Tarık Çelenk yazdı: Sezonda Ege’den ülkeye bir pencere

Mayıs’ın başında ailece, yaklaşık 30 yıldır bu aylarda artık bizim için alışkanlık haline gelen bir ziyaret kapsamında eski meslektaşımı Muğla Ortaca’da ziyaret ettik. Bu arada bir yakınımın Marmaris’teki muhafazakâr mahalleye ait, hâlâ inşaatları süren yeni devre mülk tesisinde de iki gece onların yerine misafir olduk. Buralara yıllardır kısa süreliğine, çoğu zaman bahar aylarında giderim; biraz da ülkenin gidişatına dair saha gözlemi yaparım. Bir dönem Marmaris’e yerleşmeyi dahi düşünüyorduk. Ancak sadece yangın riski değil, uzaklık faktörü de böyle bir planın bizim için işlemesinin zor olduğunu gösteriyordu.

Öncelikle küresel veya ülkesel karamsarlıktan mıdır bilinmez, Marmaris’i geçen yıla göre sosyal ve çevresel açıdan fark edilir biçimde gerilemiş gördüm. Deniz kenarları ve yeşil alanlar dahil turizm bölgeleri acımasızca kullanılmakta. Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen Turunç dahil birçok sahil fiilen şezlonglar ve tabelalarla kapatılmış durumda. Kuma ayak basıp şezlongların yanından geçmenin bedeli 1400 TL’den başlıyor. Tesislerde çalışan, uzak diyarlardan getirilmiş mafyavari görüntülü personeller oldukça eğitimsiz; ne yapacaklarını bilmiyorlar. O güzelim koylardaki bazı işletmeler ise muhtemelen beceriksizlik ve düşük kalite nedeniyle kapanmış durumda. Çevrenin işe yarayan kısmı adeta yağmalanırken, işe yaramayan kısmı kendi hâline bırakılmış bir çöp alanına dönüşüyor. Ne yazık ki tüm gözlemlerim göçebe-yağmacılık tezlerimi burada da doğruluyor.

Sezona girerken
Sezona girerken Ege’den ülkeye pencere açmak

Yangın travması ise buranın tarihsel trajedisi hâline gelmiş durumda. Özellikle sıcak aylarda iklim değişikliği faktörüyle birlikte yangının nerede, nasıl ve ne zaman çıkacağını kimse kestiremiyor. Bu durum turizm sektörü açısından apokaliptik bir belirsizlik ve karamsarlık üretiyor.

Ortaca’ya ilk gidişimiz 1997 yılındaydı. Arkadaşımın evi ve çevresindeki egzotik atmosfer insana adeta Tolkien romanlarındaki Yorkshire hissini yaşatıyordu. Şimdi ise Ortaca, sanki ülkenin küçük bir özeti hâline gelmiş. İnşaat yoğunluğu nedeniyle artık bu mevsimde insanı sarhoş eden portakal çiçeği kokusuna bile rastlayamıyorsunuz.

Gelelim “mahallelinin körfezleşmesi” benzetmesi üzerinden tanımlamaya çalıştığım tesisin 2026 versiyonuna…

Mahalleli zenginlerin körfezleşmesi olarak nitelendirdiğim bu tesiste, dar bir alanda karşı dağ ile ilgili mahkeme sorunları olduğu söyleniyordu; anlaşılan onlar da bir şekilde çözülüyor. Dağlar ve taşlar, kaya mezarı estetiğinde olmasa da çılgınca oyuluyor. Yerler hızla satılıyor, mahalleli adeta sıraya giriyor. Tapuları bekliyorlar. İnsanların çam havası, turkuaz mavisi ya da temiz geniş kumsallı deniz gibi dertleri yok. Asıl mesele birbirlerini görebilmek, görünmek ve sosyalleşebilmek. Havuz ve yapay termal alanlar burada oldukça revaçta. Termalde garibim personel hatırlı mahalleli abilerin ciddi kısmını boneye ikna etmekte çok zorlanmakta.

İnsanlar Güre’ye göre daha soğuk. Ama hâlâ zenginliklerine rağmen üç harfli marketlerden ucuz alışveriş yapıp poşetlerle odalarına taşıyanlar var. Kim ne derse desin, burada ülkedeki yeni sınıfı, yeni sermaye tipini ve sosyolojik dönüşümün sonuçlarını gözlemleyebiliyorsunuz. Aynı zamanda CHP’nin bu yeni sınıfa ve dönüşüme karşı ne kadar etkisiz veya hatta nasıl bir “devre mülk tehdidi” olarak algılanabileceğini de hissediyorsunuz.

Tesis geçen yıla göre kaliteyi yükseltmek yerine daha ucuz, daha esnaf işi bir çizgiye kaymış. Artık mekânlarda piyano veya nitelikli müzik yok. Bir ara burada bulunan insanların en az üçte birinin mevcut siyasi iklimden memnuniyetsizlik duyduğunu da hissettim. Buna rağmen, ortodoks bir kent dindarı olarak buradaki görüntülerin eşimle beni yormadığını; derinden gelen ince ezan sesinin insana huzur verdiğini de fark ettim.

Devre mülk rant sırası

Yine de insan düşünmeden edemiyor: Keşke bu kasabalılık, açgözlülük ve yağmacılık terk edilebilse… Ailece kendi aramızda, “Buralar CHP’li radikallerin elinde olsaydı acaba nasıl olurdu?” diye ironik yorumlar da yaptık, gülümsedik. Sanki burası, ülkede iktidardan memnun olmayan ama bir türlü çıkış yolu da bulamayan bir kısım mahallelinin varlığını hissettiren bir mekân gibiydi.

İşin hangi tarafından bakarsanız bakın, Marmaris ve çevresi bugün rant üretme ve yağmalama konusunda siyasetin, iktidar ya da muhalefet olmasının çok da fark etmediğini gösteriyor. Hatta kimi zaman aralarındaki görünmez iş birliğini dahi hissettiriyor. Diyoruz ya sorun ideoloji değil sorun metodoloji. Ne yazık ki siyasetçiler birbirlerini taklit ediyor ve sadece devre mülk rant sıralarını bekliyorlar.

Gücümüz Allah sonumuzun hayretsin demekten başka bir şeye yetemiyor ne yazık ki…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.