Recep Karagöz yazdı: Tek kutuplu dünya mı çöküyor, hikâye mi büyüyor?

İran-ABD gerilimi üzerinden kurulan “yeni dünya” anlatıları hızla yayılıyor. Peki bu gerçekten bir güç kayması mı, yoksa erken yazılmış bir hikâye mi?

Dünya her zaman bugünkü gibi değildi. Bir zamanlar güç iki merkez arasında bölünmüştü. Bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri, diğer tarafta Sovyetler Birliği vardı. Bu iki kutuplu yapı yalnızca askerî dengeleri değil; ideolojileri, ittifakları ve toplumların hayal dünyasını da belirliyordu.

Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle bu denge ortadan kalktı. Dünya tek merkezli bir yapıya evrildi ve Amerika Birleşik Devletleri yalnızca güçlü bir devlet değil; kuralları koyan, sınırları çizen ve gerektiğinde müdahale eden bir aktör hâline geldi. Bu dönem “tek kutuplu dünya” olarak adlandırıldı.

Tek kutuplu dünya mı çöküyor, hikâye mi büyüyor?
Recep Karagöz yazdı: Tek kutuplu dünya mı çöküyor, hikâye mi büyüyor?

Hiçbir güç düzeni kendi sürekliliğini garanti edemez. Bu nedenle her hâkimiyet, zamanla sınanır ve aşınır.

Nitekim son yıllarda bu yapının zaten aşındığı görülüyordu. Çin ekonomik gücüyle, Rusya ise askerî hamleleriyle bu düzeni zorlamaya başlamıştı. Dünya, İran merkezli bir gerilimden çok önce çok merkezli bir yapıya doğru kayıyordu.

Tam da burada sorulması gereken soru şudur: Tek kutuplu dünya gerçekten çöküyor mu, yoksa biz her krizi “tarihin dönüm noktası” ilan etme alışkanlığından mı vazgeçemiyoruz?

Bir kırılma mı, yoksa bir algı mı?

Bugün İran üzerinden kurulan anlatı oldukça net: ABD geri püskürtüldü, İran yeni bir küresel güç oldu ve dünya çok kutupluluğa geçti.

Bu anlatı güçlüdür; çünkü direnişi kutsayan bir dil üretir. Ama aynı zamanda tehlikelidir; çünkü analizi hızla propaganda diline dönüştürür.

İran’ın direnci elbette küçümsenemez. Asimetrik kapasitesi ve bölgesel etkisi, klasik güç hiyerarşilerini zorlayan bir tablo ortaya koyuyor. Ancak yaşanan şey bir süper gücün açık yenilgisi değildir. Bu, karşılıklı caydırıcılığın sınırlarının test edildiği bir gerilimdir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin geri adımları da çoğu zaman zayıflıktan değil, maliyet hesabından kaynaklanır. Bu nedenle doğrudan ve geniş ölçekli bir savaşı tercih etmemek, geri çekilmekten çok riskleri sınırlama stratejisidir.

Bugün savaşlar kazanılmıyor; yönetiliyor. Bu nedenle ortaya çıkan tablo, zaferden çok denge üretir.

Screenshot

Güç olmak ile güçlü görünmek arasındaki fark

Körfez ülkeleri artık eski kalıplarla açıklanamaz. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörler tek bir merkeze bağlı yapılar değil; çoklu ilişkiler üzerinden denge kuran güçlerdir.

Batı dünyasında da mutlak bir birlikten söz etmek mümkün değil. İspanya gibi ülkelerin farklı pozisyonlar alması bir kopuş değil; sistem içi çatlakların görünür hâle gelmesidir. Almanya’nın son dönemde Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerinde daha temkinli ve mesafeli bir çizgiye yönelmesi de benzer bir eğilimi yansıtır. Bu, bir kopuştan çok, yeni bir denge ve stratejik özerklik arayışıdır. Buna rağmen Avrupa Birliği ve NATO hâlâ küresel düzenin ana taşıyıcılarıdır. Bu noktada şu soru önem kazanır: İran gerçekten “dördüncü küresel güç” mü oldu?

Bu soruya duyguyla değil, ölçütlerle bakmak gerekir. Küresel güç; ekonomik hacim, teknoloji üretimi ve küresel etki kapasitesiyle belirlenir. Bugün küresel finans sistemini, ticaret yollarını ve teknolojik standartları kimlerin belirlediğine bakıldığında, bu ligde kimlerin olduğu açıkça görülür.

Bu ölçütler açısından İran hâlâ bölgesel bir aktördür. Etkili ve dirençli olabilir; ancak küresel sistemin kurucu gücü değildir. Asıl değişen, gücün kendisi değil, o gücün nasıl ve hangi sınırlar içinde kullanılabildiğidir.

Artık hiçbir aktör mutlak zafer peşinde değil. Hiçbiri kesin yenilgiyi de göze alamıyor. Devletler kazanmaktan çok, kaybetmemeye oynuyor.

Dünya değişiyor. Ama bu değişim ani kırılmalarla değil, yavaş ve katmanlı biçimde ilerliyor. Hiçbir güç, tek bir çatışmayla küresel aktör hâline gelmiyor.

Belki de mesele tek kutuplu dünyanın çöküp çökmediği değil; bizim her sarsıntıyı tarihsel bir kopuş olarak okuma acelemizdir. Çünkü çoğu zaman değişen dünya değil, onu anlatma biçimimizdir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.