Özlem Yalım yazdı | Yaratıcılığın kaçınılmaz merkezi: Sosyal medya

Yıllardır yaratıcı konuların, eylemlerin ve gündemin giderek sosyal medya platformlarında birleştiğini görüyorum; dünyaya açılan bu mecra pek çok oyuncusu ile uzun süredir bir “alternatif” olmaktan çok ötede, oyunun bizzat sahası konumunda.

Bir tasarımcı yeni bir malzemeyi, bir mimar, dünyanın öbür ucundaki genç bir ofisin işlerini artık çoğunlukla sosyal medyadan keşfediyor. Bir öğrenci güncel bir tartışmayı, bir marka, rakiplerinin neler yaptığını veya yeni tüketici davranışlarını buradan takip ediyor. Sosyal medya, kimileri nasıl kullanıyor olursa olsun, artık yalnızca arkadaşlarla bağlantı kurduğumuz ya da eğlenmek için boş zaman geçirdiğimiz bir mecra değil; aynı anda bir sergi alanı, bir araştırma laboratuvarı, bir eğilim gözlem noktası, bir haber kaynağı, bir moodboard, gayriresmî bir okul ve bir portfolyo konumunda. Bir iç mimar Instagram’da yeni bir yüzey uygulamasını, bir ürün tasarımcısı TikTok’ta farklı bir üretim tekniğini, bir sanatçı Pinterest’te görsel bir bağlantıyı, bir öğrenci YouTube’da okulda hiç karşılaşmadığı bir anlatımı keşfedebiliyor. Sosyal medyanın yaratıcı kullanımı artık “işleri paylaşmak”la sınırlı değil; fikir henüz oluşmadan önceki o karanlık, belirsiz aşamaya kadar ilerlemiş durumda. “Pinterest mimarlığı” yapıyorlar diye müşterilerimize söylenirken, bir yandan biz tasarımcılar da sosyal medya üzerinde gittikçe aktif hale geldik.

Yeniden Threads rüzgarı

Özlem Yalım yazdı | Yaratıcılığın kaçınılmaz merkezi: Sosyal medya

Fena olmayan bir sosyal medya kullanıcısıyım; nicel olarak zayıf, asla popüler olmayan birkaç hesap üzerinden bu mecraları gözlemlerim ve işlerim için sıkça kullanmaya, yeniliklerini öğrenmeye, özellikle buradan bana ulaşan gençlerle mesleki bağlar kurmaya çalışıyorum. Threads, bu günlerde son gözdem.

Bu mecra iki yılı aşkın bir aradan sonra 17 Haziran 2026’da Türkiye’ye geri döndü. Meta, kullanıcıların eski gönderilerini ve takipçilerini geri yükleyerek hesaplarını yeniden etkinleştirebileceğini duyurdu. Platform, Rekabet Kurumu’nun Instagram ile Threads üzerinden toplanan kullanıcı verilerinin birleştirilmesine ilişkin endişeleri yüzünden Nisan 2024’te askıya alınmıştı. Yeni modelde kullanıcı açıkça birleştirmeyi seçmediği sürece iki platformun verisi ayrı tutuluyor, isteyen artık yalnızca telefon numarasıyla bağımsız bir hesap da açabiliyor. Bu teknik ayrıntı önemliydi çünkü Türkiye sıradan bir Instagram pazarı değil. DataReportal’ın 2026 verilerine göre Instagram’ın Türkiye’de erişebildiği kullanıcı sayısı 2025 sonunda yaklaşık 62,3 milyon, yani nüfusun yüzde 70,9’u; TikTok’un 18 yaş üzeri reklam erişimi ise yaklaşık 44,9 milyon olmuş. Rakamların büyüklüğünün herhalde farkındasınız?

Instagram artık aynı zamanda dünya çapında marka ve ürün araştırması için en çok kullanılan platformlardan biri konumunda. Aktif yetişkin kullanıcılarının yüzde 62,3’ü platformu bu amaçla kullanıyor, TikTok’ta bu oran yüzde 51,5 (DataReportal, 2025).

Threads, özetle Türkiye’de boş bir alana dönmedi; Instagram’ın gündelik kültür, görünürlük ve kişisel kimlik üzerinde son derece güçlü olduğu bir pazara geri geldi.

Açıldığı günden bu yana her gün yaklaşık yarım saatimi ayırdığım bu kanalda farklı bir gidişat olduğunu hemen gözlemledim. İlk piyasa verilerine göre Similarweb’in Apple App Store sıralamalarında Threads, Temmuz 2026’nın son günlerinde Türkiye’de hem sosyal ağlar kategorisinde hem tüm ücretsiz iPhone uygulamaları arasında birinci sıraya yerleşmiş ve bu konumunu da yaklaşık bir ay boyunca korumuş. Ama bu verinin sınırlarını da görmek gerekiyor: App Store sıralaması gerçek günlük aktif kullanıcı sayısını ya da birkaç hafta sonraki kalıcı kullanımı göstermiyor, indirme ilgisiyle alışkanlık aynı şey değil.

Küresel ölçekte incelediğimizde Threads’in artık küçük bir alternatif olmadığını görüyoruz; Meta, Haziran 2026’da platformun aylık 500 milyon kullanıcıya ulaştığını açıkladı. Similarweb verilerine dayanan bağımsız analizler, Threads’in Ocak 2026’da mobil günlük kullanıcı sayısında X’i geçtiğini gösterdi; bu yaklaşık 141,5 milyona karşı 125 milyon kullanıcı demek, ama web kullanımında X hâlâ açık ara önde imiş. (Webrazzi, 2026). Yani Threads’in X’i tamamen geçtiğini söylemek erken. Daha doğrusu benim gözlemime göre Threads mobil gündelik kullanımda güçlü bir rakip olurken X hâlâ haber, siyaset ve canlı olaylar bakımından yapısal bir üstünlük koruyor. Buradaki paylaşımlar tümü ile diğer mecralardan farklı. Büyük markaların esprili cevapları, kültür kurumlarının düzenli paylaşımları, trendsetterların ilham verici ürün, stil paylaşımları ile bana göre Instagram veya TikTok’tan çok daha yaratıcı bir atmosfer, kalitesi yüksek bir kitleyi burada kendi ihtiyaçlarınız doğrultusunda yaratmanız mümkün. Genel sosyal medya mecralarında sıkıldığımız her şeyden uzak, çok daha samimi ve direkt bir dünya kurgulayabiliyor; epey zekice ve keyifli keşifler yapabiliyorsunuz.

Yeni neslin “bilgi” kaynağı

Threads bu yapısı ile iyi bir bilgi kaynağı olmaya aday. Genç kuşakların bilgiye erişim biçimindeki değişim dünya çapında bir kültürel dönüşümün en çarpıcı göstergesi. Sadece burası değil, genel olarak sosyal medya üzerindeki araştırmaları takip etmek artık kaçınılmaz. Reuters Institute’un verilerine göre 2015’te 18-24 yaş grubunun yüzde 21’i sosyal medyayı temel haber kaynağı olarak gösterirken bu oran 2025’te yüzde 39’a çıktı; aynı dönemde haber sitelerini birincil kaynak sayanların oranı yüzde 36’dan yüzde 24’e geriledi (Reuters Institute for the Study of Journalism, 2025). Kurumun 48 pazarı kapsayan aynı araştırmasında 18-24 yaş grubunun yüzde 44’ü, 25-34 yaş grubunun ise yüzde 38’i sosyal medya ve video ağlarını birincil haber kaynağı olarak tanımlıyor; bu kitleler haber kurumlarının kendi web sitelerine doğrudan gitmeye pek de niyetli değil. ABD’nde Pew Research Center’ın 2025 verileri de aynı yönü gösteriyor. 18-29 yaş grubunun yüzde 76’sı sosyal medyadan en azından ara sıra haber alıyor, 65 yaş üzerinde bu oran yüzde 28’de kalıyor (Pew Research Center, 2025). Avrupa Parlamentosu’nun aktardığı 2025 Eurobarometer verilerinde de 15-24 yaş grubunun yüzde 65’i sosyal medyayı temel bilgi kaynakları arasında sayıyor, yüzde 74’ü “influencer” takip ediyor.

Burada yalnızca haberden söz etmiyorum. Sprout Social’ın 2025’te ABD, Birleşik Krallık ve Avustralya’da 2.200’den fazla kullanıcıyla yaptığı araştırmaya göre Z kuşağının yüzde 41’i bir şey ararken önce sosyal platformlara yöneliyor; geleneksel arama motorlarını ilk olarak tercih edenlerin oranıysa yüzde 32’de kalıyor (Sprout Social, 2025). Bu da bana sosyal medyanın gençler için Google’ın yanına eklenen bir kanal olmadığını, bazı arama türlerinde onun önüne geçen bir doğrulama ortamına dönüştüğünü gösteriyor. Bir restoranı, bir seyahat rotasını, bir tasarım yaklaşımını öğrenmek isteyen kullanıcı artık yalnızca bir bilgi listesi aramıyor; o bilginin nasıl göründüğünü, başkalarının onu nasıl deneyimlediğini, topluluğun ne tepki verdiğini de görmek istiyor. Sosyal medya, kuru bilgiyle deneyim arasındaki mesafeyi bu yüzden kısaltıyor.

Günümüzde bu listeleme ve öneri işi arama motorlarından çoğunlukla yapay zeka ile “derlenmiş” bilgi olarak karşımıza çıkarken, sosyal medyadaki varlığın yapay zeka ile entegrasyonu da markaların en çok kafa yorduğu konulardan biri haline geldi.

Yaratıcılığın kaçınılmaz
Özlem Yalım yazdı | Yaratıcılığın kaçınılmaz merkezi: Sosyal medya

Sonsuz bir ilham arşivi arasında ama kim özgün kaldı?

Yaratıcılık tarih boyunca gözlemle, referansla, bizlerden önceki dehaların üretimlerini incelemekle beslendi; kütüphaneler, müzeler, seyahatler, buluşmalar, etkinlikler, dergiler bu karşılaşmaların ortamıydı. Bunların hiçbiri ortadan kalkmadı ama  artık daha çok bu gündelik görsel beslenmenin merkezine sosyal medya baskın biçimde yerleşti. Instagram bir portfolyoya, Pinterest kişisel bir görsel arşive, Behance ve Dribbble profesyonel dolaşımın hızlandırıcısına, TikTok üretim sürecinin ve atölye bilgisinin kısa video hâline, YouTube ise ustalık bilgisinin dünyanın her yerine taşınmasına dönüştü.

Paylaşılan artık yalnızca bitmiş tasarımlar değil; taslaklar, hatalar, üretim süreçleri, karar anları, toplantılar, işin arkasındaki insanlar da görünür oldu. Warhol’ün öngördüğü üzere artık her paylaşımda herkes ortamına göre 12 saniye ile 10 dakika arasında ünlü olabiliyor. Sunduğunuz mal artık her ne ise, ilgilisi, alıcısı kolayca bulunuyor. Eski mecraların tersine sosyal medyanın nicel bilgisi ve anlık etkileşimi üretiminiz ile ilgili direkt bilgiyi size anında gösteriyor; pazardaki yerinizi anlamanız kolaylaşıyor. Akademik çalışmalar da sosyal medyanın tasarım sürecinde yalnızca görsel referans değil, kullanıcı davranışını, ihtiyacı, inancı anlamaya yarayan bir veri kaynağı olabileceğine dikkat çekiyor; temsil gücü, mahremiyet ve bağlamından koparılma riskini unutmamak kaydıyla (Törnberg ve Uitermark, 2023).

Bildiğimiz üzere tam bu noktada, bu sınırsız çeşitlilik vaadinin içinde tuhaf bir tektipleşme de yaşanıyor. Bir içerik biçimi yüksek etkileşim aldığında tekrar ediliyor, tekrar edildikçe tanıdıklaşıyor, tanıdıklaştıkça algoritma tarafından daha güvenli bulunup daha fazla dolaşıma giriyor. Aynı kafeler, aynı pastel renkler, birbirine yaklaşan tipografiler, aynı “özgünlük” dili dünyanın farklı şehirlerinde karşımıza çıkıyor. Walter Benjamin bu hissi 1935’te kaleme aldığı ünlü denemesinde “aura” diye adlandırmıştı: bir eseri onun bütün kopyalarından ayıran, tam karşısında dururken hissedilen o biricik “şimdi ve burada” hâli, eserin belirli bir zamana ve mekâna, bir el emeğine bağlı olmasından doğan otoritedir bu aura. Benjamin’e göre bir iş fotoğrafla, filmle, baskıyla ne kadar çoğaltılırsa aurası da o kadar sönümlenir. Çünkü çoğaltma onu özgün bağlamından koparıp herkesin, her yerde, aynı anda erişebileceği bir imgeye indirger (Benjamin, 1935/2008). Sosyal medyanın algoritmik dolaşımı da bana kalırsa tam olarak bunu yapıyor; yaratıcı üretimi sonsuzca çoğaltıp her yere taşırken, onu tanıdık, tekrarlanabilir, dolayısıyla biricikliğini kaybetmiş bir forma sıkıştırıyor. Ağlar üzerine yapılan bir deneysel araştırma da bu görüşüme destek veriyor: insanlar güçlü yaratıcı hesapları takip ettiğinde kendi üretimleri niteliksel olarak gelişiyor, ama herkes aynı güçlü hesapları takip etmeye başladığında ortaya çıkan fikirler birbirine anlamsal olarak fazlasıyla benziyor (Karimi vd., 2023). İlham ile taklit arasındaki çizgi böylece giderek inceliyor. Sonuç olarak ciddi bir özgünlük krizi içindeyiz.

Vitrin, okul ve pazar aynı ekranda

Sosyal medyanın bir başka özelliği sözünü ettiğim gibi daha önce birbirinden ayrı duran araştırma, geliştirme, sunum, satış gibi çeşitli aşamalarıtek bir platformda eritmesi. Bir tasarımcı aynı hesapta araştırma yapıyor, referans topluyor, sürecini paylaşıyor, geri bildirim alıyor, ürününü sergiliyor, müşteri buluyor ve kendi mesleki kimliğini inşa ediyor.

Guy Debord 50 yıldan fazla zaman önce, geç kapitalist toplumda toplumsal ilişkilerin giderek imgeler arasındaki ilişkilere dönüştüğünü, hayatın kendisinin bir “gösteri birikimi” hâline geldiğini yazmıştı (Debord, 1967/1996); bugünün yaratıcı hesaplarına bakınca bu tarifin hala ne kadar geçerli görüyorum. Üretici artık yalnızca iyi bir iş yapmakla kalmıyor; sürekli görünür olmak, hikâye anlatmak, topluluk yönetmek, platformun formatına uyum sağlamak zorunda.

Hemen her konuda ufkumu açan sevgili Levent Erden’in Gazete Oksijen’deki harika “Hepsi Hikâye” yazısında işaret ettiği gibi, sosyal medyada önce “post atmak”, sonra “paylaşmak”, en sonunda da “hikâye anlatmak” öne çıktı; insanlar nasıl algılanmak istiyorlarsa o doğrultuda hikâyeler kurmaya başladı ve güçlü hikâyeler doğrudan ekonomik değere dönüştü. Siyaset bilimci Jodi Dean’in “iletişimsel kapitalizm” dediği şey de zaten bunu anlatıyor. Dolaşımdaki her katkı, beğeni, yorum, paylaşım, bizzat bir değer üretir hâle geldiğinde, mesajın içeriği değil dolaşımda kalması önem kazanıyor. (Dean, 2005). Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” kavramı da aynı kapıya çıkıyor: kimlik artık durağan bir öz değil, sürekli yeniden inşa edilmesi, pazarlanması, güncellenmesi gereken bir proje (Bauman, 2000).

Tasarımcılar istese de istemese de bu ortamda kendi yayıncısı, arşivcisi ve pazarlamacısı hâline geldiler ve giderek bu alanda daha da aktif olmak zorundalar.

Haber kaynağı olmanın bedeli var

Gençlerin sosyal medyayı haber ve araştırma için kullanması yalnızca bir alışkanlık değişimi değil, bilginin nasıl üretildiği ve doğrulandığıyla ilgili de önemli bir mesele. Tamam burada belki bilgi daha hızlı, görsel, gündelik hayatla bağlantılı; uzmanlar ve olayın içindeki insanlar aracısız takip edilebiliyor ama bu hızın bir bedeli var. Kaynak ile yorum, haber ile kişisel kanaat, uzmanlık ile popülerlik arasındaki sınır epey bulanık çünkü algoritmalar doğruluğu değil etkileşimi ödüllendiriyor. Örneğin biliyoruz ki öfke, korku ve şaşkınlık yaratan içerik daha hızlı yayılıyor. Bu nedenle önünüze çıkan her fena haberi sanki kimse zaten görmüyormuş gibi her paylaştığınızda, aslında kendi sosyal medya akışınızı da genel eğilimi de bu yönde yönetmiş oluyorsunuz; algoritma size bundan sonra daha çok benzer içerik gösteriyor ve böylece kendi yarattığınız girdap içinde boğulurken, başka gelişmelerden gittikçe uzaklaşıyorsunuz.

Yalnızca sosyal medya ve video ağlarından haberi alanlar, haberi karşılaştırmak yerine önüne düşen içerikle yetinmek durumundalar. Byung-Chul Han’ın “şeffaflık toplumu” tarifi burada aklıma geliyor. Her şeyin sürekli görünür, sürekli erişilebilir olduğu bir ortamda asıl kaybolan mesafedir, düşünmek için gereken o durup bekleme payıdır (Han, 2015); “sürü” hâlindeki dijital iletişim, işte bu mesafesizlik yüzünden kolayca öfkeye ve homojenliğe savruluyor (Han, 2017).

İnsanlar gördüklerine ve duyduklarına, araştırmadan hemen inanmak eğilimine sahipler. Birleşik Krallık’ta Ofcom’un araştırması 12-15 yaş grubunun yarısının sosyal medyada karşılaştığı haberleri güvenilir bulduğunu gösteriyor; televizyon için bu oran yüzde 82, radyo için yüzde 78 (Ofcom, 2025). Belki de yeni dijital okuryazarlık anlayışı sosyal medyadan uzak durmak yerine onu araştırmanın başlangıç noktası sayıp bitiş noktası saymamak yönünde odaklanmalı. Sonuçta sosyal medyanın gücü ve hakimiyeti artık tartışmasız bir gerçek iken; hala onun varlığını/ yokluğunu tartışmak bana manasız geliyor.

Yeni bir kamusal alan olarak Threads

Threads’e dönersek, bu mecranın Türkiye’deki asıl potansiyeli bana kalırsa Instagram’ın görsel kültürüyle metin tabanlı kamusal konuşma arasında bir köprü kurabilmesinde yatıyor. Instagram yaratıcı işi gösteriyor; artık nerede ise tümüyle yapay zekaya yazdırılan anlatımlarla bu işi sunuyor. Threads ise işin arkasındaki kişiyi, düşünceyi, tereddüdü, araştırmayı, yorumu görünür kılıyor. Yani bitmiş işlerin teşhirinden çok yaratıcı düşüncenin dolaşımına paylaşımına elverişli bir alan olarak ilerliyor. Tasarımcılar proje hazırlarken sıkılmışlıklarını, zorlandıkları noktaları, sorularını paylaşıyor mesela ve bir anda yüzlerce kişi onlarla yazışarak konuşmaya başlıyor; bu size doğrudan yalnız olmadığınızı gerçek zamanlı hissettiren bir durum. Kendiliğinden komünite oluşturma potansiyeli ve hızı çok büyük bu ortamın. Bu özelliği ile buranın yeni bir kamusal alan olduğunu söylemek mümkün. Bu alanda aynı oyuncular farklı tonda iletişim kurma imkanı buluyorlar ve bu en azından şimdilik epey yapıcı görünüyor.

Sosyal medyanın 30. yılına geliyoruz

Yaratıcılığın kaçınılmaz
Özlem Yalım yazdı | Yaratıcılığın kaçınılmaz merkezi: Sosyal medya

Sosyal Medya hayatlarımızda 1997’den bu yana var *. Bu ortam tüm dezavantajları bir yana onu gerçekten iyi biçimde kullananlar için yaratıcılığın düşmanı değil, tam tersine bugüne dek hiçbir araç bu kadar çok insanları üretmeye, paylaşmaya ve birbirini keşfetmeye teşvik edemedi. Nerede ise 30 yıl boyunca tüm eleştirilerin merkezinde oldu ama insanlar arasında müthiş bağlar kurdu ve kurmaya devam ediyor. Son yıllarda ise ticaretin kurallarını sosyal medya üzerinde yeniden biçimlenmek durumunda kaldı. Özellikle tasarımcılar, mimarlar, moda profesyonelleri gibi yaratıcı işlerle uğraşanların daimi olarak işlerini gösterebildikleri, kendilerini markalaştırabildikleri önemli bir platform olarak hayatlarımızdaki yerini güçlendirdi. Dikkat çekmek istediğim bu ortamda varlık gösterirken ve buradan beslenirken sadece yapılanın sadece ilham aramak değil; algoritmanın önümüze koyduğu dünyayı dünyanın tamamı sanmak, görünürlüğü değerle, etkileşimi nitelikle, tekrarlanabilirliği özgünlükle karıştırmak.

Gerçek araştırma hâlâ karşılaştırmayı, derinleşmeyi, okumayı, fiziksel deneyimi, eleştiriyi, zamanı ve tesadüfi karşılaşmaları gerektiriyor. Belki de dijital çağda yaratıcılığın en zor becerisi artık yeni bir fikir üretmek değil; maruz kaldığımız sonsuz içerik içinden neyi görmeyeceğine, neyi doğrulayacağına ve neyi kendi düşüncemize dönüştüreceğine karar verebilmekten geçiyor.

Sadece Instagram hesabı ile kurumsal değer üretmeye çalışanlar biliyorum; sadece render çizimler ve yapay zekaya yazdırılmış hikayeler ile ortaya çıkmış stüdyolar var; LinkedIn’deki yoğun yapay zeka varlığı, bu ortamın güvenirliğini sorgulatır hale geldi mesela… Örnekler çoğalabilir ve bunların tümü kuşkusuz sağlıksız gelişmeler. Sadece Meta pazarlama araçları ile markasında satış gücü yakalamaya çalışan köklü markaların gerçek dünyada da varlıklarını itibarlarını çeşitli yollarla sürdürmeleri gerektiğine inanıyorum, ama bir yandan da örneğin Threads gibi platformlarda yeni kitlelerle samimi bağlar kurabilirler.

Threads’in Türkiye’ye dönüşü bu yüzden bana yalnızca bir uygulama haberi gibi gelmiyor. Görünürlüğün, fikrin, yaratıcı emeğin ve kamusal konuşmanın geleceğine dair küçük ama gerçek bir deney niteliğinde. Türkiye’nin devasa Instagram kitlesi platforma güçlü bir başlangıç sağladı ama kalıcı değeri kaç milyon kişinin hesap açtığından çok, orada nasıl bir düşünce ve üretim kültürünün oluşacağıyla belirlenir. Geleceğin yaratıcı platformunu en fazla içerik üretenler değil, o içeriği bütüncül biçimde kendilerine entegre ederek bağlama dönüştürebilenler kuracak.

(*) Six Degrees.com (1997), Friendster (2002), MySpace (2003), Thefacebook.com (2004), YouTube (2005, Instagram (2010)

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş