Recep Karagöz yazdı: İran’a giden yol Şam’dan açıldı

Bir coğrafya içeriden çözülmeden dışarıdan teslim alınamaz.

Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler artık tek tek ülkeler üzerinden okunabilecek krizler olmaktan çıktı. Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den Irak’a, Yemen’den İran’a kadar uzanan geniş hatta yaşananlar, birbirinden bağımsız çatışmalar değil; aynı stratejik haritanın parçalarıdır. Bu nedenle bugün İran üzerinde kurulan baskıyı anlamak için yalnızca Tahran’a değil, önce Şam’a, Bağdat’a ve Beyrut’a bakmak gerekir.

Çünkü İran’a uzanan yol, Suriye’nin yıkımıyla açıldı.

Suriye’de başlayan savaş uzun süre “Arap Baharı”, “demokrasi talebi” veya “otoriter rejime karşı halk hareketi” söylemleriyle anlatıldı. Oysa zaman içinde görüldü ki savaş, yalnızca Suriye’nin iç siyasal yapısını hedef almıyordu. Ülke adım adım bölgesel güç mücadelesinin merkezine dönüştürüldü. Çok sayıda küresel ve bölgesel aktörün müdahil olduğu kirli savaş, yalnızca şehirleri değil; devlet kapasitesini, toplumsal dokuyu ve bölgesel dengeyi de çökertti.

Ortaya çıkan tablo, yalnızca Şam’ın zayıflaması anlamına gelmedi. Aynı zamanda İran-Lübnan hattının parçalanması, Hizbullah’ın lojistik damarlarının kesilmesi ve İsrail’in çevresindeki direnç kuşağının aşındırılması anlamına geldi.

Recep Karagöz yazdı: İran’a giden yol Şam’dan açıldı
Recep Karagöz yazdı: İran’a giden yol Şam’dan açıldı

Savaşın yeni haritası

Bugün Lübnan’daki direniş hareketlerinin yaşadığı ağır baskıyı yalnızca askeri saldırılarla açıklamak yetersizdir. Çünkü modern savaşlar artık sadece bombalarla yürütülmüyor. İkmal hatları, hava sahaları, enerji koridorları, istihbarat ağları ve bölgesel ittifaklar savaşın asli unsurları hâline gelmiş durumda. Suriye’nin parçalanmasıyla birlikte İsrail’in karşısındaki coğrafi tampon zayıfladı; direniş hattı yalnızlaştı.

Modern savaşlar artık yalnızca şehirleri hedef almıyor; toplumların hafızasını, kimliğini ve ortak duygusunu da hedef alıyor. Suriye savaşı boyunca sadece ordular değil, hakikat de parçalandı. Mezhepçilik körüklendi, toplumlar birbirine düşmanlaştırıldı, propaganda gerçekliğin önüne geçti. Böylece dış müdahale yalnızca askeri değil, zihinsel olarak da meşrulaştırıldı.

Dahası, yeni Suriye yönetiminin bölgesel denklemde aldığı pozisyon, İsrail açısından stratejik bir rahatlama üretiyor. Şam’ın uzun yıllar boyunca temsil ettiği bölgesel direnç çizgisinin çözülmesi, İsrail’in güvenlik doktrininde yeni bir alan açtı. Çünkü Tel Aviv açısından mesele yalnızca sınır güvenliği değildir. Asıl hedef, çevre ülkelerin güçlü, bağımsız ve direnç üretebilen yapılara dönüşmesini engellemektir.

Irak örneği ise bu sürecin başka bir aşamasını gösteriyor.

2003 Amerikan işgali yalnızca Saddam rejimini devirmedi. Irak’ın egemenlik kapasitesini de kalıcı biçimde tahrip etti. Devlet kurumları dağıldı, toplumsal fay hatları derinleşti ve ülke uzun yıllar dış müdahalelere açık hâle geldi. Bugün Irak hava sahasının ve coğrafyasının bölgesel operasyonlar için bu kadar rahat kullanılabilmesi, o egemenlik kaybının sonucudur.

Bir başka ifadeyle, Ortadoğu’da devletler zayıfladıkça yalnızca içeride kriz büyümüyor, dış müdahalelerin maliyeti de düşüyor.

Recep Karagöz yazdı: İran’a giden yol Şam’dan açıldı
Recep Karagöz yazdı: İran’a giden yol Şam’dan açıldı

İçeriden çözülen coğrafya

İsrail’in son yıllarda geliştirdiği güvenlik stratejisi de tam olarak bu zeminde yükseliyor. Artık klasik anlamda “savunma” anlayışından söz etmiyoruz. Bunun yerine çevre ülkeleri istikrarsızlaştırmaya, parçalamaya, kendi iç krizlerine mahkûm etmeye dayalı yeni bir bölgesel mimari kuruluyor. Güçlü ordulardan çok, parçalanmış toplumlar tercih ediliyor. Çünkü içeriden çatışan ülkeler dışarıya karşı ortak direnç geliştiremiyor.

Ancak Ortadoğu’nun kırılganlığı yalnızca dış müdahalelerle açıklanamaz. Otoriter yönetimler, mezhepçi siyasetler, adaletsizlikler ve toplumdan kopmuş iktidar yapıları da bu çöküşün asli nedenleri arasında yer aldı. Dış güçler çoğu zaman bu zemini kullandı; ama o zemini hazırlayan iç siyasal krizlerdi.

Ortadoğu’nun trajedisi tam da burada başlıyor.

Bu coğrafyada mezhepçilik, iç savaşlar ve iktidar mücadeleleri yalnızca yerel krizler üretmedi; aynı zamanda dış müdahaleler için uygun bir zemin hazırladı. Bölge ülkeleri birbirini tüketirken, küresel güçlerin hareket alanı genişledi. Suriye’de, Irak’ta ve Lübnan’da yaşanan kırılmaların ardından İran’ın daha doğrudan hedef hâline gelmesi tesadüf değildir.

Çünkü bir ülke düştüğünde yalnızca bir rejim çökmez. Bazen bütün bir bölgenin savunma hattı çöker.

Bugün İran’a uzanan savaş hattı aslında yıllardır Şam’da, Bağdat’ta ve Beyrut’ta döşendi. Ortadoğu’nun asıl meselesi yalnızca dış müdahale değildir. Daha büyük sorun, içerideki parçalanmışlığın dışarıdaki hesapları mümkün hâle getirmesidir.

Coğrafya önce içeriden yoruldu, sonra dışarıdan kuşatıldı.

Ve belki de Ortadoğu’nun bütün trajedisi tek cümlede saklıdır:

Bir coğrafya içeriden çözülmeden dışarıdan teslim alınamaz.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.