Seçim sandığından çıkan iradenin ömrü giderek kısalıyor. 31 Mart 2024’ten bu yana 65’ten fazla belediye başkanı AK Parti’ye geçti. Peki bir siyasetçinin “fikir değişikliği” ne zaman meşru, ne zaman seçmene ihanettir?

Diyelim ki bir eğlence partisine davetlisiniz. Düşünüp taşınıp gittiniz. Biraz takıldınız. Tam o sırada başka bir partiden davet geldi. Normal bir insan ne yapar? Önce mevcut partide konuştuğu arkadaşlarını yoklar. Parti sahibine nezaketen bir şeyler söyler. Öyle ayrılır. Giderken de fazla ses çıkarmaz.
Şimdi şunu hayal edin: O partiye katılmak için size kapıda destek veren binlerce kişi var. Sizi o partiye sokmak için günlerce çalışmışlar. Sizi o partinin bir parçası olarak biliyorlar.
- Doğancan Özsel & Armağan Öztürk yazdı | Dün kahraman bugün hain: CHP’de belediye krizi ve siyasi transferler
- CHP Afyonkarahisar İl Başkanı: “Burcu Köksal maalesef siyasi baskılara direnememiştir”
Böyle bir durumda insan ne yapar? En azından şunu yapabilir: Eve gider. Kendi partisini kurar. Ama bir başka partinin kapısında belirmez.
Ahlaki sınav
Türk siyasetinde son iki yılda yaşananlar bu basit ahlaki sınavı defalarca geçersiz kıldı. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından ortaya çıkan tablo, transferler ve görevden uzaklaştırmalarla kökten değişmiş durumda. Bu değişimler sayısal olarak en çok ilçe ve belde bazında yaşanırken, süreç içerisinde farklı partilerden seçilen 65’ten fazla belediye başkanı parti değiştirerek AK Parti bünyesine katıldı. (Doğruluk Payı, Mart 2026)
Seçmen ne düşündü, ne hissetti? Kimse sormadı.
Burada iki ayrı tartışmayı birbirinden ayırt etmek gerekiyor. İnsanların fikirleri değişir. Ben değişmeyen fikirleri sorunlu buluyorum. Katılaşmış, hiçbir veriyle sarsılmayan, yeni bir gerçeklikle yüzleşmeyi reddeden bir zihin siyasette de toplumda da tehlikelidir. Bir siyasetçinin fikri değişebilir. Partisinin görüşleri değişebilir. Yönetimle kişi arasında derin bir uyumsuzluk çıkabilir. Bunların hepsi meşru gerekçelerdir.
Ama tüm bunlar olsa bile, parti değiştirip göreve devam etmek seçmene ve siyaset kurumuna saygısızlıktır. Çünkü sandıkta verilen oy o kişiye değil, o kişinin temsil ettiği siyasi kimliğe verilmiştir. Belediye başkanı o kimlikle seçilmiş, o kimlikle makama oturmuştur.
Formül basittir: İstifa et, bağımsız kal. Bir sonraki seçimde dilediğin partiden aday ol. Bugün sana oy veren tek bir seçmene bile bunu yapmaya hakkın yok. Hangi partiden hangi partiye geçersen geç…
Hizmet mi, sistematik bir itiraf mı?
Tam burada karşımıza sıklıkla çıkan bir argüman var: “İktidar partisine geçtim ki seçmenime hizmet verebileyim.”
Bu cümleyi dikkatle okuyun. Çünkü içinde çok şey var. Eğer bu gerekçe doğruysa —ki söyleyenler buna inanıyor görünüyor— ortada itiraf edilmiş bir skandal vardır. İktidar, kendi partisinden olan belediyelere kaynak, hizmet ve imkân konusunda pozitif ayrım yapıyor demektir. Yani bir belediye başkanı seçmenine hizmet edebilmek için iktidarın kapısını çalmak zorunda hissediyorsa, bu onun tercihinin değil, sistemin itirafıdır.
Seçmenine sadakat göstermek için partisini değiştirmek zorunda kalan siyasetçi aslında şunu söylüyor: “Bu iktidar, benden olan yerlere kaynak veriyor; sizden olanlara vermiyor.” Bunu söylemek cesaret ister. Ama bunu söyleyip de o iktidarın kapısına yürümek, cesareti de mantığı da yerle bir eder.
Hindistan’ın “siyasi ihanet” tanımı
Bu sorun Türkiye’ye özgü değil. Parti değiştirme Brezilya, Kanada, Hindistan, İtalya, Romanya ve Filipinler’de de yaygın bir olgu. Batı Avrupa’da Fransa, İtalya, Norveç ve Yunanistan bu konuda diğer ülkelerden daha yüksek oranlara sahipken, Belçika ve Hollanda’da geçişler oldukça nadir.
Bununla mücadele eden ülkeler de var. Hindistan, 1967 seçimlerinin ardından yaşanan kaotik tabloyla yüzleşmek zorunda kaldı. O dönemde seçilen yaklaşık 3 bin 500 milletvekilinden 550’si partisinden ayrıldı; bir milletvekili aynı gün içinde üç kez parti değiştirdi. Hindistan anayasasında 1985’te yapılan değişiklikle “siyasi ihanet” anayasal bir sorun olarak tanımlandı ve “bu kötülüğün giderilmezse demokrasinin temellerini sarsacağı” ifadesine yer verildi.
Asıl mesele şudur: Hukuka göre belediye başkanının parti değiştirmesi görevini kaybetmesine neden olmuyor. Başkan halk tarafından doğrudan seçildiği için görevi parti üyeliğinden bağımsız olarak sürüyor. Bu yasal boşluk, ahlaki boşluğun kılıfı haline gelmiş durumda.
Siyasetçi sandıkta seçmenle bir sözleşme imzalar. O sözleşmeyi bozup göreve devam etmek hukuki açıdan mümkün olabilir. Ama siyasi ve ahlaki açıdan sorunludur.
Partiden sıkıldın, git evinde otur. Olmadı, kendi evinde parti yap.
Ama lütfen başkasının evine taşınma.














