Ruşen Çakır’ın Duran Kalkan ile yaptığı röportajın dikkat çeken, doğal sorusu şu: Selahattin Demirtaş hakkında ne düşünüyorsunuz ?
İlk bakışta soru yalnızca bir siyasetçi hakkındaymış gibi görünebilir. Oysa değil. Aslında Kürt siyasal hareketinin geleceğine ilişkin temel bir soru.
Çünkü Selahattin Demirtaş artık yalnızca bir parti liderinin adı değildir. O, son yirmi yılda Kürt siyasal hareketinin geçirdiği dönüşümün en önemli semboludur.
Bir tarafta silahlı mücadelenin belirlediği uzun bir tarih… Diğer tarafta demokratik siyaset yoluyla çözüm arayan yeni bir yaklaşım…

İkinci çizginin en güçlü temsilcisi Demirtaş’tır.
Demirtaş´ın eski demeçlerini izleyin, hemen hemen her söylediği bugün gerçek olarak yaşanıyor. Üstelik Kürt meselesinin yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye demokrasisinin ortak meselesi olarak anlatabilmesi, onu farklı siyasal görüşlerden insanların da saygı duyduğu bir siyasetçi haline getirdi.
Bu nedenle şu sorunun cevabı önemlidir: Selahattin Demirtaş’ın siyasal statüsünü kim belirler? Silahlı mücadele içinde bulunan yöneticiler mi, yoksa milyonlarca seçmenin demokratik iradesi mi?
Siyaset biliminin cevabı açıktır. Demokratik sistemlerde meşruiyetin temel kaynağı halkın rızasıdır. Siyasal liderlerin ağırlığını belirleyen toplumun verdiği destektir.
Bu nedenle Demirtaş’ın Kürt siyasetindeki konumu, onun siyasal ağırlığı, doğrudan demokratik meşruiyetinden kaynaklanmaktadır.
Bundan dolayı Ruşen Çakır’ın sorusuna Duran Kalkan’ın verdiği mesafeli cevap dikkat çekici. Elbette herkes Selahattin Demirtaş hakkında aynı düşünmek zorunda değildir. Eleştirilebilir, katılınmayabilir. Fakat siyasal ağırlığı inkâr edilemez.
Tam da bu nedenle Duran’ın durumu birçok kişide şu soruyu sordurdu. Kandil, demokratik siyaseti böyle mi görüyor ?
Bu soru yalnızca Demirtaş’ın geleceğiyle ilgili değildir. Kürt siyasetinin geleceğiyle ilgilidir.
Dünyadaki çatışma çözümü deneyimleri bunu göstermektedir. İrlanda, İspanya ve Kolombiya’da silahlı hareketlerin siyasal dönüşümü, demokratik temsil güçlendikçe mümkün olmuştur.
Esas bir olgu da, gerçek barış bütün aktörlerin geçmişle yüzleşmesini gerektirir. Devlet kendi yanlışlarını söylemelidir. Silahlı hareket kendi hatalarını konuşmalıdır. Siyaset kurumu da kendi eksiklerini tartışmalıdır.
Hiç kimse eleştiriden muaf değildir.
Max Weber, “Sorumluluk Etiği” kavramıyla liderlerin yalnızca niyetlerinden değil, kararlarının sonuçlarından da sorumlu olduklarını söyler.
Hesap verebilirlik yalnızca demokratik devletlerin değil, siyasal meşruiyet iddiasında bulunan bütün yapıların temel sınavıdır. Bu ilke, silahlı hareketlerin yöneticileri için de geçerlidir.
Mesela, yeniden barış ihtimalinin konuşulduğu bugünlerde, 2015-2016 yıllarında yaşanan hendek çatışmaları yalnızca geçmişe ait bir tartışma değildir, siyasal sorumluluk meselesidir. Çatışmaların sonunda on binlerce insan yaşamını yitirdi. Yüz binlerce insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Kentler ağır yıkıma uğradı.
Madem röportaj için Duran Kalkan seçilmiş bize de bu tablodaki soruların sorulması düşer.
- Hendek stratejisi hangi süreç sonunda benimsendi ?
- Karar alınırken farklı görüşler dile getirildi mi ?
- Bu stratejiye itiraz edenler oldu mu ?
- Çatışmaların ardından örgüt içinde kapsamlı bir özeleştiri yapıldı mı ?
Bu sorular barış karşıtlığı değildir. Tam tersine, kalıcı barışın gereğidir.
Kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerde Duran Kalkan’ın, devletin vereceği karşılığın bu ölçüde sert olacağını öngöremediklerine ilişkin ifadeleri… Eğer böylesine ağır sonuçlar doğuran bir strateji, yanlış hesaplamalara dayanıyorsa, bu durum daha büyük bir sorumluluk tartışmasını beraberinde getirir.
Hannah Arendt’in ifade ettiği gibi, kamusal alanda güç kullanan herkes kararlarının sonuçlarını açıklama yükümlülüğü taşır. Çünkü strateji üretmek yalnızca hedef belirlemek değil, sonuçları öngörebilmektir. Büyük stratejik başarısızlıklardan sonra dünyada farklı örnekler görülmüştür. Yöneticiler görevlerinden ayrılmıştır. Yeni kadrolar ortaya çıkmıştır. Kapsamlı özeleştiri raporları hazırlanmıştır.
Bugün kamuoyunun merak ettiği de budur. Toplumla hangi özeleştiriler paylaşıldı? Gerçek özeleştiri yalnızca “yanlış yaptık” demek değildir.
İşte bu noktada Selahattin Demirtaş’ın temsil ettiği demokratik siyaset anlayışı önem kazanıyor. Demirtaş’ın uzun yıllardır cezaevinde bulunması da bu nedenle yalnızca kişisel bir trajedi değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları da yalnızca bireysel özgürlük meselesi değildir. Aynı zamanda demokratik temsil hakkının korunmasına ilişkin uluslararası hukuk tartışmasının bir parçasıdır. Bu da Demirtaş’ın siyasal ağırlığının yalnızca Türkiye de değil, uluslararası düzeyde de dikkate alındığını göstermektedir.
Elbette herkes Selahattin Demirtaş’ı desteklemek zorunda değildir. Eleştirilebilir. Farklı siyasi görüşler savunulabilir. Ancak onun son yirmi yılın en etkili Kürt siyasetçisi olduğu gerçeği, geniş halk kitlesi dahil, Kürt -Türk siyaseti üzerine çalışan araştırmacı ve gözlemciler tarafından kabul edilmektedir.
Çözüm sürecini desteklemek, demokratik siyasetin taşıyıcı isimlerinin görmezden gelinmesini kabul etmek anlamına gelmez. Selahattin Demirtaş’ın Kürt siyasetindeki tarihsel yerini, statüsünü belirleyecek olan, demokratik siyasete yaptığı katkılar ve toplumun hafızasıdır.
Gerçek barış da ancak iki temel mesele ile birlikte ele alındığında mümkün olabilir. Geçmişte yapılan hatalarla dürüstçe yüzleşmek ve demokratik siyasetin ürettiği meşru temsilin hak ettiği değeri teslim etmektir.
Bu nedenle Demirtaş’ın Kürt siyasetindeki yeri, herhangi bir kişinin vereceği onaya bağlı değildir. Onu, yalnızca seçimlerde aldığı oylarla ödediği ağır bedellerle açıklamak eksik olur. Yıllar içinde demokratik siyaset içinde üstlendiği rol, farklı toplumsal kesimlerle kurduğu akkili ve sempatik diyalog göz ardi edilemez.
Gerçek barışın yolu da tam burada başlamaktadir. Geçmişin hatalarıyla cesaretle yüzleşmek kadar, demokratik siyasetin temsilcilerine hak ettikleri tarihsel değeri teslim etmek de kalıcı barışın ön koşuludur.
Son tahlilde şu gerçeğin altını çizmek gerekir.
Selahattin Demirtaş’ın tarihsel statüsünü belirleyecek olan, demokratik siyasete yaptığı katkılar ve halkın vicdanındaki yeridir. Duranların sabit durumu önemli değildir.














