Önce sürgündeki Kürt siyasetçiler dönecek | Ruşen Çakır yorumladı

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, sürecin temmuz sonu ile ağustos ortası arasında tamamlanmasının beklendiğini aktardı. Çakır, ilk aşamada Avrupa’da yaşayan sürgündeki Kürt siyasetçilerin Türkiye’ye döneceğini söyledi.

Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, sürecin temmuz sonu ile ağustos ortasında tamamlanmasının beklediğini aktardı.
  • İlk aşamada, Avrupa’da yaşayan Kürt siyasetçiler Türkiye’ye dönecek; bu dönüş, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın serbest kalmasını sağlayabilir.
  • Çakır, Abdullah Öcalan’ın durumu ve Avrupa’dan dönecek isimlerin politikaya katkı sağlayacakları konusunda vurgu yaptı.
  • DEM Parti’nin yeniden yapılandırılacağı ve deneyimli isimlerin üst düzeyde görev alacağı öngörülüyor.
  • Öcalan, Avrupa’dan gelecek isimlerle Demirtaş’ın etkinliğini sınırlamak isteyebilir.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un parti liderleriyle yaptığı görüşmelerin ardından sürecin hızlandığını belirtti. Çakır, Meclis’in kapanmasından önce ya da tekrar açılarak temmuz sonu ile ağustos ortası arasında sürecin bitirilmesinin beklendiğini aktardı. 15 Ağustos tarihinin öne çıktığını belirten Çakır, bu tarihin PKK’nın 1984’teki Eruh ve Şemdinli baskınlarının kırk ikinci yıldönümüne denk geldiğini hatırlattı.

Öcalan’ın durumu öne çıkıyor

Kandil’de Duran Kalkan ile yaptığı görüşmeye değinen Çakır, Kalkan’ın en önemli hususun Abdullah Öcalan’ın durumu olduğunu söylediğini aktardı. Çakır, “Kandil’dekiler ısrarla buna vurgu yapıyorlar” dedi. Son yapılan görüşmede tarafların olumlu bir hava içinde bulunduğunu belirten Çakır, sürecin aşama aşama ilerleyeceğini vurguladı.

Önce Avrupa’daki isimler dönecek

Çakır, sürecin ilk aşamasında Avrupa’da yaşayan Kürt siyasetçilerin Türkiye’ye döneceğini söyledi. Belediye başkanlığı, milletvekilliği ve parti yöneticiliği yapmış çok sayıda ismin siyasi faaliyetleri nedeniyle haklarında soruşturma bulunduğunu ve bu yüzden Türkiye’ye gelemediğini aktardı. Çakır, geçen yıl Öcalan’ın Avrupa’daki bir toplantıya gönderdiği mesajla sürgündekilere dönüş çağrısı yaptığını hatırlattı. Bu çerçevede Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar başta olmak üzere çok sayıda siyasetçiyle görüştüğünü belirtti.

Önce sürgündeki Kürt siyasetçiler dönecek | Ruşen Çakır yorumladı
Önce sürgündeki Kürt siyasetçiler dönecek | Ruşen Çakır yorumladı

DEM Parti’ye takviye bekleniyor

Çakır, DEM Parti’nin yeniden yapılanacağını ve hatta isminin değişebileceğini söyledi. Avrupa’dan dönecek deneyimli isimlerin partide üst düzey görevler üstlenmesini beklediğini belirtti. Çakır, “Doğrudan silahlı eylemlere karışmamış kişiler bunlar, siyasetçiler” diyerek bu isimlerin kamuoyuna anlatılmasının daha kolay olacağını vurguladı. Avrupa’daki Kürt örgütlenmesinin bugüne kadar hem maddi kaynak hem diplomatik faaliyet açısından kritik rol oynadığını, ancak Öcalan hareketinin artık ağırlığı Türkiye’ye ve yasal siyasete vermek istediğini söyledi.

Demirtaş’a da değindi

Çakır, Avrupa’dan siyasetçilerin dönüşünün Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın cezaevinde kalmasını anlamsızlaştıracağını ve bu isimlerin de serbest kalabileceğini öne sürdü. Öcalan’ın, Avrupa’dan gelecek güçlü isimlerle Demirtaş’ın hareket içindeki alanını bir ölçüde daraltmak isteyebileceğini değerlendirdi. Çakır, “Selahattin Demirtaş’ın gerçekliğini yok saymıyor ama kendi gerçekliğinin üzerine geçmesini istemiyor” dedi.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Türkiye’nin gündeminde yeni parti var doğal olarak ama orada yavaş yavaş birtakım şeyler gelişiyor. Hep konuştuk, konuşmaya da devam edeceğiz ama bir diğer husus süreç meselesi de aynı şekilde devam ediyor ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un parti liderleriyle yaptığı görüşmelerin ardından bunun hızlı bir şekilde Meclis kapanmadan ya da kapansa bile tekrar açılarak Temmuz sonu ya da Ağustos ortasına kadar bitirilmesi bekleniyor. 15 Ağustos telaffuz ediliyor. 15 Ağustos nedir? 15 Ağustos 1984 PKK’nın ilk ciddi silahlı eylemleri olan Eruh ve Şemdinli karakol baskınlarının yıl dönümü. Bir anlamda 15 Ağustos’ta yıllar sonra, yani kaç yıl oluyor, 42 yıl sonra başladığı zamanda biten bir süreç yapılmak isteniyor diyelim. Peki nasıl olacak? Tartışma hâlâ sürüyor. Kimler gelecek, nasıl gelecek? PKK’ya özel istisnai bir yasa, düzenleme olacağı muhakkak ama burada aşama aşama bir süreç bekleniyor. Kandil’de Duran Kalkan’la yaptığım görüşmede o da en önemli hususun Abdullah Öcalan’ın durumu olduğunu söyledi. Kandil’dekiler ısrarla buna vurgu yapıyorlar fakat şunu biliyoruz ki en son pazartesi günü yapılan 5 saatlik görüşmede de tamamen taraflar pozitif bir görüşme gerçekleştirmişler ve artık olay oluyor.

Benim öğrendiğim kadarıyla ilk aşamada daha kolay olanlarla başlayacak. Burada da Avrupa’da başta olmak üzere, Batı’da diyelim ama daha çok Avrupa’da yaşayan Kürt siyasetçiler. Kim bunlar? Kimisi belediye başkanı, kimisi milletvekili, kimisi parti yöneticisi. Değişik partiler söz konusu tabii. HDP de var ama HDP’den önceki partiler de var. Buralarda görev yapmış ve siyasi faaliyetleri nedeniyle haklarında soruşturma açılan ve bu nedenle Türkiye’ye gelmeyen, gelemeyen isimler var. Onlarca ve hatta belki yüzlerce isim. Aslında geçen yıl Öcalan, Eylül ayında Avrupa’daki bir toplantıya yolladığı bir mesajda çağrı yapmıştı. Batı’dakilerin, sürgündekilerin sürece bağlı olarak Türkiye’ye dönmesi çağrısını yapmıştı ve biz de o tarihlerden sonra, izlemişsinizdir, çok sayıda sürgündeki Kürt politikacıyla dönüp dönmeyeceklerini, hangi şartlarda döneceklerini konuştuk. Çok sayıda kişiyle konuştuk. Başta Avrupa’ya ilk yerleşen siyasetçiler olan Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar olmak üzere değişik partilerde görev yapmış çok sayıda siyasetçiyle konuştuk.

Şimdi neden onlarla başlıyor? Bunun birçok nedeni var. Öncelikle DEM Parti yeniden yapılanacak. Belki adı değişecek, yepyeni bir parti ortaya çıkacak ve bu partiye bir anlamda deneyimli isimlerin takviyesi söz konusu olacak. Bu Avrupa’dan gelecek olan kişilerin önemli bir kısmının kaldıkları yerden yasal siyasete aktif olarak dâhil olmalarını, kimilerinin üst düzey görevler üstlenmelerini bekliyorum. Birtakım isimler var ama çok spekülatif olduğu için bunları telaffuz etmek doğru olmaz. İkincisi tabii ki bunun kamuoyuna daha kolay anlatılabilecek olması. Doğrudan silahlı eylemlere karışmamış kişiler bunlar, siyasetçiler. Dolayısıyla bunu anlatabilmek çok daha kolay olacak. Üçüncüsü, şunu özellikle vurgulamak lâzım; bu hareketin bir ayağı Türkiye’de, bir ayağı Ortadoğu’da, başta Kandil olmak üzere ama Suriye, İran da dâhil buna ve bir ayağı da Avrupa’da, Batı’daydı. Hep böyle yürüdü. Bunların arasında her bir yapının kendine özgü bir özgül ağırlığı vardı. Kandil daha çok dikkat çekiyor ama Avrupa’daki Kürt hareketi örgütlenmesinin önemi çok fazla görülmedi. Bunlar esas olarak hem harekete bir maddi kaynak yaratan ama onun dışında da bir tür diplomatik faaliyet yürüten bir yapı. Yani yıllarca Öcalan’ın hareketini dünya kamuoyuna anlatmada Avrupa örgütlenmesi çok kritik bir rol oynadı. Özellikle Brüksel’dekiler, yani Avrupa Birliği’nin başkentinde, ama onun dışında Almanya’da, Fransa’da, İskandinav ülkelerinde çok kritik roller oynadılar. Ama şimdi Öcalan, hareketi Türkiye’de toplamak istiyor. Batıyı tamamen boşlayacağını sanmıyorum ama ağırlığı Türkiye’ye ve yasal siyasete vermek istiyor.

Yasal siyasetin sınırları olduğu için Avrupa’nın önemi daha fazla oluyordu. O tıkanıklıkları Avrupa’da aşma imkânı oluyordu. Şimdi Türkiye’de ‘‘demokratik siyaset’’ diye tabir ettikleri hususu hayata geçirmek için Avrupa’nın kadrolarını buraya, Türkiye’ye getirmek isteyecekler. Hepsi gelir mi, hepsini isterler mi ve hepsi gelir mi; bunlar tabii ki tartışmalı konular. Çünkü bazıları yıllardır orada yaşıyor. Orada kendilerine hayatlar kurdular. Aileleriyle beraber gittiler, çocukları okuyor vesaire. İş kuranlar da var ama büyük çoğunluğu siyaset yapıyor. Bulundukları yerlerde Kürt hareketi adına faaliyetlerini yürütüyorlar. O tür olan kişilerin dönmesi daha kolay olacak. Bu arada tabii şunu da özellikle vurgulamak lâzım, yaptığım röportajlarda da onu görmüştüm; bu kişilerde devlete yönelik büyük bir güvensizlik var. Bu güvensizliği Öcalan ne derece kırabilecek? Doğrudan Öcalan’ın onlara hitap eden birtakım videoları mı olur, artık başka şeyler mi olur, yapması gerekecek. Ama önceliği Avrupa’ya vereceğiz. Avrupa’dan gelenlerin ardından Kandil’den, Ortadoğu’dan, özellikle Kandil’den gelişlerin yolu da açılmış olur. İlk başta daha kabul edilebilir olanla başlayıp daha sonra kamuoyunun bir kesiminin en azından kabul etmekte zorlanacağı kişilerle devam edecek bir süreçten bahsediyoruz.

Benim gördüğüm kadarıyla, duyduğum kadarıyla — yakından takip etmeye çalışıyorum, her ne kadar devlet de Kürt hareketi de bu konuda çok ketum davransalar da birtakım bilgiler ulaşabiliyor — bütün hareketin tamamını kapsayacak bir geri dönüş söz konusu. Yani üst düzey yöneticiler dışarıda kalacak, Öcalan hiçbir şeyden istifade etmeyecek gibi şeylerin çok gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. Ama o konularda acele edilmeyeceği anlaşılıyor. Yani kademeli bir şeye tanık olacağız ve özellikle Avrupa’dan gelecekler olacak. Avrupa’dan gelecekler hususunda bir noktaya dikkat çekmek isterim: Selahattin Demirtaş olayı. Avrupa’dan siyasetçilerin gelecek olması Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi isimlerin cezaevinde kalmasını da iyice anlamsızlaştıracak ve onlar da buna bağlı olarak belki de aynı anda serbest kalacaklar. Bu kaçınılmaz bir şey. Yani Osman Baydemir’in, Fırat Anlı’nın geldiği bir Türkiye’de, siyaset yaptığı bir Türkiye’de Selahattin Demirtaş’ın siyaset yapamaması, özgür kalmaması özellikle Kürt kamuoyuna anlatılabilecek bir şey değil.

Ama burada bir incelik var bence. Öcalan’ın böyle düşündüğünü düşünüyorum, öyle diyeyim; böylece Avrupa’dan gelecek birtakım güçlü isimlerle Selahattin Demirtaş’ın siyasi hareket içerisindeki alanını bir ölçüde daraltmak isteyecek. Şu hâliyle, mesela bugünkü hâliyle Selahattin Demirtaş dışarı çıksa, özgür bırakılsa — umarım bir an önce çıkar, o ayrı — o zaman bu harekette şu hâliyle bakıldığı zaman DEM Parti’de çok güçlü bir konuma gelir. Onunla herhangi bir şekilde iktidar paylaşabilecek çok fazla isim gözükmüyor. Ama Avrupa’dan gelecek birtakım deneyimli isimlerle beraber Selahattin Demirtaş’ın hareket içerisindeki alanı da daraltılmış olur. Benim anladığım kadarıyla Öcalan, Selahattin Demirtaş gerçekliğini yok saymıyor ama kendi gerçekliğinin üzerine geçmesini, üstünü örtmesini istemiyor. Selahattin Demirtaş’ın da zaten böyle bir iddiası yok. Bunun için bu dengeyi kurabilmenin yolu da büyük ölçüde Avrupa’dan gelecek takviyelerle olacak diye düşünüyorum.

Sonra başka neler olur? Hemen ardından ya da eş zamanlı olarak daha kolay, yani silahlı eylemi devlet tarafından saptanmamış birtakım isimlerin, özellikle yeni katılan, yakın zamanda katılan ki yakın zamanda katılanların zaten uzun bir süredir bir çatışma ortamı olmadığı için bir silahlı eylem kayıtları olmadığını düşünüyorum. Ki Kandil’e gittiğimde, geçen bir yayında da söyledim, söylenenin aksine hâlâ birtakım katılımların olduğu anlaşılıyor. Genç yaşta orada birtakım militanları gördük. Onlar herhâlde son birkaç yıl içerisinde katılmışlardır. Özellikle onlarla başlayacak bir geri dönüş olacak. Tekrar özetle söyleyecek olursam, Avrupa’dan gelenlerle DEM Parti’nin yeniden yapılanmasına takviye ve kamuoyunu, genel kamuoyunu bu sürece, geri dönüşlere adapte etme; ardından kademe kademe tüm gelmek isteyenlerin, kendileri gelmek isteyen herkesin geleceği zamana yayılmış bir entegrasyondan bahsediyoruz. İşler şu anda yolunda gibi gözüküyor ama bozmak isteyen çok kişi olduğunu da biliyoruz, içeride ve dışarıda çok kişi olduğunu biliyoruz. Bazen içeridekilerle dışarıdaki süreç karşıtlarının iş birliği içerisinde olduklarını da görüyoruz. Fakat şu anda ağır basan yön bu sürecin yürütülmesi ve o yolda gidiliyor.

Bugün Türkiye sol hareketinde çok önemli, efsanevi bir yeri olan birisinden, İbo’dan bahsetmek istiyorum, İbrahim Kaypakkaya. 25 yaşında hayatını kaybetti. Neden kaybetti? İşkenceden kaybetti. Kendisi üniversite öğrenciliğinde Türkiye İşçi Partisi’nden itibaren sol harekette yer alan, Çorumlu bir Türkmen Alevisi ve üniversitedeyken önce Türkiye İşçi Partisi, ondan sonra Aydınlık, yani Doğu Perinçek grubunda yer aldı. Ama daha sonra Doğu Perinçek grubundan, o hareketten koptu. TİİKP’ti, böyle acayip bir adı var. Ve ayrılanlar Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist diye bir parti kurdular İbrahim Kaypakkaya liderliğinde ve bir de TİKKO’yu — Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu galiba açılımı, ezberimde yok, bayağı bir zaman geçmiş — kurdular. Ve özellikle Tunceli’de örgütlenmeye başladılar, orada silahlı bir örgütlenme ve orada çatışmaların ardından Kaypakkaya yakalandı. Uzun bir süre işkence gördü. Tam mahkemeye çıkacak falan derken bir kez daha sorguya alındı ve ‘‘intihar etti’’ dediler ama öldürdüler tabii ki kendisini 18 Mayıs 1973’te, 25 yaşında. 18 Mayıs bu anlamda Türkiye sol hareketinin tıpkı 30 Mart, yani Kızıldere, 6 Mayıs, yani Deniz Gezmişlerin asılması gibi tarihi bir andır. İbrahim Kaypakkaya’nın görüşü o yıllarda dünyada da bayağı yaygınlaşan Maoculuk, aslında Doğu Perinçek ve ekibinin görüşü. O da Maoculuğun içerisinden çıkan, kırlardan şehirlere iktidarı ele geçirme perspektifiyle hareket etmiş birisi. Doğu Perinçek ve arkadaşlarını revizyonist ve pasifist görüp ayrılıyor. Ondan sonra başına gelmedik kalmıyor ve işkencede hayatını kaybediyor. İbrahim Kaypakkaya’nın Türkiye’de Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar gibi çok önemli bir yeri var. Zaten 70’li yılların birçok sloganında hepsinin adları birlikte anılırdı: Deniz Gezmiş’in, İbrahim Kaypakkaya’nın, Mahir Çayan’ın… Kendisini saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş