Recep Karagöz yazdı | Temsilin tuzağı: “Bizden” olanı neden eleştiremiyoruz?

Siyasi temsil yalnızca insanlara ses kazandırmaz; bazen o sesi kısabilir de. Bir topluluk kendisini temsil ettiğine inandığı siyasi hareketle fazla özdeşleştiğinde, onun eleştirilmesini kendi kimliğine yönelmiş bir saldırı gibi algılamaya başlayabilir.

Türkiye’de muhafazakârlardan seküler-Kemalistlere, Kürt siyasal hareketinden milliyetçilere, cemaatlerden ideolojik yapılara kadar uzanan geniş bir alanda aynı soru karşımıza çıkıyor: “Bizden” olanı neden daha zor eleştiriyoruz?

Türkiye’de AKP üzerine tartışmalar çoğunlukla partinin ne yaptığına odaklanıyor. Oysa en az bunun kadar önemli başka bir soru var: Yaklaşık çeyrek yüzyıllık iktidar, AKP’yi destekleyen muhafazakâr ve dindar kesimlerin siyasetle kurduğu ilişkiyi nasıl değiştirdi?

Bu, bir iktidarın başarı veya başarısızlık bilançosunu çıkarmaktan farklı bir soru. Burada mesele, temsil edilenle temsil eden arasındaki ilişkinin zaman içinde nasıl dönüştüğüdür.

Çünkü temsil her zaman basit bir vekâlet ilişkisi olarak kalmaz. İnsanlar bir siyasi harekette yalnızca çıkarlarının temsilcisini değil, kendi geçmişlerini, uğradıkları haksızlıkları, toplumsal statülerini ve kimlik mücadelelerini görmeye başladıklarında partiyle seçmen arasındaki bağ da değişir.

Temsil, özdeşleşmeye dönüşür.

Recep Karagöz yazdı | Temsilin tuzağı: “Bizden” olanı neden eleştiremiyoruz?

Mağduriyet hafızasından siyasi sadakate

Türkiye’de muhafazakâr kesimlerin geçmişte yaşadığı hak ihlallerini hesaba katmadan bugünkü siyasal davranışlarını anlamak mümkün değildir.

Başörtüsü yasakları, eğitim ve bürokrasideki dışlanmalar, 28 Şubat’ın baskıları hafızadan silinmiş değildir. AKP’nin yükselişi bu nedenle birçok seçmen açısından sıradan bir iktidar değişikliği olarak yaşanmadı. Yıllarca çevrede tutulduğunu düşünen insanların devletin merkezine doğru yürüyüşü olarak da algılandı.

Bu tarihsel tecrübe, partiyle seçmeni arasında klasik siyasi desteğin ötesinde güçlü bir duygusal bağ oluşturdu.

Böyle bir durumda iktidara yöneltilen eleştirinin anlamı da değişebilir. Hükümetin belirli bir politikasına itiraz, “bize saldırıyorlar”, “eski Türkiye’yi geri getirmek istiyorlar” veya “bizi yeniden dışlayacaklar” duygusunu harekete geçirebilir.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP İstanbul İl Kongresi'nde konuştu.
Recep Karagöz yazdı | Temsilin tuzağı: “Bizden” olanı neden eleştiremiyoruz?

Siyaset psikolojisinde buna yakın süreçler “kimliği koruyucu muhakeme” kavramıyla tartışılıyor. Kavram, insanın önem verdiği toplumsal veya siyasi kimliği tehdit eden bilgileri değerlendirirken tarafsız bir gözlemci gibi davranmakta zorlanabileceğini anlatıyor. Üstelik mesele yalnızca bilgisizlik değil. İnsan muhakeme yeteneğini kendi grubunun görüşünü savunmak için de kullanabilir. Akademik literatürde bu mekanizmanın her durumda zararlı olmadığına ilişkin önemli itirazlar da bulunuyor; özellikle baskı altındaki gruplar açısından kimliği koruyan muhakemenin direnç işlevi görebileceği savunuluyor.

Bu ayrım önemli. Çünkü bir topluluğun tarihsel mağduriyetini hatırlaması ile o mağduriyet hafızasının bugünkü temsilcilerini eleştiriden koruyan sürekli bir siyasi krediye dönüşmesi aynı şey değildir.

Bu yalnızca AKP’nin hikâyesi değil

Tam burada meseleyi muhafazakâr siyasetle sınırlamamak gerekiyor.

Benzer mekanizma seküler-Kemalist çevrelerde de görülebilir. Cumhuriyetin ve laikliğin tehdit altında olduğu düşüncesi güçlendiğinde, bu değerleri temsil ettiği kabul edilen siyasi aktörlerin yanlışları ikinci plana itilebilir. Eleştiri, belirli bir parti veya siyasetçiye yönelik olmaktan çıkarak laikliğe ya da Cumhuriyet’e karşı bir tutum gibi algılanabilir.

Kürt siyasal hareketinde de tarihsel tecrübenin oluşturduğu güçlü bir dayanışma zemini vardır. Kürtlerin inkâr, baskı ve ayrımcılık deneyimi, siyasi temsilcilerine yönelen eleştirilerin bir bölümünün “Kürtlerin kazanımlarına saldırı” şeklinde okunmasına yol açabilir. Bu tarihsel nedenleri görmezden gelmek haksızlık olur. Fakat aynı tarih, temsil edilenlerle temsilciler arasındaki eleştirel mesafenin ortadan kalkmasını da zorunlu kılmaz.

Üç belediye başkanı
Recep Karagöz yazdı | Temsilin tuzağı: “Bizden” olanı neden eleştiremiyoruz?

Milliyetçi siyasette benzer bir koruma mekanizması “devlet”, “millet”, “beka” ve “millî çıkar” kavramları etrafında kurulabilir. Bir siyasi aktör bu kavramlarla yeterince güçlü biçimde özdeşleştiğinde, ona yönelik eleştiri kolaylıkla devlete veya milli çıkarlara karşı bir tavır gibi sunulabilir.

Cemaatlerde ve ideolojik örgütlerde ise mekanizma daha kapalı biçimde işler. Lideri eleştirmek davayı, hareketi veya cemaati zayıflatmakla eş tutulabilir. İçeriden gelen itiraz dışarıdaki rakibe malzeme vermek olarak görüldüğünde, kişi yanlış gördüğü şeyi söylemekle grubuna sadık kalmak arasında seçim yapmaya zorlanır.

Bütün bu tecrübeler birbirinin aynısı değildir. Tarihsel nedenleri, iktidar güçleri ve maruz kaldıkları baskılar farklıdır. Bunları eşitlemek yerine ortak mekanizmayı görmek gerekiyor:

Temsilci kimliğin kendisiyle özdeşleştiğinde, temsilciye yönelen eleştiri kimliğe yönelmiş saldırı gibi algılanabiliyor.

Nitekim 2023 genel seçimleri öncesinde ulusal ölçekte yapılan bir araştırma, Türkiye’de duygusal kutuplaşmanın yalnız iktidar seçmenine özgü olmadığını gösteriyor. Çalışmada AKP ve HDP taraftarlarında ölçülen duygusal kutuplaşma düzeyi diğer incelenen parti gruplarından daha yüksek çıkarken, CHP, İYİ Parti ve MHP taraftarlarında da belirgin düzeyler saptanıyor. Araştırma ayrıca AKP seçmeninde yüksek duygusal kutuplaşma ile partiye seçim sadakati arasında ilişki buluyor. Bu veriler neden-sonuç ilişkisini tek başına açıklamıyor, fakat meselenin tek bir siyasi mahallenin psikolojisine indirgenemeyeceğini gösteriyor.

“Öteki gelirse ne olur?”

Kimlik siyasetinin en güçlü araçlarından biri tehdittir. Muhafazakâr seçmene “eski Türkiye” hatırlatılır. Seküler seçmene laik yaşam biçiminin kaybedilebileceği söylenir.

Kürt seçmenin hafızasında devlet baskısının yeniden dönmesi ihtimali canlıdır. Milliyetçi seçmene ülkenin bölünmesi veya devletin zayıflaması ihtimali gösterilir.

PKK meselesinde çözüm
Recep Karagöz yazdı | Temsilin tuzağı: “Bizden” olanı neden eleştiremiyoruz?

Bu kaygıların tamamının hayali olduğunu söylemek mümkün değildir. Bazılarının arkasında gerçek tarihsel deneyimler vardır. Fakat siyasi aktörlerin bu korkuları sürekli yeniden üretmesi başka bir sonuç doğurur: Seçmenin iktidarla veya kendi temsilcisiyle kurduğu ilişkinin ölçüsü performans olmaktan çıkabilir.

Soru artık “Beni iyi temsil ediyor mu?” değildir:

“O giderse başıma ne gelir?”

Bu küçük değişiklik demokrasinin işleyişi açısından büyük sonuçlar doğurur.

Çünkü seçmen temsilcisini değiştirebileceğini düşünemiyorsa, temsil ilişkisi tersine dönmeye başlamış demektir.

Minnetin siyasi ömrü

Muhafazakâr siyaset açısından üzerinde özellikle durulması gereken bir başka duygu da minnettir.

Geçmişte başörtüsü nedeniyle üniversiteye giremeyen bir kadının yasağın kaldırılmasını unutması beklenemez. İnancı veya yaşam biçimi nedeniyle dışlandığını düşünen insanların kendilerine kamusal alan açtığına inandıkları siyasi hareketle güçlü bir bağ kurmaları da anlaşılabilir.

Fakat demokratik siyasetin zor sorusu tam burada başlıyor:

Geçmişte kazanılmış bir hak, onu sağlayan siyasi harekete ne kadar süreyle siyasi kredi verir?

10 yıl mı? 20 yıl mı? Bir kuşak mı? Süresiz mi?

Bir seçmenin geçmişte yapılanları unutmaması başka şeydir, geçmişte yapılanlar nedeniyle bugünkü iktidarı denetlemekten vazgeçmesi başka.

“Bize bunları onlar kazandırdı, şimdi onları eleştirmek doğru olmaz” denildiği anda temsil ilişkisinin yönü değişmiştir.

Çünkü demokratik siyasette yurttaş, kendisine hak tanıdığı için siyasetçiye borçlu değildir. Hak, siyasetçinin lütfu değildir.

Temsilcinin temsil edileni dönüştürmesi

Türkiye’de son çeyrek yüzyılın belki de daha az konuşulan tarafı budur.

Başlangıçta geniş toplumsal kesimler kendi taleplerini siyasete taşıyacak temsilciler aradılar. Fakat uzun süreli siyasi ilişkilerde yalnızca toplum temsilcisini biçimlendirmez; temsilci de zamanla kendi tabanının dilini, önceliklerini ve tehdit algısını biçimlendirebilir.

YENİ Parti’nin yeni örgütlenme modeli
Recep Karagöz yazdı | Temsilin tuzağı: “Bizden” olanı neden eleştiremiyoruz?

Bu yalnızca AKP ile muhafazakârlar arasında yaşanabilecek bir dönüşüm değildir. CHP ve YENİ Parti çevresindeki seküler-Kemalist kesimler, Kürt siyasi hareketiyle onun seçmen tabanı, milliyetçi partilerle milliyetçi seçmenler veya cemaatlerle mensupları arasında da, farklı tarihsel koşullar ve farklı ölçüler içinde, aynı soru sorulabilir:

Temsilci bizim düşüncelerimizi mi siyasete taşıyor, yoksa zamanla ne düşünmemiz gerektiğini de o mu belirliyor?

Sorunun düğüm noktası burada.

Bir topluluğun güçlü olması, yalnızca kendisine benzeyen insanları yönetime taşıyabilmesiyle ölçülemez. Kendi temsilcisini eleştirebilmesi, gerektiğinde değiştirebilmesi ve bunu yaparken kimliğini kaybettiğini düşünmemesi de gerekir.

Çünkü temsil ile teslimiyet arasındaki sınır bazen fark edilmeden aşılır.

Temsilci önce bizim adımıza konuşur.
Tehlike, bir süre sonra bizim de onun diliyle konuşmaya başlamamızdır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş