Ana muhalefet partisi, siyasileşmiş bir hukuk kararına karşı kenetlenip güçlenebilirdi. Bunun yerine genel merkez kapısına polis dayadı. Bu fotoğrafı CHP, iktidara hediye etti.

Bu satırları yazarken masada bir “mutlak butlan” kararının duruyor olmasını beklemiyordum. Yargıtay’ın CHP’nin 2023 kurultay kararlarını hukuken geçersiz sayan bu kararı, benim için gerçek anlamda bir sürpriz oldu. Çünkü rasyonel bir düzlemde düşündüğümde, böyle bir karardan iktidarın doğrudan bir fayda sağlayamayacağını öngörüyordum. Mevcut ekonomik konjonktürün bu denli büyük bir siyasi çalkantıyı kaldıramayacağını düşünenlerdendim. İktidar açısından asıl kazançlı olan, kararın kendisinden ziyade bu tartışmanın sürekli taze tutulması, partinin içindeki bitmek bilmeyen kavga ortamının sürmesiydi.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu hamlelerin iktidara nasıl devasa bir alan açtığını hep birlikte izliyoruz. Siyasileşmiş bir hukuk kararıyla sarsılan CHP, bu krizden kenetlenerek, mağduriyeti haklı bir güce çevirerek çıkabilirdi. Bu tarihi fırsatı, kendi elleriyle, iç iktidar hırslarına feda ettiler. Günün sonunda iktidardan herhangi biri çıkıp “Şu hale bak, kendi partilerini yönetemiyorlar, bunlar mı ülkeyi yönetecek?” dese, hiçbir muhalifin buna verecek nitelikli bir yanıtı kalmadı. İktidara tam da duymak istediği argümanı, altın tepside sundular.
Bütün mesele: Mevcut delege mi, yeni delege mi?
Kararın hemen ardından Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’in ilk açıklamalarındaki sağduyulu yaklaşım, Özel’in Kılıçdaroğlu’nu doğrudan hedef almaması ve bir uzlaşı arayışı “Bu işten beraber çıkarlarsa önce CHP, sonra demokrasi, sonra memleket kazanır” umudunu doğurmuştu. Fakat tarafların “Kurultay yapılsın” fikrinde uzlaşması, içerideki büyük savaşı bitirmeye yetmedi. Çünkü asıl kavga bir delege kavgası.
Bütün mesele, kurultayın hangi delegeyle yapılacağında kilitleniyor. Özgür Özel, mevcut delege yapısıyla “derhal” kurultaya gitmek ve pozisyonunu tahkim etmek istiyor. Kılıçdaroğlu ise mevcut delegelerin değişmesini, kendi ifadesiyle bir “arınma” sürecinin yaşanmasını ve bazı isimlerin partiden uzaklaşmasından sonra sandığın kurulmasını talep ediyor. Bu süre zarfında Kılıçdaroğlu’nun ağzından hâlâ “Kurultay olsun ve ben de adayım” cümlesini duymamış olmamız, bu kavganın en büyük muamması. Taraflar tam da bu pazarlık için masaya oturmaya hazırlanırken, arka planda en sert hamlelerini yapmaktan geri durmuyorlar.
Masadaki koz, kapıdaki polis: Kendi eliyle eksilmek
Bu hamlelerin gelip dayandığı son nokta, genel merkezin kapısına yine polisin dayanması oldu.
Bu hamlenin, masaya otururken Kılıçdaroğlu’nun elini hukuken güçlendirmek için tasarlanmış olduğunu anlıyorum. Elinde mahkeme kararı var, mahkemeye göre partinin resmi genel başkanı o. Ancak bu sürecin yönetilişi, iletişimi ve üslubu, hem partiye hem de Kılıçdaroğlu’na büyük bir “eksi” olarak yazıldı. Kılıçdaroğlu zaten bu sürece eksiden başlıyordu. Kendini anlatmadığı, sustuğu dönemlerde bile insanların mantıklı bir açıklama beklediği anları sessizlikle geçiştirerek kendi kredisini tüketen bir liderdi.
Genel merkezdeki mevcut yönetime karşı parti içinde ciddi bir tepki dalgası vardı. Bu tepki nedeniyle Kılıçdaroğlu’na sempatiyle bakanlar bile, genel merkezin kapısına polis dayandığı gün o sempatiyi yitirdi. Ana muhalefet partisinin kapısına polis yığmayı hiçbir siyasi mantık meşrulaştıramaz.
Geriye kalan tablo şu: Elinde mahkeme kararı olan Kılıçdaroğlu, bu avantajı doğru bir stratejiye dönüştüremedi ve eksiden başladığı mücadelede çok daha derin bir noktaya geriledi. CHP ise tarihi bir fırsatı, kendi eliyle yarattığı bir hüsran fotoğrafına dönüştürdü. Bu fotoğraf, önümüzdeki günlerde siyasi hafızadan kolay kolay silinmeyecek.














