Cumhuriyet Halk Partisi’nde Kılıçdaroğlu ile Özel-İmamoğlu liderlikleri arasında bir çatışma olduğu artık saklanamaz bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Taraflar arasındaki uyumsuzluğu basit bir görüş ayrılığı olarak değerlendirmek imkansız. İki ekip birbirinin boğazına sarılmış durumda. Mücadelenin kıvamı “ya ben, ya sen” seviyesinde. Bu çatışmada biri ayakta kalacak. Politik ölüme mahkum edilmiş Kemal Kılıçdaroğlu geri geldi. Kendisini tasfiye edenleri tasfiye edene kadar kavga durmayacak. Tam bu noktada bir adım geri çekilip, neyi paylaşamıyorlar, deneyimlediğimiz uzlaşmaz çelişkinin niteliği nedir sorusuna yanıt aramak gerekiyor. Ayrıca savaş bir propaganda savaşı olarak devam etmekte. Niyetlerle gerçekler arasındaki epistemolojik duvarı yıkmak ve kullanılan söylemi yapı söküme uğratarak yeniden ele almak bu tartışmanın tüm tarafları için mantıksal bir zorunluluk.

Kılıçdaroğlu ile Özel arasındaki fark ideolojik ve sosyolojik bir zemine dayanmıyor. Bu nedenle son derece yüzeysel. Bilindiği üzere 2023 seçimi kaybedilince değişim hareketi ortaya çıktı. Özel ve İmamoğlu dahil olmak üzere değişimcilerin neredeyse tamamı Kılıçdaroğlu’nu her durumda destekleyen, onun her yanlışına ortak olan kişilerdi. Mesela Özgür Bey milletvekili, grup başkanvekili ve grup başkanı sıfatlarıyla Kılıçdaroğlu’nu bir kez bile kamuoyu önünde eleştirmemiş biriydi.
Kemal Bey’e muhalefet eden Muharrem İnce karşısında Kılıçdaroğlu’nun yanında yer aldı Özel ve İmamoğlu gibi siyasetçiler. Kılıçdaroğlu döneminde Baykal’dan kalan tüm izler silindi, parti ideolojik çoğulculuğunu yitirdi, sisteme yönelik eleştiriler 5’li çete-yolsuzluk seviyesinin çok da üstüne çıkamadı, yandaş medyanın bir benzeri muhalif kesim arasında oluşturuldu, sağ siyasetin CHP içindeki ağırlığı arttı, ön seçim hemen hiç uygulanmadı, dokunulmazlıkların kaldırarak Kürt siyasetçilerin hapse girmesine yardımcı olduğu Kemal Bey CHP’si.
Bu eksiklik ve günahlar listesi daha da uzatılabilir. Sonuç olarak defalarca seçim kaybeden Kılıçdaroğlu’nun kurşun askeri gibi davrandı Özel ve ekip arkadaşları. Dahası Kılıçdaroğlu ile Özel arasında Atatürkçülük ve sosyal demokrasi gibi ideolojik doğrultular bakımından da ciddi bir farklılık yok. Özgür Bey Kemal Bey’den daha sosyal demokrat bir siyasetçi değil, Kılıçdaroğlu da Özel’den daha Atatürkçü. Sonuç olarak Kılıçdaroğlu-Özel kavgasını bir Feyzioğlu-Ecevit çatışması olarak yorumlamamız mümkün değil. Dahası ideolojinin yokluğunda ideoloji de işimizi kolaylaştırmıyor. MHP’nin bölünüp İYİ Parti’nin yükseliş sürecinde gözlemlediğimiz siyasal sosyolojik kırılmanın bir benzerine rastlamıyoruz iki hizip arasında. Kırsal kesimdeki Atatürkçülükler Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alıyor, Özgür Bey ise daha kentli sosyal demokratların lideri diyemiyoruz mesela.
Özel-Kılıçdaroğlu mücadelesi
İdeoloji ve sosyolojiye dayalı yorumların yetersizliği karşısında geriye sadece parti kaynaklarını hangi elit grubun kullanacağı noktasında bir yarış kalıyor. Mücadele bu haliyle önemsiz veya değersizdir demek yanlış olur elbette. Ama Türk siyasi hayatında ve CHP’de fikirleri nedeniyle karşı karşıya gelmiş çok sayıda kişi ve grup arasındaki çatışmaların tarihi dikkate alındığında şu an tanıklık ettiğimiz şeyin bir hayli sönük bir içeriğe sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
İdeolojinin ve sosyolojinin yokluğunda iki liderlik iddiası kendilerini daha büyük bir amacın öznesi gibi sunmakta. Kılıçdaroğlu ve ekibine göre ortada yolsuzluk ve ahlaksız var. Partinin bir an önce kurumsal kimlik ve kültürüne geri dönmesi gerek. Bu doğrultuda siyasi arınma kaçınılmaz bir gerçeklik olarak önümüzde durmakta. Yolsuzlukla mücadele eden Kılıçdaroğlu figürünün karşısında ise demokrasi mücadelesi veren Özel var. Özgür Bey ve taraftarlarına göre siyasi iktidar kontrollü muhalefet yaratma amacıyla CHP’ye müdahale etti. Yolsuzluk meselesi büyük bir iftira kampanyasının enstrümanı sadece. Asıl mesele demokrasi. Türkiye’de demokrasi elden gidiyor. Kılıçdaroğlu Erdoğan’la birlikte bu sürecin ortağı.
Karşı karşıya gelen bu iki söylem bakımından çatışan tarafların tutumları birbirinin aynısı. Her iki lider de yürüttükleri kavgayı kendi bencil çıkarlarından daha üstün büyük bir amacın arkasına saklıyor. Yolsuzlukla savaşan Kılıçdaroğlu ile demokrasi kahramanı Özel’in mücadelesi tarafların kurduğu söylem bakımından mistifikasyon tadında. Her ideolojik perdelemede olduğu üzere burada da karşı tarafın argümanı konusunda sessizliklerini koruyor ilgili taraflar. Özel liderliğinin CHP’li belediyelerdeki konusu suç teşkil eden gayri ahlaki ilişki ve işlemler hakkındaki tavrı meselenin ciddiyetinin bir hayli gerisinde.
Baba ocağı söylemi ve ideolojik mistifikasyon
İddiaların yoğunluğu ve açılan soruşturmalar bakımından ortaya çıkan manzara “tüm sanıklar masum, tüm kanıtlar sahte, tüm tanıklar itirafçı veya baskıyla ifade verdi” söylemini tutarlı olmaktan çıkarmakta. Kılıçdaroğlu ise adalet ve demokrasi gibi hususlar bakımından fazlasıyla sessiz. Zamanında “Ülkede adalet yok, mahkemeler talimatla iş görüyor” diyerek Adalet Yürüyüşü yapan bir siyasetçi şimdi mahkeme kararlarına sıkı sıkıya sarılmış durumda. Dahası CHP’deki bölünmenin iktidarın ömrünü uzattığı, kendi çabasıyla ortaya çıkan akut durumun ana muhalefet partisini AKP karşısında güçten düşürdüğüne yönelik iddialara yeterince güçlü bir şekilde yanıt veremiyor Kemal Bey.
Son sözü baba ocağı söylemine ayırmak istiyorum. Bu ifade asabiye ve dayanışma zemini olarak Özgür Özel tarafından sıklıkla kullanılıyor. Ama kavramın kendisinin makalede ayrıntılı bir şekilde tartışılan ideolojik mistifikasyona hizmet ettiği açık. Çünkü CHP bir siyasi parti. Siyasi partiler sivil toplumun parçasıdır. Sivil toplum ise aile gibi bir yer değildir. Sivil toplumda aktörler çıkarları gereği bir araya gelir. Çatışma ve uzlaşma çıkar temellidir. Ailede ise ebeveyn ile çocuklar arasındaki ilişki karşılıksız sevgi ve diğerkamlığa dayanır. CHP Genel Merkezi’ni baba ocağına, partiyi de aileye benzettiğinizde siyaset ve sivilliğin asli unsurunu duygusallıkla gizlemiş, ideoloji yoluyla maddi gerçeği perdelemiş oluyorsunuz.












