İSTANBUL (Medyascope) – Dünya Alem’de bu hafta Medyascope programcısı İslam Özkan’ın sorularını yanıtlayan Hediye Levent, İran-ABD-İsrail hattında ki mevcut durumu “fırtına öncesi sessizlik” olarak tanımladı. Levent, bölgedeki enerji jeopolitiğinin ve diplomatik dengelerin geri dönülemez bir biçimde değiştiğini vurguladı.
8 Nisan’da sağlanan ateşkesin ardından Hürmüz Boğazı’nın kısa süreliğine trafiğe kapatılması ve ardından yeniden açılması, küresel piyasalarda şok dalgaları yarattı. Trump yönetiminin İran’a yönelik stratejisini değerlendiren Hediye Levent, ABD’nin artık topyekun bir işgal yerine “yıpratma savaşını” tercih ettiğini belirtti. Levent’e göre, Basra Körfezi’ne gönderilen tek bir uçak gemisinin günlük maliyetinin 6-7 milyon doları aşması, Washington’ı doğrudan bir kara savaşı yerine ekonomik, siyasi ve askeri kuşatmaya yönlendiriyor.
“Trump’ın ‘Hürmüz Resti’ sadece İran’a değil”
Hediye Levent, Trump’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol çabalarının sadece Tahran’a yönelik bir hamle olmadığını, aynı zamanda Avrupa Birliği ve NATO müttefiklerine verilmiş sert bir mesaj olduğunu savundu. Trump’ın “Hürmüz’den faydalananlar elini taşın altına koysun” çağrılarına Avrupa’dan yanıt gelmemesi, Washington’ın bölgedeki enerji tedarik zincirini bir baskı unsuru olarak kullanmasına neden oluyor. Bu stratejiyle ABD, bir yandan İran’ı içerideki ekonomik zorluklar üzerinden bir isyan dalgasına zorlarken, diğer yandan müttefiklerini kendi güvenlik konseptine hizalamayı hedefliyor.
Hürmüz Boğazı’nın bir silah olarak kullanılmaya başlanması, Körfez ülkelerini yeni arayışlara itmiş durumda. Levent, “Dünyanın tek bir rotaya bağımlı kalma politikasından vazgeçtiği bir dönemdeyiz,” diyerek, Suudi Arabistan’ın Yanbu Limanı üzerinden Kızıldeniz’e açılan hatları ve Ürdün-Suriye-Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanması planlanan yeni enerji rotalarını işaret ediyor.

Bu yeni rotalar beraberinde yeni ittifakları da getiriyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) sürpriz bir kararla OPEC’ten çekilmesi, bu jeopolitik kaymanın en somut örneği. BAE’nin coğrafi avantajını kullanarak Hürmüz’ü baypas etme çabası ve üretim kotalarından duyduğu rahatsızlık, bölgedeki dengeleri altüst ediyor.
Söyleşinin en dikkat çekici noktalarından biri, BAE ve Suudi Arabistan arasındaki derinleşen kriz. Levent, BAE’nin OPEC’ten çıkışının ve Hürmüz’ü baypas etme hamlesinin Suudi Arabistan ile olan nüfuz mücadelesini kızıştırdığını belirtiyor. Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) dağılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Levent, BAE’nin kendisini daha net bir şekilde İsrail-ABD eksenine yerleştirdiğini, buna karşılık Türkiye ve Suudi Arabistan’ın farklı bir blok oluşturabileceğini vurguladı.
Lübnan ve Hizbullah: Müzakere masasındaki kör düğüm
İran ile ABD arasındaki müzakerelerin bir ayağı da Lübnan sahası. Trump’ın “İsrail’i durdurma” jestine karşılık İran’ın Hürmüz’ü açmasıyla başlayan süreç, Lübnan’da kalıcı bir huzur getirmiş değil. İsrail’in Güney Lübnan’daki Litani Nehri’ne kadar olan bölgeyi insansızlaştırma çabası ve Sur kentine yönelik iddiaları, bütün bölgeyi daha büyük bir kaosun içine sürükleyecek aktiviteler.
Levent’e göre, Lübnan ordusunun askeri yetersizliği ve ülkenin ekonomik iflası, Beyrut’u müzakerelerde savunmasız bırakıyor. Sahadaki tek caydırıcı güç olarak kalan Hizbullah’ın silahsızlandırılması ise kısa vadede pek olası görünmüyor. İsrail’in “güvenlik tamponu” adı altında Lübnan topraklarındaki işgalini genişletme ihtimali, uluslararası toplumun sessizliğiyle birleşince krizin derinleşmesine yol açıyor.

Türkiye-İsrail ilişkileri: Retorik mi, realite mi?
Türkiye’nin pozisyonuna değinen Hediye Levent, Ankara ve Tel Aviv arasındaki gerilimin büyük ölçüde “retorik” düzeyde kaldığını savunuyor. Hediye Levent, her iki ülkenin de günün sonunda, özellikle yeni enerji hatları ve ticaret güzergahları konusunda ABD’nin de çabalarıyla orta yolda buluşabileceğini öngörüyor.
Orta Doğu 2026 baharında, bir yandan barış görüşmelerinin umudunu taşırken, diğer yandan her an patlak verebilecek topyekûn bir savaşın gölgesinde yaşamaya devam ediyor. İslamabad’dan Moskova’ya taşınması muhtemel müzakereler, Hediye Levent’e göre bölgenin kaderini belirleyecek ana unsur olacak.







