Mete Kaan Kaynar yazdı | Okullarda öğle yemeği: Hak mı, yardım mı?

İçinde rakamların olduğu bir yazı! Okumaya ziyadesiyle müştak(!) cânım ülkemde bir de yazınıza rakamlar, istatistikler koyarsanız o yazıyı kaldırıp çöpe atabilirsiniz. Ancak lütfen bu kez olsun böyle olmasın. Çünkü bu rakamların arkasında çocuklar var: Belki oğlunuz, kızınız, yeğeniniz, torununuz; belki komşunuzun ya da işyerindeki çalışma arkadaşınızın çocuğu. Siz o çocuğu çok iyi tanıyorsunuz. Bu yazı tam da sizin de tanıdığınız o çocuktan bahsediyor. Yazıda rakamlar yok, çocuklar var; kanun, yönetmelik maddeleri yok, çocuk yurttaşların hakları var.

Türkiye’de çocuk yoksulluğundan söz ederken artık küçük, istisnaî ya da toplumun kenarında kalmış bir gruptan bahsetmiyoruz. TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de 6 milyon 708 bin çocuk yoksulluk içinde yaşıyor.[1] Başka bir ifadeyle 0–17 yaş grubundaki çocukların yüzde 31,0’ı yoksulluk sınırının altında bir gelirle büyüyor. Her yüz çocuktan 31’i. Yaklaşık her üç çocuktan biri.

Üstelik gelir yoksulluğu, tablonun yalnızca bir yüzünü gösteriyor. TÜİK’in daha geniş kapsamlı yoksulluk veya sosyal dışlanma riski göstergesine bakıldığında çocuklarda oran yüzde 36,8’e çıkıyor. Aynı oran toplam nüfusta yüzde 27,9. Yani çocuklar, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski bakımından toplumun genelinden belirgin biçimde daha yüksek bir oranla karşı karşıya.[2]

Okul çağlarına yaklaştığımızda tablo daha az çarpıcı hâle gelmiyor. TÜİK, 2025 yılında 6–13 yaş grubunda 3 milyon 286 bin, 14–17 yaş grubunda ise 1 milyon 605 bin çocuğun yoksulluk içinde yaşadığını hesaplıyor. İki grubu birlikte aldığımızda 6–17 yaş aralığında 4 milyon 891 bin yoksul çocuk var.[3] Bu, dosdoğru bir yoksul öğrenci sayısı değil; ihtiyatla okunması gereken bir büyüklük. Ama bildiğimiz şey yeterince ağır: Büyük ölçüde zorunlu eğitim çağını kapsayan bir yaş grubunda yaklaşık 4,9 milyon çocuk yoksulluk içinde yaşıyor.

Yoksulluk oranları soyut kalıyorsa, çocukların kendi beyanlarına bakmak yeter. PISA 2022’ye Türkiye’den katılan 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 19,3’ü, parası olmadığı için son bir ay içinde haftada en az bir kez yemek yiyemediğini bildirdi; aynı sorunun OECD ortalaması yüzde 8,2. Türkiye bu ölçütte OECD ülkeleri arasında ilk sırada. Yani okulda açlık, istatistikçilerin hesapladığı bir risk değil, çocukların bizzat bildirdiği bir hâl.[4]

Bu tablo karşısında okulda bir öğün ücretsiz yemek tartışmasını yalnızca aç çocuklara yapılacak bir yardım meselesi olarak kurmak eksik kalıyor. Mesele daha temel: Devlet zorunlu eğitimi örgütlerken, bu eğitim çağındaki milyonlarca çocuğun yoksulluk içinde yaşadığını da kendi istatistikleriyle tespit ediyor. O hâlde çocuğun okul günü boyunca yeterli beslenebilmesi, yalnızca ailenin gelirine ve çantasına ne koyabildiğine bırakılabilecek özel bir mesele midir, yoksa eğitimin fiilen sürdürülebilmesinin maddî koşullarından biri midir? Ücretsiz okul yemeği tartışması tam da burada, hayırseverlik ile kamusal sorumluluk arasındaki çizgide başlıyor.

Bir hak meselesi

Okullarda öğle yemeği
Mete Kaan Kaynar yazdı | Okullarda öğle yemeği: Hak mı, yardım mı?

Çocuğun yeterli beslenmesi, yalnızca Türkiye’nin sorunu değil, uluslararası insan hakları hukukunun da uzun zamandır üzerinde durduğu temel meselelerden biri. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 25. maddesi, herkesin “yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım” dâhil, sağlık ve refahını sağlayacak uygun bir hayat seviyesine hakkı olduğunu söyler. Aynı madde ayrıca, “Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir” hükmünü içerir.[5]

Bu genel ilke, 1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile bağlayıcı bir hak düzenlemesine dönüşür. Sözleşme’nin 11. maddesi herkesin “yeterli gıdayı” da içeren yeterli yaşam düzeyi hakkını tanır; aynı maddede ayrıca herkesin “açlıktan kurtulma temel hakkı” kabul edilir.[6] Türkiye Sözleşme’ye 2003’te taraf oldu.

Birleşmiş Milletler (BM) Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi de 12 No’lu Genel Yorum’unda bu hükmün yalnızca insanın açlıktan ölmemesi anlamına gelmediğini açıklar. Komiteye göre yeterli gıda hakkı, insan haklarının kullanılabilmesi bakımından yaşamsal önemdedir; gıdanın hem miktar ve nitelik bakımından yeterli olması hem de kişiye fiziksel ve ekonomik olarak erişilebilir bulunması gerekir.[7]

Çocuklar söz konusu olduğunda çerçeve daha da belirginleşir. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 24. maddesi, taraf devletlerden “hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele” etmelerini ve bunun için besleyici yiyecekler ile temiz içme suyu sağlanmasına yönelik önlemler almalarını ister. 27. madde her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul eder. Aynı madde, bu hayat şartlarını sağlamada öncelikli sorumluluğu ana-babaya yükler; ancak gerektiğinde devletlerin “özellikle beslenme, giyim ve barınma” konusunda maddî yardım ve destek programları uygulamasını da öngörür. 28. madde ise eğitim hakkını tanır ve okula düzenli devamın sağlanması ile okul terklerinin azaltılması için önlem alınmasını ister.[8] Türkiye Sözleşme’ye 1995’te taraf oldu.

Bu belgelerin hiçbiri her öğrenciye ücretsiz öğle yemeği verilmelidir diye bir cümle kurmuyor. Zaten mesele de bu değil. Hak olarak tanınan şey öğle yemeğinin kendisi değil; yeterli beslenme, sağlıklı gelişme ve eğitime fiilen erişebilme imkânıdır. Ücretsiz okul yemeği ise özellikle çocuğun günün önemli bölümünü okulda geçirdiği, ailesinin gelir düzeyinin yeterli beslenmeye erişimini belirlediği koşullarda bu hakların hayata geçirilmesinin somut araçlarından biridir.

Türkiye’nin iç hukukunda da aynı ekseni destekleyen hükümler var. Anayasa’nın 2. maddesi Cumhuriyeti “sosyal bir hukuk Devleti” olarak tanımlar; 5. madde devlete, temel hakların kullanılmasını sınırlayan “siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırma” ve insanın maddî ve manevî gelişmesi için gerekli şartları hazırlama görevi verir. 41. madde devlete özellikle “çocukların korunması” için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü yükler ve her çocuğun “korunma ve bakımdan yararlanma” hakkını tanır. 42. madde ise kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağını ve ilköğretimin zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğunu hükme bağlar.[9]

Bu çerçeve kanunlarda da sürdürülür. 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 4. maddesi, eğitim kurumlarının dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayrımı gözetilmeksizin herkese açık olduğunu; eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağını belirtir. Kanunun 8. maddesi ise “fırsat ve imkân eşitliği” ilkesini düzenler. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 4. maddesi de çocuğun “yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınmasını” ve “yarar ve esenliğinin gözetilmesini” temel ilkeler arasında sayar.[10]

Demek ki tartışma hukuken boşlukta değil. Anayasa ve yasalar ücretsiz okul öğününü açıkça zorunlu kılmıyor; fakat sosyal devlet, çocukların korunması, eğitim hakkı, fırsat eşitliği ve çocuğun gelişme ve esenlik hakları bakımından güçlü bir zemin kuruyor. Ücretsiz öğle yemeği bu zeminin tamamı değil; olsa olsa onun somut uygulamalarından biri. Asıl mesele, devletin çocukla kurduğu ilişkiyi yardım üzerinden mi, hak üzerinden mi tanımladığıdır.

Çocuk yurttaş

İşte yardım ile hak arasındaki fark burada belirleyici hâle geliyor. Çocuğa okulda yemek vermeyi yardım olarak adlandırdığımız anda, farkında olarak ya da olmayarak belirli bir ilişki tarif etmiş oluruz: yemek veren kerîm devlet, yemek yiyen aç ve muhtaç çocuk. Oysa BM Çocuk Hakları Komitesi, Sözleşme’nin uygulanmasına ilişkin 5 No’lu Genel Yorum’unda devletlerin her bir çocuğa karşı açık hukukî yükümlülükleri bulunduğunu vurgular ve çocuk haklarının gerçekleştirilmesinin çocuklara lütufta bulunulan bir hayır faaliyeti olarak görülemeyeceğini söyler.[11] Yani mesele devletin ne kadar cömert olduğu değil, çocuğun neye hakkı olduğudur.

Yurttaşlık yalnızca 18 yaşına gelince oy pusulasını sandığa atabilmekten ibaret değildir. Yurttaşlığın sosyal bir içeriği de vardır: Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, yeterli beslenme ve insan onuruna uygun yaşam koşullarına erişebilmek. Çocuk bu hakları ileride yetişkin olacağı için değil, bugün bir hak öznesi olduğu için taşır. Üstelik çocuk, içine doğduğu hanenin gelirini seçmemiştir; ailesinin ücret düzeyinden, işsizliğinden ya da ülkedeki gelir dağılımından sorumlu değildir. Buna rağmen yoksulluğun sonuçlarını bedeni, sağlığı ve eğitimi üzerinden taşır. Bir çocuğun yeterli beslenebilmesini yalnızca ailesinin satın alma gücüne bırakmak, yetişkinler dünyasının ürettiği eşitsizliğin bedelini çocuğa yüklemek demektir.[12]

Bu açıdan ücretsiz okul yemeği, çocukların zaten sahip oldukları hakların gerçekleştirilmesinde kullanılabilecek kamusal araçlardan biridir; ne daha fazlası ne de daha azı. Bir öğün yemek çocuk yoksulluğunu ortadan kaldırmaz, eğitimdeki eşitsizlikleri tek başına çözmez. Ama çocuğun yeterli ve sağlıklı beslenmesini ailenin gelirinden kısmen bağımsızlaştırabilir. Üstelik çocuk hakkı bir tabak yemekle de bitmez. Nitelikli eğitim, sağlık, güvenli barınma, oyun, spor, kültür ve sanata erişim de aynı bütünün parçalarıdır. Karnı doymuş ama bu imkânlardan mahrum bırakılmış bir çocuk için haklar yerine getirildi denemez.

Peki bu kamusal araç Türkiye’de bugün nasıl kurulmuş durumda? Mevcut mevzuat okul yemeğini evrensel bir hizmet olarak tanımlamıyor; onu dar ve şartlı bir kapsamın içine yerleştiriyor. 1 Ağustos 2024 tarihli Millî Eğitim Bakanlığı Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği, ücretsiz öğle yemeğini esas olarak özel eğitim öğrenci ve kursiyerleri dışındaki öğrenci taşıma uygulaması kapsamındaki ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri için düzenliyor. Taşıma kapsamı dışındaki bir öğrenci, ancak yemek hizmeti sunulan aynı okulda okuyorsa ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı verileri de dikkate alınarak okul müdürlüğünce ihtiyaç sahibi olarak tespit edilirse öğle yemeğinden yararlanabiliyor. Yönetmelik ayrıca ikili eğitim yapılan okullarda taşıma kapsamındaki öğrencilere yemek hizmeti verilmemesini öngörüyor.Dahası bu öğünün finansmanı da merkezî yönetim bütçesinden değil, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ndan karşılanıyor. Yani okul yemeği bütçe tekniği bakımından bile bir eğitim harcaması değil, bir sosyal yardım kalemi olarak kayda geçiyor.[13]

MEB’in TBMM’ye verdiği resmî yanıtlara göre 2025–2026 eğitim-öğretim yılında toplam 1 milyon 361 bin 966 öğrenciye beslenme desteği sunuluyor. Bunların 829 bin 209’u öğrenci taşıma uygulaması kapsamında yemek hizmeti alan öğrenciler. Rakamlar önemli bir kamu desteğinin varlığını gösteriyor; aynı zamanda sistemin bütün öğrencilere açık evrensel bir okul yemeği hizmeti değil, belirli idarî kategoriler ve ihtiyaç tespiti üzerinden kurulduğunu da açık ediyor. Uygulamanın bütün öğrencileri kapsayacak biçimde genişletilmesi talebi son yıllarda birkaç kez kanun teklifi olarak Meclise taşındı; teklifler ya reddedildi ya da komisyonlarda bekletildi.[14]

İhtiyaç tespitine dayanan bu kurgunun iki bilinen zaafı var. Birincisi kapsam: Yoksulluk keskin sınırlarla değil, iniş çıkışlarla yaşanan bir hâl; bugün eşiğin hemen üstünde görünen hane yarın altına düşebiliyor, idarî tespit mekanizması ise bu hareketliliği ancak gecikmeyle yakalıyor. İkincisi damga: Yemeği kimin parasız yediği okulda görünür hâle geldiğinde, çocuk için desteğin bedeli akranlarının önünde muhtaç sayılmak oluyor. Evrensel bir öğün ise kimin muhtaç olduğunu sormaz, sofrayı bütün sınıf için kurar ve tam da bu yüzden ayıklamaya değil, hakka dayanır.

Peki, bu kadarını devlet kaldırabilir mi? Kamuoyunda dolaşan hesaplar, sorunun kaynak değil tercih sorunu olduğunu gösteriyor. Örgün eğitimdeki 18 milyona yakın öğrencinin devlet okullarına devam eden yaklaşık 15 milyonuna, öğrenci başına 87 liradan 180 gün boyunca bir öğün verilmesi yaklaşık 235 milyar lira tutuyor; bu da 19 trilyon liralık merkezî bütçenin yaklaşık yüzde biri, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin yüzde onu demek. Okul Yemeği Koalisyonu’nun aynı öğrenci sayısı için yaptığı hesap ise maliyeti 285 milyar liraya, yıllık kamu harcamalarının yüzde 1,5’i düzeyine koyuyor. İki hesap farklı paydalar kullanıyor; yine de ikisi aynı yere çıkıyor: Tartışılan büyüklük, bir devletin bütçesinde yer bulunamayacak bir rakam değil. Mesele, çocuğun tabağının bütçenin neresinde durduğuna karar vermektir.[15]

Evrensel bir uygulamaya gelen itirazlar da bellidir. Birincisi, hâli vakti yerinde ailelerin çocuğuna neden bedava yemek verileceği sorusudur; oysa aynı soru parasız ders kitabı, parasız ilköğretim ya da çocukluk çağı aşıları için sorulmuyor. Kamusal hizmetin evrenselliği zenginin kesesine katkı değil, vergiyle finanse edilen bir hakkı kimseyi ayıklamadan kurmaktır; gelire göre ayrım yapılacaksa bunun yeri hizmetin kapısı değil, vergi sistemidir. İkinci itiraz israftır. Yemeğin çöpe gitmesi gerçek bir sorundur, ama menü planlaması, porsiyon ve yerel tedarikle çözülecek bir işletme meselesidir; hakkın kendisine itiraz değildir. Üçüncüsü ve en ciddisi altyapıdır. Mutfağı ve yemekhanesi olmayan, ikili eğitim yapan okullarda bu öğün nasıl verilecek? Bu soru, uygulamanın kademeli kurulmasını ve ciddi bir yatırım programını gerektirir. Hangi okuldan başlanacağı tartışılabilir, çocuğun hakkı olup olmadığı ise bu tartışmanın konusu değildir.

İşte tartışmanın siyasî anlamı burada ortaya çıkıyor. Sorun yalnızca kaç çocuğa kaç tabak yemek dağıtıldığı değildir. Sorun çocuğun devlet karşısındaki konumudur. Öğrenci taşıma statüsüne girdiğinde ya da yoksul olduğu tespit edildiğinde destek verilen bir muhtaç mı; yoksa ailesinin gelirinden bağımsız olarak beslenme, sağlık, eğitim ve gelişme haklarının gerçekleştirilmesini kamudan talep edebilen bir hak öznesi mi? Her çocuğa bir öğün ücretsiz yemek talebi bu nedenle bir hayır kampanyasının genişletilmesi değil, çocuk ile devlet arasındaki ilişkinin yardımdan hakka doğru yeniden kurulması talebidir.

Mesele, muhtaç çocuklara yardım olarak bir öğün yemek verilmesi değildir; mesele, çocuk yurttaşların hakkının teslim edilmesidir. Yoksul oldukları için değil, yurttaş oldukları için.


[1] TÜİK, İstatistiklerle Çocuk, 2025, Tablo 8.2, s. 207. Yoksulluk ölçütü, eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ının altında bir gelire sahip olmaktır. Oran 6–13 yaş grubunda yüzde 31,9, 14–17 yaş grubunda yüzde 31,0’dır. Bülten 20.04.2026 tarihinde yayımlanmıştır; erişim: 20.09.2026.

[2] TÜİK, İstatistiklerle Çocuk, 2025; TÜİK, Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri, 2025. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski göstergesi (AROPE); göreli yoksulluk, maddî ve sosyal yoksunluk ya da düşük iş yoğunluğu ölçütlerinden en az birinin bulunmasını esas alır. Aynı bültende çocuklarda göreli yoksulluk oranı yüzde 34,4, ciddi maddî ve sosyal yoksunluk oranı yüzde 6,5, düşük iş yoğunluğuna sahip hanelerde yaşayan çocukların oranı ise yüzde 23 olarak verilmektedir; erişim: 20.09.2026.

[3] TÜİK burada eğitim durumunu değil yaşı esas aldığı için bu büyüklük doğrudan bir öğrenci sayısına çevrilemez; 6–17 yaş grubundaki çocukların tamamı örgün eğitim sisteminde değildir. Yoksulluk ile eğitim dışında kalmanın hangi çocuklarda kesiştiğini gösteren bir veri de bulunmamaktadır.

[4] OECD, PISA 2022 sonuçları; Türkiye verisi için bkz. Eğitim Reformu Girişimi, Bir Bakışta PISA 2022, erişim: 20.09.2026. Soru, öğrencilere son otuz gün içinde gıda alacak paraları olmadığı için yemek yiyip yiyemediklerini sormaktadır. Bazı haber kaynaklarında oran yüzde 19,2 olarak da verilmektedir.

[5] İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, md. 25. Türkçe metin için bkz. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), Evrensel Beyanname çevirileri, erişim: 20.09.2026.

[6] Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, md. 11. Türkiye onay belgesini 23 Eylül 2003’te tevdi etmiş, Sözleşme Türkiye bakımından 23 Aralık 2003’te yürürlüğe girmiştir. Bkz. BM Antlaşmalar Koleksiyonu, Bölüm IV-3.

[7] BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi, 12 No.lu Genel Yorum: Yeterli Gıda Hakkı (Sözleşme md. 11), E/C.12/1999/5, 12 Mayıs 1999. Metindeki aktarım anlam çevirisidir.

[8] Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, md. 24, 27 ve 28. Türkiye onay belgesini 4 Nisan 1995’te tevdi etmiş, Sözleşme Türkiye bakımından 4 Mayıs 1995’te yürürlüğe girmiştir. Türkçe metin için bkz. UNICEF Türkiye.

[9] 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, md. 2, 5, 41 ve 42.

[10] 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu, md. 4 (Genellik ve eşitlik) ve md. 8 (Fırsat ve imkân eşitliği); 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, md. 4.

[11] BM Çocuk Hakları Komitesi, 5 No.lu Genel Yorum: Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin Uygulanmasına İlişkin Genel Tedbirler, CRC/GC/2003/5, 27 Kasım 2003, par. 11. Metindeki aktarım anlam çevirisidir.

[12] Burada çocuk yurttaş derken kastedilen tabiiyet değil, çocuğun kamusal hakların öznesi olmasıdır.

[13] Millî Eğitim Bakanlığı Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği, Resmî Gazete, 01.08.2024, Sayı 32619.

[14] Millî Eğitim Bakanlığının TBMM’ye verdiği 6 Ocak 2026 tarihli yazılı soru önergesi yanıtı. Taşıma kapsamında yemek verilen 829.209 öğrenci, 1.361.966’lık toplam beslenme desteği sayısının içindedir; iki sayı birbirine eklenmemelidir. Bu bilgi, okul yemeği talebini yürüten sendika ve meslek örgütlerinin kamuoyu açıklamalarına dayanmaktadır; tekliflerin esas numaraları ve komisyon aşamaları TBMM kayıtlarından teyit edilmelidir.

[15] Bu hesaplar basın kaynaklıdır ve bağımsız bir bütçe analizine dayanmamaktadır; ihtiyatla okunmalıdır. 87 TL × 15 milyon öğrenci × 180 gün hesabı için bkz. Umut Akdoğan’ın 14 Eylül 2026 tarihli açıklaması (basına yansıyan biçimiyle). Uluslararası Okul Yemeği Koalisyonu’nun hesabına dayandırılan 285 milyar liralık tahmin ve ülke örnekleri için bkz. 14 Eylül 2026 tarihli basın haberleri. Mevcut uygulamada ücretsiz öğle yemeği giderlerinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ndan karşılandığı bilgisi için bkz. Eurydice, Türkiye: Okul Öncesi, İlköğretim ve Ortaöğretimin Finansmanı, erişim: 20.09.2026. 285 milyar liralık tahmin basında kimi zaman Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’na, kimi zaman Uluslararası Okul Yemeği Koalisyonu’na atfedilmektedir; atıf kaynaklarda birbirini tutmamaktadır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş