Berrin Sönmez yazdı | Bir sivrisinek masalı: İktidarın Anayasa fetişizmi

Çerçeve yasanın Meclis’te yüksek kabul oyuna mazhar oluşu, nasıl uygulanacağından bağımsız olarak son derece kıymetli ve önemli, hayırlı olsun. “Kapı aralandı” metaforu da durumu açıklamakta çok mahir. Bir kapı aralandığında oradan her şey girebilir. Demokrasi, barış, eşit yurttaşlık silahın gölgesi kalktığında yeşerecek uygun zemine kavuşacaktır. İhtimam hukukunu gözeten siyasal, toplumsal ve elbette yargısal açılardan uygun koşulların oluşturulması şartına da bağlı olarak. Kısacası bir ihtimal bir imkâna dönüşmüştür. O imkânı değerlendirmek çerçeve yasanın kabulünden sonra iktidar tekelinden çıkmış, toplumsallaşma yolu açılmıştır. Bu çerçeveden bakınca Özgür Özel’in “evet” oyunu ve YENİ Parti milletvekillerini kendi vicdanları ve seçmenleriyle baş başa bırakışını takdir ettim. Evet YENİ Parti “ha-vet” demiş oldu ama bu konuda yaşanabilecek farklı ihtimallerin dikkate alındığını gösteren demokratik tutum. Teslimiyet yok, kategorik karşıtlık yok. Kendisini muhalefette addeden siyasi partilerin de eleştirel destekleyicilik politikası kurabilmesi halinde barışın imkânı kolaylaşır.

Diğer yandan tabii ki iktidarın kâğıt üzerinde çoktan belirlemiş olduğu siyasi şablonu uygulama imkânı da aralanan o kapıdan geçebilir. Özellikle 2024 Ekim’inden bu yana Mehmet Uçum’un, oda spreyi gibi belli aralıklarla yayınlanan “barış yok, demokrasi yok, Terörsüz Türkiye var” temalı yazıları bu bağlamda dikkate alınmalı. Her seferinde “ne kadar aptalsınız, kaç kere söyledim anlamadınız” dercesine, mimarı olduğu ucube sistem anayasasını yeniden ve illaki mevcut kuralları ters yüz eden kelime oyunlarıyla yazması da bu bağlama dahil. Sürekli Anayasa maddelerini gündeme taşıma çabası, sürecin arka planında anayasa değişikliği olduğunu ima ediyordu.

Nitekim Numan Kurtulmuş Meclis Başkanı olarak yaptığı açış konuşmasında -ki henüz süreç politikası siyaset sahnesine çıkmış değildi- anayasa değişikliğini gündeme getirmişti. Üç yılı aşkın süredir aklımdan çıkmayan ifadesi “referanduma gerek kalmadan, 400 oyla Meclis’te kabulünü” öncelemesi olmuştu. İktidarın anayasa alt metinli olarak başlattığı sürecin çerçeve yasası, 467 oyla kabul edildiğinde, bu oylamadan bir anayasa çıkarımı yapılmış olmalı ki Kurtulmuş hemen Anadolu Ajansı’na röportaj verdi. Muhabirin sorularından birisi bu oylamadan sonra anayasa için heyecanlanabilir miyiz, şeklindeydi. Soru doğaçlama da olabilir sipariş de ama kuşkusuz Kurtulmuş’un beklentisine denk düşüyordu.

Adeta “sana bir sivrisinek masalı anlatayım” der gibi başlamış cevaba. Malum sivrisinek masalı deyimi halk arasında lafı uzatma, sonu gelmeyen, bıktırıcı bir söylence ve aynı zamanda laf oyunlarıyla kurulan, karşısındakini köşeye sıkıştıran döngüsel tuzak anlamına gelir. Erdoğan’ın iktidara geldiği ilk yıllardan itibaren hemen hemen her seçim öncesi anayasa kartını kullandığı bilinir. Anayasaya uymayan, uygulamayan bir yönetici neden sürekli yeni anayasa, sivil anayasa ister? Cevap bu sorunun içinde gizli. Anayasayı uygulamayışının nedenini, anayasanın iyi ve sivil olmayışına bağlayarak, seçmen nezdinde kendisini temize çekme çabası olarak görülebilir. Ve böylesi politikaların adı literatürde anayasa fetişizmi. Anayasa iyi olsa “hiçbir sorun yaşanmayacak, yaşanan sorunlar salt anayasanın iyi ve sivil olmayışından kaynaklanıyor” şeklinde yürütülen laf cambazlığı yani sivrisinek masalı yine gündemde. Ama çok önemli bir farkla gündemde. Artık referanduma güven(e)miyor iktidar. Bu sefer Meclis’te anayasa değişikliği için 400+ oy bekliyor. Ve barış için verilen oylardan gerçekten cesaretlenmiş görünüyor ki Kurtulmuş sivil anayasa söylemini AA röportajında iştahla tekrarlamış. Meclis Başkanlığına getiriliş gayesi sanki Meclis’te anayasa değişikliğini sağlamakmış gibi görünüyor.

Anayasa fetişizmi aşırı tekrarla öyle bıktırıcı oldu ki inandırıcılık sağlamak Erdoğan için bile kolay değil artık. Ama belli de olmaz, toplumsal tedbir gerek. 2017 referandumunda mühürsüz oylarla kazandıktan sonra “atı alan Üsküdar’ı geçti” sözünün ardından “darbe anayasasının izi kalmadı, sivil anayasa yaptık” anlamına gelen bir söylev çekmişti. 2026’da ise yeniden sivil anayasa isteniyor. Çeyrek asırlık iktidarında belki 15 belki 16 kere anayasa değişikliği yaptı. Sonuncusu dahil hiçbirinde sivilini yapamadı. Şimdi mi yapacak? Mümkün değil. Niyet anayasa değil çünkü. Toplumu anayasasızlaştırmak yoluyla savunmasız, dayanaksız kılmak amaçlanıyor. Zira iktidar kendi yaptığı değişikliklerin çoğunu hiç uygulamadı, kendi yaptığı anayasaya da uymadı. Mesele üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. Yoksa kendileri de gayet iyi biliyorlar ki kâğıt üzerindeki anayasa dünyanın en iyi örneği olsa da uygulanmadığı takdirde işe yaramaz. Kötü ve eksik bir anayasa iyi ellerde iyi uygulandığı takdirde toplumda iyilik hali yaratılabilir. Anayasaya sihirli değnek muamelesi yapılmasının nedenlerini başka yerlerde aramak gerekiyor.

Biraz da bugünün özgün koşullarında anayasa ısrarının sebebini anlamaya çalışmak gerekir elbette. Burak Bilgehan Özpek’in Ali Deniz Çakır ile söyleşisinde dikkat çektiği bir ihtimal bana çok önemli göründü: Eski sistemde olduğu gibi cumhurbaşkanının Meclis tarafından seçilmesi kuralı getirilebilir. Özpek bu açıklamayı duyum ya da öngörü olarak değil ama bir ihtimal olarak dile getirdi. Fakat öyle akla yatkın ki bu ihtimal, dikkate almak gerekir kanımca. Referandum istemeyen bir iktidar CB seçimini, hele de bu 467 oyun kabarttığı iştahla, kaybetme endişesi olmayan bir yöntem olarak görebilir.

Muhalefetin tüm bu ihtimalleri göz önünde bulundurması gerekir. Sadece siyasi partilerin değil sivil toplumun da böyle bir sorumluluğu var. EŞİK Platformun son haftalık toplantısında Gültan Kışanak çerçeve yasayı ve sonuçlarını değerlendirdi. Kendisine buradan teşekkür ederken önerdiği izleme grupları görüşünü çok değerli bulduğumu belirteyim. Evet tüm sivil toplum örgütleri çerçeve yasanın uygulanışını izlemeli, özellikle kadın örgütleri barış süreçlerinde kadının etkin olmasını sağlamayı mümkün kılacak bu yöntemi kullanmalı. Ayrıca bu yeni anayasa yapma politikasının tekrar siyaset sahnesine çıkmasıyla birlikte yıllar önceki kampanyayı tekrar etkinleştirmek gerekecek. Artık anayasa fetişizmine karnımız tok. Tüm siyasi partilerin de temcit pilavı misali bu yeni anayasa girişiminden ikrah etmiş olması umulur. Bir önceki anayasa girişiminde partileri “hayır” demeye ikna ettiğimiz yöntemi bir kere daha hatırlatayım. AKP temsilcileri her anayasa girişiminde tüm partileri ziyaret ediyor, görüşme içeriğini açıklamadan fotoğrafı paylaşmakla yetiniyor. Bu nedenle muhalefet partilerine görüşme randevusu vermeyin, görüşme fotoğrafı paylaşıldığında sizin sözleriniz topluma ulaşmıyor, görsel AKP’nin ihtiyacını karşılıyor demiştik. Kapalı kapılar ardında en doğru sözler sarf edilmiş olsa da toplum bunu duymuyor. Fakat görüşme fotoğrafı AKP’nin başarı hanesine yazılıyor, toplum nezdinde. Bundan sonra yapılması gereken şey tüm partiler için anayasa konulu görüşmeyi reddetmek. Sivil toplum için ise tüm partileri bu tutuma ikna etmek olacaktır.

Kurtulmuş, anayasa hakkındaki sözlerinde 3. Maddeyi işaret etti. Devlet kavramının uluslararası hukukla belirlenen tanımını ters yüz ederek maddede değişiklik önerdi. Tam bir çarpıtma ustalığıyla “devletin ülkesi olmaz, devletin milleti olmaz” deyiverdi. Milletin devleti olarak değişmeliymiş bu madde. Peki ülke kavramını nereye koyacağız bu durumda? Devlet, egemenlik coğrafyasının sınırlı belirli, o topraklarda yaşayan herkesin yurttaş kabul edildiği bir yapıdır. Devletin zor kullanma gücünü kabul edip hiçbir hukuki sınırı tanımadan tepe tepe kullanmakta olan bir parti, anayasadaki kuralı değiştirmek istiyorsa, sivrisinek masalındaki tuzak açığa çıkmış demektir. Öyle umuyorum ki Meclis’teki partiler toplumsal barış, demokrasi ve eşit yurttaşlığa kapı aralamak için verdikleri oyları iktidarın koltuğunu kurtarmak için kullanmayacaklardır. Gözümüz ve sözümüz üzerlerinde olacak elbette.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş