Kadın cinayetleri, trans cinayetleri, çocuk cinsel istismarı ve istismarı gizleme amaçlı çocuk cinayetleri her yıl, her ay giderek daha fazla sayıda gerçekleşir oldu. Cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan erkek şiddetini önlemek için toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimlerinin her yaşta, her kurumda, her konumda eksiksiz uygulanması gerekir.
Bunu biliyoruz ama bildiğimiz bir başka gerçek de toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının resmi metinlerde kullanılmasının bile yasaklandığı. Bu durum bize cinsiyete dayalı şiddet olgusu üzerine yeni ve geniş kapsamlı açıklamalarla konuyu ele alma, toplumsal algıda yeni farkındalık yöntemleri geliştirme sorumluluğu yüklüyor.
Kadın cinayetleri, eril şiddetin son halkası ve en uç boyutu. Ancak eril şiddetle mücadele etmek için yalnızca cinayetler ve cinsel saldırı suçları üzerine çalışmak yeterli değil. Cinayetlerin öncesinde tanımlı şiddet türleri ve tanımsız her türlü baskı yöntemi uygulanıyor.
Kadın eşitlik mücadelesinin izlemesi gereken yöntem, toplumsal algıyı toplumsal olgu ile yeniden şekillendirmek. İkinci bir neden ise Türkiye’de iktidarın kadın cinayetleri olgusunu ve kadın cinayeti kavramını cinayet dışında kalan devasa boyuttaki ataerkil şiddet gerçekliğini perdelemek için kullanmaya başlaması.
Bu durum failleri sapık, hasta, alkol ve yasaklı madde bağımlısı veya suça yatkın kişilerin bireysel kusuru olarak görülmesini kolaylaştırıyor. Kadın cinayetleri arasındaki bağıntıyı ve tüm diğer eril şiddet biçimlerinin, hatta doğumdan itibaren kız ve oğlan çocuk yetiştirme pratiklerinin bu bağıntıya dahil olduğunu görünür kılmak, cinskırım kavramının artık daha sık kullanılmasını ve açıklanmasını gerektiriyor.

Cinskırım, cinsiyete dayalı şiddetin kadın cinayetleri dahil bütün biçimlerini ve her boyutunu anlamayı, siyasal, sosyal, hukuksal ve kültürel örüntülerini keşfetmeyi mümkün kılacak bir kavram. Üstelik iktidar, 2025’ten itibaren Aile 10 Yılı ilan ettiği için cinsiyet temelli şiddetin, aile içinde koruma altına alınmak istendiği söylenebilir.
Kadın ve çocukları eril şiddetten korumak amacı terk edilerek şiddetin aile içinde korunmasına yönelik politikalar üretildiği, uygulandığı bilinciyle hareket etmek gerektiğini düşünüyorum. Cinskırım kavramı, kadın cinayeti kavramını yadsımaz, öldürme söz konusu olduğunda elbette kadın cinayeti denecektir.
Elbette cinsel saldırılar da aynı şekilde isimlendirilecektir. Sözlü, ekonomik, psikolojik şiddet tanımları da elbette fiile göre kullanılacaktır. Cinskırım kavramında ısrarım bu şiddet biçimlerini kapsadığı kadar bunlardan çok daha fazlasını görünür kılma potansiyelinden kaynaklanıyor.
Cinskırım kavramı, derin tarihsel kökene sahip erkek egemenliğinin, kadını ikinci sınıf sayan ve insanın erkek cinsine denk görmeyen, kalıp yargıların hükmettiği kültürel, siyasal ve hukuki sistemlere nüfuz ederek cinskırım şeklini almış bir şiddet olgusunu açığa çıkarır. Bu nedenle soykırım kavramından ilhamla ataerkil şiddeti tüm boyutlarıyla anlayıp anlatmayı kolaylaştırmak için cinskırım kavramını kullanmak gerektiğini düşünüyorum.
Soykırım Gözlem Örgütü, kolektif cezalandırmanın sistematik olarak işlenmesi şeklinde genel kabul görmüş tanımın yanı sıra, soykırım olgusunu tespit etmeye yarayan on aşama belirliyor.
Soykırımın on aşamasından yararlanarak cinskırım kavramının, kadın cinayetleri dahil cinsiyet temelli şiddeti ve çok daha fazlası olan baskı yöntemlerini içerdiğini kanıtlamaya çalışayım.
Sınıflaştırma
Erkek egemen toplum sisteminin kuruluşu kadınların ikinci sınıf insan sayılmasıyla başlar. Kadınların yeteneklerini körelten toplumsal düzeni görmezden gelerek kadınları erkeklerle eşit saymayan bu yaklaşımla, cinsiyet temelli şiddetin gerçekte kadınları kısıtlamak için özellikle bir araç olarak kullanıldığı görülür. Ayrıca “biblo gibi kadın”, “iyi ev kadını”, “iyi aşçı”, “iyi anne” gibi makbul kadınlık tanımları, kadınları kendi içlerinde sınıflaştırmak için kullanılır.
Sembolizasyon
Saçı uzun aklı kısa, tamamlanmamış, eksik etek ve daha binlercesi ile sembolize edilen kadınların sadece ev içi rollerle (annelik, bakım yükümü, hizmetçilik vb.) özdeşleştirilmesi çok yaygın ve günümüzde tekrar dolaşıma sokulmuş anlayışlardan. “Evli olduğu halde…” “bekar”, “eskort”, “trans”, “mini etekli”, “gece geç saatte…” gibi etiketler çok yaygın. Kadınlık fitne unsuru, kahpe, kancık gibi olumsuz sıfatlarla da anılır.
Ayrımcılık
Eğitim, çalışma, sanat, siyaset, spor, akademi, yargı, diplomasi alanlarından hiç eksik olmadı. Ayrımcılık hem iş yerlerinde cinsiyet temelli şiddete kapı açıyor hem kadınların karar mekanizmalarına erişmesine engel olmaya devam ediyor, CEDAW’a rağmen.
Siyasi iradenin ev kadınlığı ve anneliği yücelterek meslek sahibi kadınların kariyerini değersizleştirmesi gibi ayrımcılık maddesini karşılayan bolca örnek vardır.
Hak gaspları
Soykırım kavramının aşamalarından hak gaspları, cinsiyet temelli şiddetin her biçim ve boyutunda açıkça görülür.
Kadın yaşamı, kadın cinayetleri ile yaşam hakkının ihlali, kız çocuklarının eğitimden mahrum bırakılması, erken ve zorla evlilikler, kadınların çalışma hakkını kullanması önündeki engeller ve çok daha fazlası gibi pek çok kadın yaşamı hak gaspı ile doludur. Kadınların eşit yurttaş ve özerk birey olma hakkı çok çeşitli yöntemlerle gasp edilir.
İnsandışılaştırma
Ülkemizde insandışılaştırma politikasına en açık örnek LGBTİ+ varoluşun ve örgütlenme özgürlüğünün tehdit altında oluşudur.
Yukarıdaki bütün aşamalar için verilen örneklerde eşcinselliğin de içkin olduğunu belirtmek yerinde olacaktır. Özcesi toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı bireyler, toplumlar ve yönetimler insandışılaştırma politikasını uyguluyor diyebiliriz.
Organizasyon
Cinsel şiddet ve kadın cinayetleride giderek daha çok görülen incel bağlantısı, organizasyon aşamasına denk kabul edilebilir.
Ayrıca kadınların yasal olan nafaka, velayet, boşanma haklarına karşı ve cinsel istismar olan küçük yaşta kızlarla evlenenlerin ceza almasını önlemek için ülkemizde pek çok erkek örgütlenmesine tanığız.
Siyasi iradenin de bu talepleri yerine getirme yönünde yasal hazırlıklar yürüttüğü, Meclis’e sunduğu yasa taslakları ile organizasyon sabit. Ayrıca cinsel şiddet başta olmak üzere kadın cinayetleri ve diğer şiddet biçimleri de kolayca organize olan aileler içinde gizleniyor sıklıkla.
Polarizasyon
Kutuplaştırma siyaseti iktidarın 22 yıldır siyasi rekabette üstünlük sağlamak için kullandığı araçların başında gelir. Bu çerçevede feminizmin, feministlerin ve feminist örgütlerin, kadın eşitlik mücadelesinin ve toplumsal cinsiyet eşitliği savunusunun en ağır hakaretlerle hedef haline getirilmesi, polarizasyon örnekleri olarak karşımıza çıkıyor. Cinsiyet temelli şiddetin eşitsizlikten kaynaklanması nedeniyle eşitlik karşıtı siyasi söylem ve eylemlerin, cinskırım kavramının yerindeliğini gösteren politikalar olarak kabul edilmesi uygun olur.
Zulüm ve imha
Şiddetin ta kendisi ve cinsiyet temelli şiddetin de en açıklayıcı ifadelerinden olan zulüm, Türk Ceza Kanunu 96. maddesinde “Eziyet” başlığı altında tanımlanmış bir suçtur.
Ancak kadına yönelik şiddet, sistematik ve süreklilik arz eden bir yapıya sahip olduğu halde cinsiyet temelli şiddet davalarında yargı tarafından çok ender uygulanan bir maddeye dönüştürülmüş halde. Yargı aşamasında ilgili madde çoğunlukla görmezden gelindiği için cinskırım kavramı bakımından zulüm aşamasının somut örneği sayılır.
Her kadın cinayeti, her kız çocuğu cinayet, her trans cinayeti imha aşamasına karşılık gelir. Bu aşamada cinsiyete dayalı şiddetle öldürülenlerin hatırası için ve onların hakkını savunup adaletini arayan kadınların oluşturduğu ‘anıt sayaç’ hatırlatması yapmakla yetineyim.
İnkâr
İnkâr safhası hem hükümet politikalarında hem yargı kararlarında hem de fail beyanlarında açıkça görülür. Failler işledikleri şiddet ve cinayet suçuna karşı mahkeme önünde savunma yaparken kullandıkları ifadelerde, işledikleri suçun karşısındaki kişi salt kadın olarak doğduğu için öldürdüklerini söylemez.
Suçlarının cezasını hafifletmek için öldürdükleri kadınları haksız, kusurlu, hatta suçlu gösteren bahanelere sığınmaları inkâr aşamasını karşılar. Hükümet temsilcileri ise cinsiyet temelli şiddetin sistematik bir suç olduğunu inkâr etmek için sıradan asayiş olayları olarak anlatmaya çalışır.
Fail için suça yatkınlık, bağımlılık, öfke kontrolü eksikliği gibi sorunun özüyle ilgisi olmayan düzenlemeler yapar. Şiddetle mücadelenin devletin görevi olmasına ve bu görevin veri toplama ve açıklama yükümlülüğünü de içermesine rağmen, yetkililerin bu görevi yerine getirmeyişi de inkâr etme veya boyutlarını küçültme anlamına geliyor.
Değersizleştirmek
İnkâr safhasını sistematik biçimde sürdürme metodu olarak görülür. Ayrıca şüpheli kadın ölümleri hakkında hiçbir açıklama yapılmayışı ise kadın yaşamını değersizleştirme politikasının ürünüdür. Yargı, kadınlara ve kız ve oğlan çocuklarına yönelik her türlü şiddetin ama özellikle cinsel şiddet faillerinin, tutuksuz yargılanma, ceza indirimleri gibi teşvik edici hükümler aracılığıyla cinsiyet temelli şiddeti yok sayma eğilimi ile kadınları, çocukları, trans bireyleri değersizleştiriyor.
Eminim tüm feministler ve konuya dair farkındalık geliştirmiş okurlar bu on maddeye dair çok daha yerinde örnek geliştirebilir ve cinskırım kavramı ile soykırım kavramı arasındaki ilişki, iki kavramın birbirine denk olduğu anlaşılabilir.
Birisi soy bağı, etnik, dini, kültürel kırımı anlatırken diğeri, cinsiyet eşitsizliğini güçlendirmek ve korumak için kadın cinsiyetine yönelik cinayet dahil her türlü şiddet ve baskı yönteminin doğumdan ölüme kadar kadınlar üzerinde sistematik biçimde uygulandığını anlatır. Umarım bunu anlatabilmişimdir.
Konuşup tartışarak cinskırım kavramını birlikte geliştirebiliriz. Cinskırım kavramını geliştirmek ve yaygınlaştırmak için yapılacak bu tartışmalar umulur ki toplumsal yansımaya mazhar olur. Toplumsallaşma ihtimali gerçekleşirse iktidarın eşitlik karşıtı politikaları etki gücünü kaybedebilir.













