti’nin de bu son 20 yıl içinde bu konuda sola kaymak durumunda kaldığını görüyoruz. Nitekim, bugün bu seçim başarısını elde eden kadrolar, 20 yıl öncesinden daha farklı kadrolar ve 2000’li yıllara göre bu neoliberal belediye politikalarının eleştirisiyle iktidara geldiler. Bu da aslında genel bir trende de uyuyor; New York’a, diğer büyük şehirlere, hatta İstanbul’a baktığımız zaman, CHP’nin, Ekrem İmamoğlu’nun birtakım politikalarının da giderek sosyal içeriğinin ağırlaştığını görüyoruz. Mesela bir örnek vereyim: Sol Parti’nin önemli vaatlerden bir tanesi 3 euroluk lokantalar açmak. Bu tabii hemen bize Ekrem İmamoğlu’nun ‘Kent Lokantaları’nı hatırlatıyor.

Evet.

Sinan Birdal: İki hafta evvel New York’taydım. Mandani de New York’ta bu uygulamayı başlatıyor, hatta dükkân sahiplerinin de ‘’bu konuda bizi zora düşürecek’’ diye şikayetleri var. Ama görülüyor ki, büyük şehirlerde, daha sosyal bir belediyecilik anlayışı halktan teveccüh görüyor, bunu not etmek lazım. Yine büyük metropollerde, sola, sosyal politikalara yönelen bir teveccüh var. Bu şehirler, -buna İstanbul’u da dahil etmek isterim- çok farklı kökenden insanların artık bir arada yaşadıkları çok kültürlü kentler. Elif Eralp’in Türk olması, Türk basınında geleneksel şekilde ‘’Türkiye’nin gururu’’ gibi algılandı. Berlin Türkiyeli göçmenlerin çok büyük oranda bulunduğu bir şehir. Elif’in Türkiyeli olması elbette önemli, ama bir göçmen kimliğinin olduğunu unutmamak lazım burada. Elif Eralp’in zaten Türkiye’den solcu sürgün bir aileden olduğunu siz de belirttiniz. Burada milliyetçi bir çizgide olduğu düşünülmesin; daha kapsayıcı bir göçmen kimliği üzerinden bunu yapıyor. Hatta bugün gazetede de okudum, seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra düzenlenen partide Kürt halayı kuruldu. Yanına Araplar var, Kürtler var, Roma Sinti temsilciler var. Dolayısıyla daha kapsayıcı bir göçmen kimliği var burada.

Bu bağlamda, yükselişte olduğu çok açık olan aşırı sağın gerçek rakibi olduğunu söyleyebilir miyiz? Bir yanda göçmen karşıtlığını çok öne çıkartan bir AfD ve onların elde ettiği birtakım eyalet seçimlerinde (isimlerini okumakta zorlandığım için öncekini ve en son yapılan eyaletlerin adlarını söyleyemeyeceğim, ama sen biliyorsun) ikisinde de birinci parti çıktılar ve temel politikaları da göçmen karşıtlığı. Ama Elif Eralp’in kendisi göçmen. Bir de anladığım kadarıyla hukukçu ve özellikle de mülteci hakları, göçmenlik konularında bayağı bir ihtisas sahibi, bu konuda çalışmış birisi. Zaten kendisi de partisi de göçmenleri kapsayıcı, onların haklarını gözeten bir çizgi izliyor. İki uç olarak, en azından göçmenlik bağlamında tarif edebiliriz herhalde?

Sinan Birdal: Kesinlikle. Aslında buna siz de pek yabancısı olmayacağınız bir durumdur diye düşünüyorum tanıdıklarınız vasıtasıyla. Almanya’da özellikle ırkçılığa, faşistlere karşı mücadeleyi öncelikle Türkiye’den göçen solcular üstlendi, dolayısıyla böyle bir gelenekten geliyor Elif Eralp. Güzel bir soru sordunuz; bu Sakson-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerindeki seçimler… Burada da yine sosyolojik bir analize dayanacak olursak, bu bölgeler nüfusun giderek azaldığı, sanayisizleşmeden ötürü nüfusun giderek yaşlandığı, nüfus giderek yaşlandığı için hastane olsun, eğitim olsun, ulaşım olsun, bu tür sosyal hizmetlerin giderek daha maliyetli hâle geldiği ve giderek de daha seyrekleştiği eyaletler. Üstelik Doğu Almanya eyaletleri. Burada giderek aşırı sağa giden bir seçmen olduğunu görüyoruz.

Buna mukabil büyük kentlerde buna bir tepki de doğuyor. Onu da bir açalım isterseniz. Çünkü büyük kent deyince, Berlin, Almanya’nın en büyük şehri ve 3 milyon, Hamburg 1,5 milyon civarı, Frankfurt 750 bin nüfuslu. Türkiye’deki büyük şehirler bunların kat kat üzerinde şehirler, onu da hesaba katmak lazım. Almanya bir sanayi ülkesi ama büyük ölçüde kasabalı bir ülke. Dolayısıyla, Berlin’deki başarı Almanya’nın geneline bence uygulanamaz şu hâliyle. Bu sosyolojik taban meselesi büyük bir sorun olarak solun önünde duruyor hâlâ. Mecklenburg-Vorpommern olsun, Sakson-Anhalt olsun, bu eyaletler aslında çok göç alan yerler değil. Yani göçmenlerin büyük kısmı zaten tahmin edebileceğiniz gibi büyük şehirlere gidiyor. Ama göçmenlere en büyük tepki, en az göç alan eyaletlerden geliyor. Bu da önemli bir şey. Yani sadece ideolojik planda değil, aynı zamanda sosyolojik tabanda da bir zıtlaşma söz konusu.

Peki, şunu sorabilir miyim? Seçim olduğu andan itibaren koalisyon meselesi deniyor. Şu anda kimse tek başına gelemiyor. Tabii ilk akla gelen, birinci partinin olması, ama bu ancak diğerlerinin kabul etmesiyle mümkün olur. Biraz çekişmeli ve çetin geçebilir ama ne bekleniyor? Esas olarak Sol Parti’nin liderliğinde bir hükümet mi kurulması mı bekleniyor? Onun dışında, Hristiyan Demokratlar, Sosyal Demokratlar ve Yeşiller’in birleşip bir hükümet kurma ihtimali olduğunu da gördüm, sayıları yeterli galiba. Nedir o konudaki tartışmalar?

Sinan Birdal: Burada aslında iki düzlem var. Eyalet düzleminde, Berlin özelinde ele alalım önce. Aslında tabii çoğunluk Sol Parti’de olduğu için ilk olarak o hükümeti kurma çalışmalarını başlatacak, Sosyal Demokratlar’a ve Yeşiller’e yönelecek koalisyon partneri olarak. Bu, aslında yereldeki Sosyal Demokrat ve Yeşiller’in karşı çıkacağı bir gelişme değil. Benim takip edebildiğim kadarıyla Yeşiller’in belediye başkanı adayı Sol Parti’yle koalisyonu baştan itibaren olumlu bir seçenek olarak ortaya koydu. Berlin özelinde aslında bu daha olası bir seçenek. Ama ulusal düzeyde parti genel merkezlerinin burada dahli ne olacak, bence esas soru orada. Seçim akşamı Yeşiller Partisi’nin eş başkanı, Sol Parti’nin Neukölln ilçe teşkilatını suçlayarak, “Bizim bu antisemit vekillerle beraber bir hükümet kurmamız mümkün değil” diyerek özellikle bu antisemitizm meselesini öne sürüyor. Gördüğüm kadarıyla, en çok Yeşiller’in federal parti yönetiminden gelen bir kaygı oldu.

Dün bir olay patlak verdi, Neukölln Sol Parti vekili Ferhat Koçak’ın, Neukölln’deki örgütlü suç faaliyetinde de bulunduğu söylenen bir Arap aileyle ilişkisi ortaya çıktı. Ama bu olaya konu olan kişinin, henüz mahkemede bu konuda aldığı bir hüküm de yok. Yine de bu özellikle sağ basında, ama Sol Parti ve Yeşiller içinde de ciddi bir kaygı uyandırdı. Sol Parti Neukölln’deki bazı siyasetçilerin antisemit ve kriminal birtakım suç şebekeleriyle ilişkide olduğuna dair muazzam bir kampanya başladı. Bu kampanya nereye gidecek, onu bilemiyoruz tabii, ama bütün bu gelişmelerin, Sol Parti’nin burada hükümet kurmasını engellemeye yönelik çabaları olduğunu görebiliyoruz.

Peki, biraz da Elif Eralp’ten bahsedebilir miyiz? Şahsen tanışıyor musun? Etnik kökeni, ailesi, annesi, babası hakkında çok şey okuduk. Babası doktor, annesi Hacettepe Üniversitesi mezunu diye gördüm, doğrudur herhalde. Kendisinin çok parlak bir eğitim ve kariyeri var, hukukçu olarak değişik kurumlarda çalışıyor. Siyasete epey bir zaman önce hızlı bir giriş yapmış. Bütün bunlar kabaca gördüklerimiz. Onun dışında daha detay olarak bakarsak nasıl birisi? Mesela bütün bu hengâmede Sol Parti’ye hükümeti kurdurmama spekülasyonları karşısında ya da antisemitizm ya da suç örgütleri gibi hususlardaki duruşu nasıl? İkna edici bir mücadele veriyor mu?

Sinan Birdal: Ben şahsen tanımıyorum Elif Eralp’i. Ama bir siyaset bilimci olarak siyasi profilini değerlendirebilirim. Benim görebildiğim kadarıyla sadece bu seçim kampanyasında değil, bundan önce de bu konularda çok tutarlı bir tavır almasıydı. Burada başka ülkelerde de gözlemleyebildiğimiz gibi, İsrail hükümetinin savaş politikalarını eleştirmeyi antisemitizmle eşitleyen bir propaganda söz konusu. Bu sadece Almanya’da değil, Amerika’da da, İngiltere’de de, başka ülkelerde de gözlemlediğimiz bir şey. Ben bu konuda Elif Eralp’in tutarlı bir çizgi izlediğini düşünüyorum, her zaman İsrail’in resmi politikalarıyla, Yahudi vatandaşlar ve Yahudiler arasında bir ayrım yaptı. İsrail’in eleştirilmesinin hiçbir şekilde Yahudi düşmanlığı anlamına gelmediğini, hatta kendisinin de belediye başkanı seçilmesi durumunda, Berlin’deki Yahudi yaşamını koruyacağını ve bunun için de neler yapacağını çok somut bir şekilde ortaya koydu. Yanılmıyorsam beş noktada özetlediği bir plan var. Dolayısıyla bu anlamda ben Elif Eralp’in çok tutarlı bir politikacı olduğunu düşünüyorum. Hatta kendi partisi içinden de bu konudaki açıklamalarını Filistin’e yeterince destek olarak görmeyen eleştiriler de geldi, bunları da göğüslemiş birisi.

Bir taraftan da düşünürseniz, aslında bunlar jeopolitik, uluslararası politikaya dair veya ulus-ötesi meseleler. Bu konularda zaten çok fazla yetki sahibi olmayan bir pozisyonda ve çok kültürlü, %42’si göçmen kökenli olan bir şehirde belediye başkanlığına aday oluyor. Bence Elif Eralp bunu güzel bir şekilde idare etti. Dediğim gibi, sadece lafta değil pratik olarak da bir taraftan Filistin camiası, bir taraftan da kentin Yahudi toplumu arasında köprü kurabilecek bir kişilik. Berlin, Almanya’nın en büyük Filistin kökenli, Arap kökenli, Lübnan kökenli, Suriye kökenli topluluğun yaşadığı bir şehir. Bu açıdan da ben önemli bir şans olarak değerlendiriyorum aslında. Bu toplumları birbirlerine düşmanlaştırmaya meyilli bir uluslararası siyaset ortamında, bu toplumları, ortak yaşama, bu ortak yaşamın ortak sorunlarına odaklayan bir siyaset izliyor. Bu açıdan önemli görüyorum Elif’in misyonunu.

Son olarak, Almanya’daki, ama özel olarak Berlin’deki Türkiye kökenli insanları sorayım. Bunların kimi birkaç kuşaktır orada, siyasi mülteci olarak değişik dönemlerde, özellikle 80 sonrası gidenler var ki Elif Eralp’in ailesi böyle. Bir de son dönemde ‘’beyin göçü’’ olarak tabir edeceğimiz geçişler var. Sizleri, yani ‘’Barış Akademisyenleri’’ni siyasi nedenlerle gidenler olarak ayrı tutuyorum. Ama bir de çok sayıda akademisyen ya da serbest meslek sahibi, özellikle bilişim sektöründen ya da tıp alanında insanlar gidiyor. Zaten öteden beri Berlin için hep ‘’küçük Türkiye, küçük İstanbul’’ gibi benzetmeler yapılır. Oradaki Türkiye kökenli seçmenin tercihlerini ölçme imkânı var mı? O konuda araştırmalar yapılıyor mu bilemiyorum ama genel izlenim nedir? Mesela bu seçimde Berlin’de Elif Eralp Türklerin büyük bir kısmının oyunu almıştır diyebilir miyiz?

Sinan Birdal: Bu konuda bir araştırma yapmadım, dolayısıyla spekülatif konuşacağım. Şu anda Türkiye kökenlilerin en fazla yaşadığı mahallelerde aldığı oya bakabiliriz. Burada önemli bir oy elde etti. Ama burada sadece Türkler değil tabii, Türkiye kökenliler diyelim, çünkü bunun içinde Kürtler, Süryaniler var. Burası hakikaten Türkiye’deki tüm farklılıkların tüm çıplaklığıyla göründüğü bir şehir. Türkiye’de kendini sosyal, kültürel, politik olarak ifade etmekte güçlük çeken kimlikler, Berlin’de bu konuda çok daha rahat bir şekilde kendilerini ifade etme olanağı buluyorlar. Bu anlamda genel olarak, bütün Türkiye kökenlilerden ve göçmenlerden bir teveccüh gördüğünü tespit ediyorum; ama bunun oranını daha araştırmak gerekecektir.

İlginç bir başka gelişmeyi burada ifade edeyim: Örneğin AfD’ye oy veren Türkiye kökenliler de var; böyle bir trend de var. Nagehan Tokdoğan arkadaşımız bu konuda bir araştırma yapıyor şu anda, belki onu da misafir etmek istersiniz. Tabii oy oranı ne kadardır bilmiyorum ama diasporadaki Türkiyelileri külliyen böyle monolitik bir yapı olarak görmemek lazım. Türkiye’deki bütün sınıfsal, kültürel, politik çatışmalar, farklılıklar, buradaki fay hatları Berlin’de de mevcut ve hatta belki İstanbul’da ifade edildiğinden daha fazla ifade ediliyor açıkça. Ama genel olarak dediğim gibi çok kültürlü, %42’si göçmen kökenli olan bir şehirden bahsediyoruz. Bu büyük bir rakam. Elif Eralp, böyle bir şehri uyumlu bir şekilde yönetebilecek, bu şehri belirli talepler, belirli hedefler etrafında bir araya getirebilecek bir platformu sundu. Bunu ne derece yaşama geçirebileceğini, tabii ki kurduğu koalisyonun da dinamikleri belirleyecek. Ama bu bence Almanya’ya önemli bir mesajdır.

Almanya, “misafir” işçi göçünün 60. yılını devirdi birkaç sene evvel. Almanya’da hâlâ bu göçmen kökenli vatandaşların, burada yaşayan insanların bu topluma nasıl entegre edilebileceği, entegre olup olmadıkları tartışılıyor. Böyle bir tartışmanın içinde, Elif Eralp aslında bütün Almanya’ya, bir taraftan da bu sorunun nasıl aşılabileceğini de gösteriyor; çok farklı kökenden gelen, çok farklı göçmenlik deneyimleri olan insanları ortak sorunlar ve bir ortak yaşam tahayyülü altında birleştirebiliyor ki bu çok önemli bir başarı.

AfD’ye oy veren Türkler olduğundan bahsettin. Aklıma, Hollanda’daki Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Dilan Yeşilgöz geldi. O da tıpkı Elif Eralp gibi sol siyasi bir göçmenin kızı. Hatta babası önce gidiyor, öyle hatırlıyorum, annesiyle beraber önce Yunanistan’da Lavrion’da kampta kalıyorlar, ki orası 12 Eylül sonrasının kaçış güzergahıydı. Sonra Hollanda’ya babalarının yanına geçiyorlar. Baba da yanlış hatırlamıyorsam sendikacıydı. Dilan Yeşilgöz’ün partisi AfD kadar mıdır bilmiyorum ama kendisi, Hollanda’da göçmen konusunda çok sert olan ve göçmen karşıtı bir partinin üst düzey ismi olarak Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı oldu. Bir de böyle garip örnekler var; oy vermenin ötesinde, aktif bir şekilde yer alan, uygulayıcı olanlar da var.

Sinan Birdal: Ben daha farklı bir örnek vereyim. Şimdi ismini hatırlayamayacağım, Batı Almanya’dan, üstelik Türkiye kökenli bir eşcinsel, şimdi tam eyaletini de hatırlayamıyorum, ama AfD’ye üye olmaya çalışmıştı ve dışlanmıştı. Tabii daha farklı bir çağa giriyoruz görüldüğü üzere, birtakım ezberlerin de bozulduğu bir çağdayız. Bunun tekrar altını çizmek istiyorum; Elif Eralp burada göçmen kimliğini siyasallaştıran, yani bunu bir sol politikaya yeni bir açılım getiren bir şekilde, hem bir taraftan kapsayıcı ama bunu sadece çok kültürlülük çerçevesinden yapmayan, aynı zamanda bunu sosyal haklar çerçevesine oturtan bir siyasetçi. Bu çok önemli. Evvelden beri Sol Parti içinde de böyle bir ideolojik çekişme vardı; sol liberal çok kültürlülükle sınıfçılık, kimlik siyaseti ile sınıf siyaseti arasındaki çekişmeden, bu saflaşmadan bahsediyorum. Bunun içinde Elif Eralp’in kampanyası, yeni bir terkibin, yeni bir sentezin oluşabileceğini gösteriyor. Bir taraftan sınıf siyaseti yaparken, bu sınıf siyasetinin kültürel sorunları da dışlamayan bir sınıf siyaseti olabileceğini veya kültürel haklar ve göçmen hakları siyaseti yaparken, bunun sosyal hak temelli yapılabileceğini gösteriyor bize. Aslında bence hem Sol Parti açısından hem Berlin açısından hem Almanya açısından önemli bir eşik olduğunu düşünüyorum.

Evet, bu da tam yayını kapatmak için güzel bir bitiriş olabilir. Doğru, gerçekten önemli bir eşik. Aynı zamanda, yanılmıyorsam üç yıl önce New York’ta da bir belediye başkanlığı seçimi yaşandı ve orada da aynı şekilde genç, göçmen bir sol siyasetçi kazandı. Başka yerlerde de birtakım örnekler var ama en çarpıcısı New York’tu. Büyük şehir olarak Berlin’in nüfusunu söyleyince, bir İstanbullu olarak insanın gülesi geliyor tabii. Sonuç olarak Berlin dünyanın etki olarak ya da tarihsel olarak her açıdan en büyük şehirlerinden birisi. New York’tan sonra Berlin’in de bir sol göçmenin eline geçmiş olması, herhalde çok hayati bir işaret olacak, değil mi?

Sinan Birdal: Kesinlikle öyle. Ben son bir defa bunu global ölçekte nasıl görebiliriz diye vurgulamak istiyorum. Görebildiğimiz kadarıyla bir taraftan bir otoriterleşme var, hem Amerika’da Trump yönetimi, Almanya’da AfD ve AfD’nin de giderek sağa çektiği merkez sağ, AfD yükseldikçe Merz yönetimi de sağa doğru kayıyor. Türkiye’nin hâli zaten biliyorsunuz bir süreden beri belli, çeşitli tartışmalar var ama otoriterleştiği üzerinde bir mutabakat var. Bir taraftan otoriterleşen merkezi yönetimler, diğer taraftan da toplumsal muhalefetin yükseldiği büyük şehirler. Şu anda bunun belki de dünya siyasetini anlamak için en kilit sosyolojik dinamik olduğunu düşünüyorum. Bu konuda da Türkiye başı çeken bir örnek. Aslında Türkiye’de bu gelişmeler birçok ülkeden de önce açığa çıktı. Az önce örneğini verdiğim kent lokantaları (şimdi Ekrem İmamoğlu sosyalist midir tartışmasına girmeyeceğim) uygulamasının kendisi bir sosyal belediyecilik uygulaması. Nitekim Kürt belediyelerinde de buna benzer sosyal belediyecilik uygulamaları zaten 2000’li yılların ortalarından itibaren ortaya çıkmıştı.

Gezi sürecini, daha sonra Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması üzerine 19 Mart protestolarını hatırlayalım. Bütün bu protestolarda da gördüğümüz, Türkiye’de de her türlü baskıya rağmen bir şekilde varlığını devam eden bir sosyal dinamik var ve bu sosyolojik bir dinamik. Bunun herhangi bir siyasal, cezai, adli, idari baskı yöntemleriyle ortadan kaldırılması da mümkün değil. Bence,bu baskı koşullarının henüz olmadığı veya daha az ölçekte yaşandığı Berlin’de de ortaya çıkıyor. Berlin’de, New York’ta hiç yok demiyorum. Bunun, Türkiye’deki muhalefetin de, toplumsal muhalefetin de gözlemlemesi gereken bir gelişme olduğunu düşünüyorum. TıpkıNew York’ta ve Berlin’deki sol hareketin olduğu gibi, Türkiye’nin önünde de bu büyük şehirlerdeki sosyal muhalefeti taşrayla, küçük kentlerle ve kasabalarla nasıl bağlandırılacağı problemi stratejik ve bir taktik sorun olarak muhalefetin önünde duruyor.

Çok teşekkürler Sinan. Evet, Berlin seçimlerini bütün yönleriyle Dr. Sinan Birdal’la konuştuk. Kendisi, Özgür Berlin Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğretim üyesi, bir barış akademisyeni. Esas olarak Sol Parti’nin ve Elif Eralp’in başarısının nelere dayandığını konuştuk. Kendisine çok teşekkürler, sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş