
Yolsuzluk yalnız para çalmak değildir; bir halkın geleceğini çalmaktır. Kamu malını yağmalayan, yalnız kasayı boşaltmaz; hastanın ilacını, çocuğun eğitimini, gencin umudunu, çalışanın emeğini ve yurttaşın devlete güvenini de gasp eder.
Hele siyaset ve kamu görevi, zenginleşmenin kapısına dönüşmüşse ortada birkaç kişinin ahlâksızlığından daha büyük bir sorun vardır: Devlet, kamu yararını koruyan kurum olmaktan çıkıp ganimet dağıtan bir düzene dönüşebilir.
Yolsuzluğun en büyük tahribatı çalınan milyarlar değil, topluma öğrettiği derstir: Çalışma, yanaş. Üretme, paylaşım masasına yaklaş. Hak arama, güçlü birini bul, sığın.
İşte bir ülke tam burada çürümeye başlar. Çünkü hırsızlık kasayı, cezasız kalan hırsızlık ahlâkı boşaltır. Bu yüzden yolsuzluk sıradan bir suç değildir; adalete, liyakate ve gelecek kuşakların hakkına karşı işlenmiş bir kamu suçudur. Yolsuzluğa alışan toplum, sonunda kendi soyulmasının seyircisi olur!













