Berrin Sönmez yazdı | AKP yerel siyaseti: Kazanamazsam çalamaz değilim

Farklı partilerin seçmeni tarafından oturtulduğu koltuğu kapıp kaçarak AKP’ye sığınan Belediye Başkanları furyası devam ediyor. En son Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez ile Şile Belediye Başkanvekili Sacit Terzi, AKP’ye geçti. Erdoğan eliyle yakalarına takılan ampul rozetiyle aydınlanmaya değil de AKlanmaya mazhar olacaklarını biliyorlardı. Çünkü yıllardır gördüğümüz üzere en beyaz AKP yıkar. Ve tüm çamaşır makinalarının başına geldiği gibi yıkadığı tüm kirler borularında, hortumlarında, kazanında kalır. Makine temizleyiciler düzenli kullanıldığında hem çamaşırların temizliğini hem makine aksamının ömrünü korumak mümkün. Peki ya bu işi bir siyasi parti yaptığında… Akan suda iki kere yıkanılmaz, geçen zaman geri döndürülemez ve AKP istese de temizlenemez hatta temizlenmeyi isteyecek mecali de bulamaz. Neyse bunu da varsın AKP’liler düşünsün, o da mı bize tasa…

Sadece geçenler mi suçlu? “Hırsızın hiç mi suçu yok?”

AKP yerel siyaseti
Berrin Sönmez yazdı | AKP yerel siyaseti: Kazanamazsam çalamaz değilim

Tüm muhalif partilerden milletvekili veya belediye başkanı çalındı ve şüphesiz hepsinde büyük kırgınlıklar yaşandı. Ancak sadece CHP’de iç siyasi çekişmelerde kaldıraç olarak kullanıp, karar vericilere yüklenenler çok oldu. Son örnek Canan Kaftancıoğlu. Yıllar süren sessizliğini “karaktersiz” sıfatıyla, isim vermeden andığı bir ilçe başkanını suçlu ilan etmek için bozmuş. O ilçe başkanı sırf kendi döneminde görev yaptığı için peşinen suçlu sayılmış Canan hanım tarafından. Siyasette kadın olmanın zorluğunu bilenler olarak İstanbul İl Başkanlığını kazanması önemliydi, alkışlamıştık. Ancak kendisi o zaman da feminist örgütlerin alkışını önemsememişti. Şimdi de kendisini suçlayanlarla, siyaset yasağı almasına yol açanlarla ortak dil kurmuş. Söyleyecek bir şey yok, karakter zaafı zor zamanlarda açığa çıkar.

İktidarın şantaj ve tehdit yoluyla, soruşturma açmak, cezalandırmak gibi baskı araçlarını kullanması apaçık bir gerçek olarak göz ünündeyken nasıl olur da bugünkü CHP’de kalanların, butlanı destekleyenlerin bir kısmı sadece seçilenleri ve onları aday yapanları suçlayabiliyor? Akıl alır gibi değil. Siyaseti yargı silahı ile yapan, halkta kendi politikasına rıza üretme çabasını tek etmiş iktidarın muhalefeti ve tüm toplumu devletin zor gücünü fütursuzca kıllandığını görmedikleri düşünülemez. Nasrettin Hoca fıkrası gibi bir ülkeyiz. Teker kırıldıktan sonra yol gösteren çok olduğu gibi hırsızlığa uğrayanı suçlayan çok, hırsızı suçlayan yok.

Sanki bu ülkede bir siyasi etik yasası varmış gibi yapılıyor. Varmış gibi yapılan bu yasada sanki siyasetin şeffaf finansmanını düzenleyen kurallar da varmış gibi yapılıyor. Yargı eliyle “muhalefeti dönüştürme görevini yerine getirmekten asla vazgeçmeyecek” olan Cumhur İttifakı, varmış gibi ve sadece iktidar alternatifi olarak gördüğü partiye uygulanması gerekiyormuş gibi yapıyor. Bu fütursuz cesareti de şüphesiz kendi çıkarını, ülkenin yararından üstün tutan siyaset esnafından alıyor. Neyse ki YENİ Parti kuruldu, yolu açık olsun. Müzmin muhalif politikası yerine iktidar yürüyüşünü sürdüren bir parti olarak devam etsin. Umalım ki eski ve yeni butlan CHP’sinin kişisel çatışmalarından “arınmış” olsun. Hukuka dönmek, kurumları, kuralları, usulleri ve demokratik teamülleri yeniden yeşertmek, daha güçlü şekilde hayata tutunmasını sağlamak için YENİ Parti can suyu niteliğinde. Dileyelim ki bu fırsat heba olmasın.

Ahmet Davutoğlu ve Gelecek Partisi’nin feshi

Hoca'nın parti siyasetine vedası, AKP yerel siyaseti
Berrin Sönmez yazdı | AKP yerel siyaseti: Kazanamazsam çalamaz değilim

Yukarıda söz ettiğim siyasi etik yasası ve siyasetin şeffaf finansmanı için hazırlanan yasa taslağını Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunan Başbakan, Ahmet Davutoğlu idi. Aldığı cevabı hatırlayan çoktur eminim. Gençler için hatırlatayım: “Bu yasa ile ilçe başkanı dahi bulamazsın.” Zamanın Cumhurbaşkanı verdiği cevapla “bu ülkede siyaset yapabilmek için yolsuzluk, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımı, rüşvet, irtikap gibi sorunlara göz yummak zorundasın” demiş oluyordu. Ya da en azından ben bu cevabı o günden bugüne hep böyle değerlendirdim. Siyasi etik yasası eksikliğimiz sadece o günün sorunu değildi ama bugüne kadar aynı sorunun sürdürülmesi, bir AKP ve Erdoğan “başarısı” olarak şimdiden tarihe geçmiştir. Ahmet Davutoğlu denildiğinde ilk aklıma gelen şey siyasi etik yasası önerisidir. Çok kıymetli bulmuştum o nedenle de kendisine de biçtiğim bir kıymet vardır. Fakat 17-25 skandalından sonra sunulan bu yasa taslağının reddi onu istifaya sevk etmedi. Parti içi ve kuşkusuz Erdoğan destekli Pelikan operasyonuyla Başbakanlıktan düşürüldüğü zaman da AKP’den istifa etmedi. 2019 yılına kadar beklemesi, siyasette zamanlamanın önemini pek de dikkate almadığını gösteriyor. Bunların hepsi bir yana bırakılsa bile istifa ettikten, Gelecek Partisi’ni kurduktan sonra mevcut ucube sistem anayasasını desteklemediğini kamuoyuna, o tarihlerde açıklamadığı için bu sözler toplumda anlamlı bir karşılık üretmedi.

Gelecek’in feshi de zamanlama hatası olabilir mi?

Bu üst üste gelen zamanlama hataları bir siyasetçi için affı olmayan yanlış kararlardır. Ve bugün de muhalefetin hem çeşitlenmesi hem de bu çeşitlilik içinde güç birliği yapması gereken dönemlerden birini daha yaşıyoruz. Tam da siyasetin temizlenmesi gereken bu zamanda reddedilen yasa önerisini tekrar gündeme getirerek savunmak yerine “küstüm, oynamıyorum” dercesine bir açıklama ile fesih kararını duyurması da güven yaratmadığı gibi soru işaretleri oluşturdu. 2019 Aralık ayı sonlarında Erdoğan’ın bir yurtdışı gezi dönüşü uçakta verdiği görüşü hatırlayalım: Muhalefeti bölmek zorundayız. Bu sözden iki hafta kadar önce Gelecek Partisi kurulmuştu, arada bir bağlantı olabilir miydi? Bildiğim, duyduğum bir şey yok ama bu soru aklımdan çıkmıyor.

Kendisi ve parti yöneticileriyle yaptığımız sivil toplum görüşmelerinden edindiğim izlenimleri tekrar gözden geçirdiğimde Anayasa konusu çok önemli geldi. Malum 2023 seçimlerine doğru ilerlenirken yine Erdoğan’ın anayasa fetişizmi depreşmişti. Biz de EŞİK Platformu olarak “Anayasaya uymayanlarla Anayasa Yapılmaz, Anayasayı Uygulamayanlar Anayasa Yapamaz” temalı görüşme zinciri gerçekleştirdik. Muhalefet partilerinin çoğunlukla bizimle hem fikir olduğunu görmüştük. Sadece Gelecek Partisi bu mutabakatın dışında kaldı. Aslında Davutoğlu toplantıya katılıncaya kadar parti üst düzey yöneticileriyle sohbet kıvamında geçen konuşmalarda bu konuda hemfikir olma ihtimalimiz yüksek görünmüştü. Ancak Ahmet Davutoğlu katıldıktan sonra hava değişti. Henüz içeriği dahi bilinmeyen teklife 400 oy verilip, referandumun önlenmesi gerektiğini söyledi Ahmet Bey. Olacak iş değildi. Hangi siyasetçi içeriğini bilmeye ihtiyaç dahi duymadan “evet” demeyi düşünebilir? Tanıyanlar bilirler, Davutoğlu uzun ve soluksuz konuşurken söz hakkı kullanmak hayli zordur. Neyse bir fırsatını bulup araya girdim ve şunları söylediğimde verecek cevabı kalmamıştı: “400 oy çıktığı takdirde seçmen ‘Erdoğan bütün muhalefeti hizaya soktu’ gözüyle bakar ve bu durumda size neden oy versin?”. Toplantı bu şekilde bitti ama dikkatimizi çeken en önemli tutum üst düzey yöneticilerin sohbette bize söylediklerini toplantıda, Davutoğlu’na karşı seslendirmedikleri oldu. Kapatma kararının da böylesi “demokratik” ortamda alınma ihtimali yabana atılamaz. Tıpkı muhalefeti Erdoğan’ın çizdiği sınırlarda yapma pratiğinin göz ardı edilemeyeceği gibi. Tabii bu tutum danışmanlık, Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık yapmış bir akademisyenin edindiği devlet terbiyesi ile de açıklanabilir. Ancak ucube sistemin kurulmasına sessiz kalışının bende affı yok.

Üzücü olan, Gelecek Partisi mensuplarının yüzüstü bırakılması. Siyaseti bu partide öğrenenlere acı bir tecrübe oldu muhtemelen. Ama “öldürmeyen güçlendirir” diyerek hepsine yol açıklığı dilerken, muhalif partilerle yoldaşlık edeceklerini umuyorum. Çünkü fesih kararı bir kere daha Erdoğan’ın politik ihtiyacı doğrultusunda şekillenmiş gibi görünüyor. Dürüst ve aynı zamanda vefalı, hayli duygusal bir akademisyen olması nedeniyle siyasetin kurnaz tilkileri tarafından hiç fark etmediği bir yönlendirmeye maruz kalmış olabilir. Yakın zamanlarda basına yansıyan Irak, İran yolculuklarında “devlet adına” yaptığı bazı görüşmelere benzer daha kalıcı bir konum teklif edilmiş olabilir. Çünkü iktidarın şu anda muhalefetin direngen değil dağılmaya hazır olmasına ihtiyacı var.

Dolayısıyla Gelecek Partisi’nde kalanlar kurultayda fesih kararı almak yerine keşke diğer sağ partilerle birleşme kararı alsalar. Orada ortak güç oluştursalar. Hazır Hoca ayrılmışken, daha kolay bir entegrasyon mümkün olabilir. Üstelik böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi hem ülke hem kendi siyasi hayatları açısından hayırlara vesile olabilir. Evet Gelecek Partisi’nde yer alanlara, emek verenlere yol açıklığı diliyorum. Gelecek Partisi kurucuları arasında yer almış arkadaşım, adaşım Berrin Sevimli’ye bir kere de bu vesileyle Allah’tan rahmet diliyorum, mekanı cennet olsun. İki evladına, yakınlarına, Gelecek Parti’ye ve Berrin ile yolumuzun kesiştiği Başkent Kadın Platformu gönüllülerine baş sağlığı diliyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş