İSTANBUL (Medyascope) – Ruşen Çakır, “Demirtaş olmadan olmaz” başlıklı yayında, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ın, önümüzdeki hafta Meclis’ten geçmesi beklenen çerçeve yasa kapsamı dışında kalmasını ve bunun olası sonuçlarını ele aldı.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Demirtaş olmadan olmaz” başlıklı yayında, önümüzdeki hafta Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasadan, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ı kapsamayacağını söyledi.
Çerçeve yasanın, doğrudan PKK ile ilişkili, üye olan veya yataklık yapan kişileri kapsadığını söyleyen Çakır, Demirtaş’ın yargılandığı kanunların farklı oluğunu belirtti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başta olmak üzere Demirtaş hakkında çok sayıda kararın olduğunu hatırlata Çakır, “Onun cezaevinde kalmaması gerekiyor. Cezaevinde kalması tamamen siyasi irade. Siyasi irade derken de Cumhurbaşkanı Erdoğan. Cumhurbaşkanı Erdoğan istese Selahattin Demirtaş çoktan talihe olurdu” dedi.
Yeni yasa kapsamında binlerce eski siyasetçinin, belediye başkanının, milletvekilinin ve PKK militanının Türkiye’ye dönebilmesinin beklendiğini hatırlatan Çakır, Demirtaş’ın içeride kalmasının kabul edilemez bir durum olduğunu ifade etti. Ruşen Çakır, bu durumun, barış sürecinin inandırıcılığına büyük darbe vurduğunu ve anayasadaki eşitlik ilkesiyle çeliştiğini ifade etti.
Ruşen Çakır şöyle devam etti:
“Selahattin Demirtaş’a Türkiye’nin ve bu sürecin ihtiyacı var. Bakın ne oldu? Kabaiş ailesi gitti, Selahattin Demirtaş’la görüştü. Sonra Güran ailesi gitti, Selahattin Demirtaş’la bakanlık izniyle görüştü. Selahattin Demirtaş oralardan, cezaevinden yaptığı açıklamalarla bu davalara sahiplendi. İnsanlar mağdurlar, sorunların çözülmesi için Selahattin Demirtaş’a gidiyor. Selahattin Demirtaş onları dinliyor ve yaptığı açıklamalar çok geniş bir kesim tarafından ciddiye alınıyor, önemseniyor. Çünkü Selahattin Demirtaş gerçekten Türkiye’de bir hareketin -en azından sivil kanadının- lideri pozisyonda, bunu görmek lazım, kabul etmek lazım. Tabii ki bu Kürt hareketinin lideri -ya da Devlet Bahçeli’nin tabiriyle kurucu önderi- Abdullah Öcalan, doğru. Ama işte demokratik siyaset konusunda kendisini defalarca kanıtlamış bir isim Selahattin Demirtaş. Burada bu sürecin başarılı bir şekilde ilerlemesine, katkıda bulunmasına izin verilmiyor.”
Yasa geçtikten sonra, geri dönüşler başlayında Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer siyasi tutsakların tahliye edilebileceğini umut eden Çakır, ” Umuyorum ama emin değilim. Çünkü ortada bir tür kan davası gibi bir şey var. ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ sözüyle sembolize olan Demirtaş’a kesinlikle ve kesinlikle ihtiyaç var. Özellikle şundan ihtiyaç var: Türk kamuoyuna Kürtler adına konuşabilecek, onlarla tartışabilecek, onları ikna edebilecek ya da en azından onların ilgisini ve merakını çekebilecek ilk isim Selahattin Demirtaş” dedi.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları.
Dün “Haftaya Bakış”ta Kemal Can’la da tartıştığımız bir konuyu, Selahattin Demirtaş meselesini ele almak istiyorum. Bugün de Roj Girasun’la yaptığımız kayıtta da bu konu önemli bir yer tutuyor. Şöyle ki Selahattin Demirtaş, önümüzdeki hafta Meclis’e gelmesi ve oylanması beklenen çerçeve yasa kapsamında yer almıyor, almıyormuş. Daha öncesinde, herhâlde o da bu kapsamdadır diye düşünüyordum. Fakat onun yargılanma gerekçesi çerçeve yasanın kapsamında değil. Çerçeve yasa esas olarak doğrudan PKK ile ilişkili, PKK üyesi ya da ona yataklık yapan vesaire kişileri kapsayacak. Selahattin Demirtaş’ın yargılandığı kanunlar daha başka olduğu için kapsam alanına girmiyormuş. Ama şurası da bir gerçek; zaten Demirtaş hakkında çok sayıda karar var, onun cezaevinde kalmaması gerekiyor. Cezaevinde kalması tamamen siyasi irade. Siyasi irade derken de Cumhurbaşkanı Erdoğan. Cumhurbaşkanı Erdoğan istese Selahattin Demirtaş çoktan tahliye olurdu. Şimdi yine onun durumu siyasi iradeye, yani yine Erdoğan’ın kararına kalmış durumda.
Peki nasıl olacak? Diyelim ki çerçeve yasa geçti. Ondan sonra o beklenen tespit ve tescil yapıldı. MİT bir rapor hazırladı. O raporu Millî Güvenlik Kurulu’na verdi. Millî Güvenlik Kurulu raporu onayladı ve PKK’nın feshini resmen ilan etti ve binlerce kişi bundan yararlanacak. Kim bunlar? Cezaevinde örgütle ilgili yatan 5.000’e yakın kişinin önemli bir kısmı, çoğu Avrupa’da olan; eski değişik partilerde siyaset yapmış belediye başkanı, milletvekili, parti yöneticisi gibi isimler ve de çoğu Kandil’de olan PKK militanları… Bunlar yararlanabilecekler. Üst düzey yöneticiler kapsama dışında. Bunlar yararlanabilecekler ve binlerce kişiyi bir şekilde kapsayacağı söyleniyor. Ama Selahattin Demirtaş yine içeride duracak. Bu akıl alır gibi bir şey değil. Yani şimdi tabii ki şu var: PKK’ya özel bir yasa çıkıyor, diğer kişiler bundan yararlanamıyor ve burada daha şimdiden başlar gibi olan bir anayasada eşitlik ilkesi tartışması var. Ama bunun ötesinde diyelim ki Osman Baydemir ve diğer yurt dışındaki partililer Türkiye’ye gelebilecekler ama Selahattin Demirtaş dışarı çıkamayacak. Bu, her şeyden önce yasanın ve bu sürecin inandırıcılığına çok büyük bir darbe indirir. Ama onun ötesinde şu da var: Türkiye’nin ve bu sürecin Selahattin Demirtaş’a ihtiyacı var.
Bakın ne oldu? Kabaiş ailesi gitti, Selahattin Demirtaş’la görüştü. Sonra Güran ailesi gitti, Selahattin Demirtaş’la bakanlık izniyle görüştü. Selahattin Demirtaş oralardan, cezaevinden yaptığı açıklamalarla bu davaları sahiplendi. İnsanlar, mağdurlar sorunlarının çözümü için Selahattin Demirtaş’a gidiyor. Selahattin Demirtaş onları dinliyor ve yaptığı açıklamalar çok geniş bir kesim tarafından ciddiye alınıyor, önemseniyor. Çünkü Selahattin Demirtaş gerçekten Türkiye’de bir hareketin, en azından sivil kanadının diyelim, lideri pozisyonunda. Bunu görmek lâzım, kabul etmek lâzım. Tabii ki bu Kürt hareketinin lideri ya da Devlet Bahçeli’nin tabiriyle kurucu önderi Abdullah Öcalan, doğru. Ama Abdullah Öcalan’ın liderliği esas olarak bu hareketin silah yönüyleydi ve şimdi tamamen bu hareket sivil siyasete angaje olmak istiyor. Bütün bu süreç de bunun üzerine inşa ediliyor. ‘‘Demokratik siyaset’’ deniyor, ‘‘silah artık bitti’’ deniyor. Çok güzel, ülke için çok önemli bir gelişme. İşte demokratik siyaset konusunda kendisini defalarca kanıtlamış bir ismin, yani Selahattin Demirtaş’ın, burada bu sürecin başarılı bir şekilde ilerlemesine katkıda bulunmasına izin verilmiyor. Yani verilmiyor demeyeceğim. Tahminim o ki yasa geçtikten sonra geri dönüşler başlayınca Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğerleri de tahliye edilecektir diye düşünüyorum. Ve tabii ki umuyorum ama emin değilim.
Çünkü ortada bir tür, hani nasıl söyleyeyim, ‘‘kan davası’’ gibi bir şey var; “Seni başkan yaptırmayacağız” sözüyle sembolize olan. Ama Demirtaş’a kesinlikle ve kesinlikle ihtiyaç var. Özellikle şundan ihtiyaç var: Kürt hareketinin kendi kitlesi, tabanı dışındaki kesimlere hitap edebilmesinde ya da şöyle söyleyelim kabaca, Türk kamuoyu ve Kürt kamuoyu varsa, Türk kamuoyuna Kürtler adına konuşabilecek, onlarla tartışabilecek, onları ikna edebilecek ya da en azından onların ilgisini ve merakını çekebilecek ilk isim, tek isim demiyorum, o kadar abartmayalım ama ilk isim Selahattin Demirtaş. 2015 Haziran seçimleri ortada. Rekor kırdı HDP kendi tarihinde ve o, Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının HDP’yi Türkiye partisi yapma çabalarının bir sonucuydu. Bunları akılda tutmak gerekiyor ve dolayısıyla aslında sözü de çok fazla uzatmamak lâzım.
Artık onca zaman geçti. Selahattin Demirtaş’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması ve kaldığı yerden kolları sıvayıp bu barış sürecine, barış için atılan adımlara aktif bir şekilde, öncü bir şekilde dâhil olması gerekiyor. Aksi takdirde daha baştan sakat bir süreç doğmuş olur. Çok uzatmak istemiyorum. Bu söylediklerimi daha önce de değişik şekillerde söyledim, yine tekrarlamak istiyorum. Burada bir husus var tabii ki: ‘‘Öcalan onu istemiyor’’ diye düşünenler de var. Yani olayı sadece Erdoğan’la ilişkilendirmeyip Öcalan’ın da onu istemediğini düşünenler var. Bundan çok emin değilim. Şu olabilir: çok güçlü, sivil alanda tek başına liderlik yapan bir Demirtaş’ı belki istemiyor olabilir Öcalan; ama zaten Avrupa’dan gelecek olan deneyimli siyasetçilerle birlikte orada büyük bir deneyimli kadro oluşacak ve Selahattin Demirtaş bir anlamda onların içerisinde bir adım, iki adım daha öne çıkmış birisi olacak. Bu hâliyle Öcalan’ın da Selahattin Demirtaş’a çok fazla itiraz edeceğini sanmıyorum.
Bugün çok değişik birisine ithaf etmek istiyorum. Dün hayatını kaybetti. Ben onu tanıdığımda Öykü Didem Aydın’dı adı. Yaklaşık 3-4 yıl önce bir şekilde tanıştık. Hukukçu, doçent, Hacettepe Üniversitesi’ndeydi ama okuldan uzaklaştırıldı. Kendisi insan hakları konusunda çok çaba sarf eden, özellikle LGBTİ+ konusunda çok çaba sarf eden bir hukukçuydu. Çok zeki birisiydi, çok donanımlı birisiydi. Bizde bir müddet “Hukuk Okulu” diye bir program yaptı, videolar yaptı ama çok sürdürmedi. Daha sonra bizim “Gökkuşağı Bülteni”nde, LGBTİ haklarını ele aldığımız bültenlere defalarca konuk oldu kendisi. Sonra bir müddet kendisini unuttum ama şunu biliyorum; videoları daha fazla yapmak istemediği zaman kendisine telefonda epey dil döktüğümü hatırlıyorum. Ama bir şekilde daha fazla yapmak istemediğini söyledi, kişisel nedenlerle herhâlde. Sonra adını Alexey Rûyan Aydın olarak kullanmaya başladı. Kadın olarak doğup erkek olmayı tercih eden birisi ve LGBTİ haklarını da onun için, özellikle içeriden birisi olarak savunan birisi. Ama bildiğim kadarıyla — yanlışım varsa tanıyanlar düzeltir — ameliyatları olamadan hastalığa kapılıp yaşam mücadelesini maalesef dün sonlandırmak zorunda kaldı, kaybettik. Çok farklı birisiydi; çok zeki, yaratıcı ve ülke için, insanlar için çalışan birisiydi. Her türlü ayrımcılığa karşı mücadele eden bir hukukçuydu. Kendisini saygıyla ve rahmetle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







