Kemal Bey’in en güçlü yanı siyasetle ilgili kavrayışı. Hiçbir zaman popülist bir siyasetçi olmadı Kılıçdaroğlu. Erdoğan karşısındaki sayısız seçim mağlubiyetinin nedeni bu. Ama parti içi rakiplerinden farklı olarak şu temel gerçeğin farkında. Siyaset strateji kurma işidir. Tüm planlarınızı açık ederseniz siyasi bir hayatınız olamaz. Ayrıca kurduğunuz oyun gücünüzle doğru orantılı olmalı. Halk ise onun gibi düşünen pek çok elitist gibi adına siyaset yapılacak bir kaynak, ya da bir ilk neden. Ama sadece halka dayanarak siyaset yapmak mümkün değil. Hatta Özel ve İmamoğlu’nun insanları sürekli bir şekilde mücadeleye ve sokağa çağıran, hep ilerleyen, bu nedenle hep yenilen romantik devrimciliği karşısında Kılıçdaroğlu’nun vizyonu devlete, elitlere, sistem içi pazarlıklara daha yakın. Erdoğan’ın son çeyrek asra damgasını vuran başarısı siyasetin her iki kaynağını başarılı bir şekilde kullanan diyalektiğinde saklı. Yani AKP liderliği hem popülist ve dolayısıyla halkı memnun etmeye çalışıyor hem de elitist, diğer siyasetçiler, hatta bir devleti yönettiği için diğer devletlerdeki güç odaklarına dikkat ederek politik hamleler yapmakta. CHP’de ise politik aklın popülist momentini İmamoğlu ve Özel, elitist kulvarı ise Kılıçdaroğlu temsil ediyor. Kemal Bey’in devlet, sistem ve elitlere yakınlığı ve hatta yatkınlığı Türk demokrasisinin giderek gerileyen standartları dikkate alındığında ona ayrıca bir avantaj sağlamakta.

Bu arada kendisine yakıştırılan “hain”, “işbirlikçi”, “sarayın adamı” ifadeleri kelimenin dar anlamıyla yanlış. Hatta muhalif kitlenin bu yönlü düşünme tarzında patolojik bir şey var. Daha önce Meral Akşener ve Muharrem İnce de sarayla işbirliğiyle suçlanmıştı. Tarihin belli bir anında CHP Genel Merkeziyle ters düşen herkes muhalif medya ve sosyal medya tarafından infaz edilebiliyor. Kahramanı birkaç saat içinde haine çevirebilen akıl dışı bir mekanizma var muhalif tahayyül içinde. Anti-Erdoğanizmin tek muhalif ideolojiye dönüştüğü, seçim kazanmaktan başka amacı olmayan, bu amaç geciktikçe tüm rasyonel değerlendirme kıstas ve olanaklarını bir bir yitiren bir kitlenin siyasal sosyolojik ruh halini yansıtıyor sarayın adamı suçlaması. Kemal Bey bir hain değil şüphesiz ki. Ayrıca siyaseti ihanet ve sadakat ikileminde yaşamak da kamusal aklı ilkelliğe, yani kabileler çağına geri götürüyor. Ama Kılıçdaroğlu şüphesiz ki elitist bir siyasetçi. Demokrasinin dünyada ve Türkiye’de gerilediği, siyasetçiler arası pazarlığın politikanın yerini aldığı zamane koşullarda ondaki devletçi damar ciddi bir güç.

Bülent Kuşoğlu’nun devlet aklı kavramı üzerinden yorumladığı olgu Kılıçdaroğlu’nun siyaseti elitler arası pazarlık ve uzun erimli strateji olarak gören aklının bir ifadesi. Kemal Bey’i hain ilan eden Özel-İmamoğlu ikilisinin güç ilişkileri okumaları ise eksik, hatta bazen tümüyle yanlış. Öncelikle kurultayı kaybeden Kılıçdaroğlu çevresini hızla tasfiyeye girişti bu liderlik. Ancak Kemal Bey’in siyasetten kopmaya niyeti yoktu. Bu durum açıkça belli olmasına rağmen “tarihin doğru tarafı” gibi kehanetçi argümanlarla tasfiye ısrarı devam etti. Oysa makul olan yol, Kemal Bey’le bir uzlaşma zemini için pazarlık etmek, Kılıçdaroğlu’nun tasfiyesini zamana yaymak, Kemal Bey’e yakın bazı isimleri parti yönetimine almak şeklinde olmalıydı. İmamoğlu-Özel liderliğinin parti içi asabiyeyi elit çoğulculuğunu dikkate almadan toplumdaki popülist personalarına dayanarak tek yanlı ve tek yönlü bir şekilde inşa etme ısrarı partiyi bugünlere getirdi.
Tabii bu sonuç çok da şaşırtıcı değil. Siyaset mümkün olanla ilgili bir etkinliktir. Gücünüz amaçlarını hayata geçirecek kadar fazla değilse, amacı zamana yayarak kaynakları idareli kullanmak, rakiplerinizle çatışırken aynı zamanda onlarla uzlaşmak, başarının gölgelendiği anda yeni stratejiler geliştirmek gerekir. Genel merkezi kaybeden değişimci ekip tüm bu parametreler bakımından sınıfta kalıyor. Mesela kurultayla ilgili tartışmalar kurultayın yapıldığı gün başlamış olmasına rağmen itiraz görmezden gelindi. Belediye-delege ilişkileri özelinde siyasetin rant yoluyla finansmanı bakımından daha ciddi bir bakış açısına ihtiyaç vardı. Her belediye operasyonundan sonra aynı şeyi söyledi Özel liderliği. Tüm suçlamalar iftira, bize yargı darbesi yapılıyor. Böyle diye diye Özkan Yalım’a kadar geldik. Normal aklın sınırları içinde artık herkes farkında; çapı ve ağırlığı değişmekle birlikte belediyelerde ahlak dışı ve konusu ceza hukukunu ilgilendiren işler olma ihtimali bir hayli yüksek. Sonuç olarak parti liderliğinin zamanında denetim mekanizmalarını güçlü bir şekilde işleterek tedbir alması, zehirli bitkileri topraktan söküp çıkarması gerekirdi. Ama bu yol işletilmedi.

Kılıçdaroğlu’nun sanki halk yokmuş gibi, seçim yenilgilerine rağmen parti liderliğinde kalma ısrarının anti-popülist ve anti-demokratik bir yanı olduğu açık. Ayrıca geniş kitlelerde bir Kılıçdaroğlu fobisi, hatta nefreti var. Ancak CHP sosyal demokrat bir parti. Devrimci ve sosyalist değil. Sol yumruk havada sisteme karşı mücadele psikolojisi partinin gerçekleriyle bağdaşmıyor. Dahası demokrasi ve siyaset gibi büyük kavramlar halk ile seçkinler arası dengeyi gerekli kılmakta. Sadece mücadele, çatışma, eylem, karşı çıkma ve dışlama yoluyla siyaset yapılamaz, yapılamıyor. Bu son hatırlatma bağlamında genel başkanlığa dönen yalnızca Kemal Bey değil, onun şahsında elitizm ve uzlaşma kültürüdür.














