Özgür Özel ve ekibinin ne yapacağını bilmiyoruz. CHP içinde kalarak devam edebilirler, ayrı bir parti kurabilirler. Bu kararı elbette onlar ve takipçileri verecek. Dolayısıyla bu yazı bir varsayım üzerine kuruludur. Varsayım şudur: “Özel ve ekibinin CHP’den ayrılıp yeni bir parti kurması daha iyi olur.”
Yükten kurtulmak
CHP şüphesiz Türk siyasi tarihinin en önemli kurumlarındandır. Bu partinin eleştirilecek yönleri elbette vardır; ama aklı başında her insan, velev ki başka siyasi ekollerden olsun, bu partinin bazı hizmetleri için müteşekkir olmalıdır. “CHP zihniyetinden bir şey olmaz” diyerek ömür geçirip sonradan İsmet Paşa’nın imzaladığı Ankara Anlaşması sayesinde İngiltere’de oturum alıp hayatını kurtaran insanlar gördüm. ‘Mahcup anti-Kemalistlerin’ neredeyse bugünkü durumu sıradanlaştırmak için eski Türkiye’nin bakkal defterlerini karıştırmasına pek takılmamak lazım. Eski Türkiye’nin hatası eksiği çoktu ama her şeye rağmen AB adaylık statüsüne ulaşmış bir ülkenin anahtarını İslamcılara teslim etmişti. Bugün ise ‘ülkeye hanedanlık mı gelecek’ diye tartışanlar bile var.
Ancak Türkiye siyasetinin sağ-merkezli refleksleri bu partinin omuzlarına büyük bir yük bindirmiştir. Siyasette algı, olguyu döver. Kısacası “CHP zihniyeti” denen, aslında ne olduğu belirsiz bir heyula yaratılmıştır. Bu heyula kimi zaman Türkçe ezan meselesine, kimi zaman tek parti baskısına, kimi zaman da anakronik biçimde turizmde yaşanan sıkıntılara yamamaktadır.

Oysa tarih, Özgür Özel’e şimdi büyük bir fırsat sundu: bu heyulayı, üstelik aranıp bulunamayacak kadar başarısızlıkla özdeşleşmiş bir CHP lideri üzerinden İslamcıların kucağında bırakma fırsatı. Özel ve arkadaşları, “CeHaPe zihniyeti” denilen heyulayı mahkeme ve devlet eliyle atanmış bir liderin sırtına yükleyerek İslamcıların, hatta Türk sağının kucağına terk edebilir. Bu belki de yüzyılda bir gelen bir şanstır. Böyle bir hamle, Türk sağını “CeHaPe zihniyeti” diye ağzını açamayacağı bir konuma itebilir.
Böyle bir karar, Türkiye merkez-solunun inanmışları için şüphesiz acı verici olacaktır. Ancak tarih bazen böyle sıçramalarla ilerler. Kulağa tuhaf gelecek ama bazen tarih, kutsanan liderden daha iyisini yapmakla ilerler. Özgür Özel, Atatürk’ün mirasına ev sahipliği yapan partiden daha iyisini kurabilir. Türkler, liderlerinin gölgesinde oynamayı severler. Türk tarihinin geçmişi aşılmayanlarla dolu olduğu için çağdaş Türkler hep cüce kalır; mükemmeller hep geçmişte aranır. Türkiye siyaseti de lider-tapar öbeklerden oluşur. Ancak Özgür Özel ve arkadaşları “şeytanın bacağını kırabilir.” “Atatürk bir parti kurmuştu, biz daha iyisini kurabiliriz” derlerse İslamcısından ülkücüsüne, oradan Kürtçüsüne “Anadolu selefiliğinin” kıskacından çıkabilirler. Liderini aşan kişileri insanlar da sever Allah da sever.
Laiklik out, sekülerizm in
Kirlenmiş kavramlardan biri de maalesef laikliktir. Kavramlar eskir, tınılarını kaybeder. “Şaban” adı tınısını yitirmiştir; “Kemal Sunal’a İnek Şaban denerek bu kavram bilerek kötü gösterildi” diyenler bile çocuklarına Şaban koymaz. Laiklik de böyle bir durumdadır. Oysa Türkiye’de gelenekten, dinden ve ihtiyar siyasetçiden bıkmış yeni bir kuşak vardır ve bu kuşak fiilen sekülerdir. Sekülerizm ansiklopedisi yazılsa içine örnek olarak konulacak kadar seküler bir hayat yaşayan bazı kişiler bugün Türkiye’de bakanlık koltuğunda oturmaktadır. Özgür Özel ve arkadaşları laiklikle kavramsal düzeyde vedalaşmalı ve ülkeye seküler bir hayat vaat etmelidir. Sekülerizm, gençler için tınısı hoş bir kavramdır; üstelik Türk sağının semantik reflekslerinin sarsamayacağı bir sözcüktür.
Laiklik böylece terk edilen CHP’nin hafızasına bırakılırken, yeni kurulacak parti seküler ve modern bir memleket vaat edebilir. Bu kavramlar arasındaki farkların ne olduğu, siyasette nasıl tanımlanacağı meselesi şimdilik anlamsız bir tartışmadır.
Dış politika
Türkiye muhalefetinin ölümcül hatalarından biri dış politikayı siyaset üstü saymaktır. Bir siyaset çukuru kazılsa dibi dış politika olur. Dış politikanın siyaset üstü olduğu düşüncesi ilkel bir kestirmedir. Yeni kurulacak parti, dış politikanın siyasetin en yoğun alanı olduğunu bilmeli ve bunu baştan ilan etmelidir. Ülkenin üstüne çöken Trump gölgesini sert biçimde eleştirmelidir. Batı’yı yekpare görmekten vazgeçip Avrupa’nın makul kesimleriyle yakınlaşmalıdır. Türkiye’den kaçmayı düşünen gençlere AB üyesi ya da Avrupa’nın yanında konumlanan bir Türkiye vaat etmelidir. Ankara Anlaşmasını İsmet Paşa’nın, Gümrük Birliği’ni Deniz Baykal’lı hükümetin imzaladığını hatırlamalıdır. Kemalist siyasi geleneği topyekûn bir Batı karşıtlığı olarak gösteren yeni ve yanlış yorumla vedalaşılmalıdır.
Kriz ve enerji
Her kriz büyük bir enerji üretir; ancak bu enerji depolanamaz. “CHP içinde mücadele” ile geçen zaman, krizin ortaya çıkardığı enerjiyi soğurur ve yok eder. Oysa krizle doğan enerji hemen bir ürüne, yani somut bir sonuca dönüştürülürse kalıcı değişimin anahtarı olabilir. “CHP’de kalıp mücadele” uzun sürerse KRİZ → ENERJİ → UNUTMA döngüsüne girilir. Bu döngüden çıkmak KRİZ → ENERJİ → DEĞİŞİM yoluna girmekle mümkündür.
Yeni engeller
Türkiye’de bugün kalkan bütün tozun özünde basit bir gerçek yatmaktadır: Devlet, kendi adayının Ekrem İmamoğlu’na hatta Özgür Özel’e karşı kazanamayacağını düşünmektedir. Kalkan bütün toz, devletin adayının kazanacağı bir yol inşa etmek içindir. Dolayısıyla yeni bir partiyle sorunlar bitmeyecektir. Belki Özgür Özel de hapsedilecektir. Ancak siyasette basit bir kural vardır: Siyasetin yüzde doksan dokuzu meşruiyettir, kalanı diğer her şey. Özel ve ekibi hızlı ve etkili davranırsa meşruiyetin sihirli anahtarını kullanabilirler. Devlet bu meşruiyet krizine rağmen inat ederse bunun bedeli sonu gelmez ekonomik kriz ve çözülemeyen toplumsal sorunlar olarak devam edecektir.
O durumda zaten sonsuz bir krize girilmiş olacaktır. Çünkü karizmatik ve otoriter bir düzende lider beyin olmaktan çıkar; sistemin eli, ayağı, midesi hâline gelir. Otoriter karizmatik lider bu nedenle kurumları fiilen zayıflatır, hatta bazen büsbütün yok eder. Devlet, böyle bir liderle birlikte bir tür çoklu organ yetmezliğine girer. Tarihin büyük bir bölümünde devletler, otoriter ve karizmatik liderlerinin ardından çökmüştür. Başarılı devlet, lider ölünce kimin yerine geçeceğinin önceden kesin biçimde belli olmadığı devlettir. Lider hayattayken halefi belirlenmeye çalışılıyorsa, kurallar ve kurumlar çoktan ölmüş demektir. Halefini düşünen lider başarısızdır. Hz. Muhammed halefinin kim olacağını hiç düşünmemiştir. Atatürk de bir halef tayin etmemiştir. Bu açıdan “Öyle bir düzen kuruldu ki Erdoğan’dan sonra bu çökebilir, devlet aklı bunu çözmeli” türünden sözler, siyasi teori açısından utanılacak sözlerdir, ilkel laflardır dahası Türk milletine hakarettir.














