Alişer Delek yazdı | Terazi ve giyotin: Ortak geleceğin iflas riski

Yargı kararları sandık iradesini geçersiz kılmaya başladığında siyasetin tüm aktörleri için ortak bir tehdit doğar; ama Türkiye’de her kesim hâlâ yalnızca kendi mahallesinin yangınını görüyor. Kürt meselesinin çözümü de dahil olmak üzere hiçbir yapısal sorun, bu seçici körlük sürdüğü sürece masaya yatırılamaz.

Ortak geleceğin iflas riski
Alişer Delek yazdı | Terazi ve giyotin: Ortak geleceğin iflas riski

Türkiye’de yargının eliyle üretilen “mutlak butlan” kararı, artık hukuki bir tartışma maddesi olmaktan çoktan çıktı; sandık iradesini tamamen hükümsüz kılan doğrudan bir siyasi enstrümana dönüştü. Bugün asıl sormamız gereken soru şu: Adaletin terazisinin açıkça bir giyotine dönüştüğü, hukukun öngörülebilirliğini tamamen yitirdiği bu iklimde, Kürt sorunu gibi devasa bir yapısal kriz nasıl çözülecek? Daha da önemlisi, bu ülkeyi yönetenlerin gerçekten böyle bir çözüme niyeti mi var, yoksa önümüzdeki mesele sadece yeni bir sandık tasarımından mı ibaret?

Bu soruyu sormak için zemin giderek daha sağlam hale geliyor. Türkiye hızla yeni bir seçim sath-ı mailine giriyor. Ve bu topraklarda ne zaman sandık ufukta belirse, Kürt meselesi rasyonel bir çözümün öznesi olmaktan çıkıp iç siyasetin en kullanışlı hammaddesine dönüşür. Ankara’nın dehlizlerinde teoriler üretiledursun, günün sonunda kararı verecek olan şey matematiksel rasyonalitedir. Erdoğan’ın önünde iki seçenekli bir oyun tahtası var: Eğer DEM Parti ile yapılacak örtülü ya da açık bir zemin iktidara daha çok alan açacak ve oy kazandıracaksa ibre oraya dönecek; yok eğer milliyetçi cepheyi konsolide etmek sandık aritmetiğinde daha garantili bir kazanç sunuyorsa, direksiyon hiç tereddüt edilmeden o sert viraja kırılacak. Karar, meselenin tarihsel ağırlığına göre değil, sandığın getireceği kâr-zarar hesabına göre verilecek.

Tam bu noktada, demokrasinin sadece beş yılda bir kurulan o şeffaf kutulardan ibaret olmadığını yeniden hatırlamak — ve belki de baştan tanımlamak — gerekiyor. Demokrasi bir yönetim biçimi değil, bir arada yaşama kültürü, bir yaşam tarzıdır. Bir başkasının acısına, uğradığı haksızlığa bakarken gözünü kaçırmama disiplinidir.

DEM Parti’nin tutumu

Ortak geleceğin iflas riski
Alişer Delek yazdı | Terazi ve giyotin: Ortak geleceğin iflas riski

Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve seküler muhalefet blokuna yönelik bu sistemli bunaltma ve tasfiye operasyonları karşısında DEM Parti yönetiminin tutumu tam da bu yüzden masaya yatırılmak zorunda.

Tablo şu: Mahkeme kararıyla koltuğundan indirilen meşru CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i TBMM’de ziyaret eden ilk parti DEM Parti oldu — bu somut bir dayanışma adımıydı. Ama aynı DEM Parti, Kurban Bayramı’nda düzenlenen partiler arası bayramlaşma programına ne Özel’i ne de mutlak butlan kararıyla yeniden göreve getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nu dahil etti. Açıklanan programda MHP ve AKP’ye yer açılırken CHP’nin adı listede yoktu. Bu bir tesadüf ya da protokol ihmali değildi; bilinçli bir siyasi tercihti.

19 Mart sonrası, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil yüzü aşkın kişinin gözaltına alındığı operasyon karşısında DEM Parti kınamayı seçti, hukuksuzluğu açıkça tespit etti. Peki sonra? O kınama, iktidarla sürdürülen müzakere zeminiyle çelişmemek için özenle sınırda tutuldu. Bir açıklama yapıldı, süreç devam etti.

Tersten üretilen hata

Bu bir tespit değil, bir ayna. Çünkü burada yaşananlar yıllar önce yaşananların tam tersten kopyası.

Yıllarca bu ülkede Kürtlere yönelik haksızlıklar yapılırken, seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyumlar atanırken ülkenin batısı ve merkez muhalefetinin hatırı sayılır bir kısmı derin bir sessizliğe gömüldü. Adalete inanan herkes bu sessizliği Türkiye demokrasisinin büyük ayıbı olarak nitelendirdi. Kürt siyasi hareketi de bu körlüğü, bu empati yoksunluğunu yıllarca haklı olarak eleştirdi, batının yüzüne bir ayna gibi tuttu.

Fakat bugün aynı hata tersten üretiliyor. Kendilerine yönelik hukuksuzluklarda haklı olarak dünyayı ayağa kaldıranlar, merkez muhalefetin sınırları daraltılırken sessiz birer gözlemciye dönüşüyorlar.

Geçmişin yanlışlarını ve ihmallerini bugün tersten kopyalayarak ne bu ülkeye huzur gelebilir ne de Kürt meselesinde samimi bir adım atılabilir. Günübirlik taktiklerle, dönemsel sandık ittifaklarıyla ya da “aman şimdi sıramız değil” konformizmiyle bu köklü kriz çözülemez. Ortak geleceğin iflası, her zaman sıranın başkasında olduğu sanılan anlarda başlar.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.