Gökhan Bacık yazdı | Liberalizmin sorunları: Kamusal olanın ve alanın zayıflaması

Batı’da liberalizmin bir iç sorun yaşadığı konusunda neredeyse ittifak var. Ancak bu kriz yahut sorun, 1989’da komünizmin başına geldiği gibi dış bir rekabete karşı yaşanmıyor. Hatta tam aksine komünizmin temsilcisi Çin bile bazı konularda epey adanmış bir liberal ajandayı temsil etmekten çekinmiyor. Yani kriz içinde olduğu söylenen liberalizmi sıkıştıran rakip bir ekonomi-politik ideoloji söz konusu değil. Liberalizme yönelik eleştiriler, ki bunların başında sosyalizm var, daha ziyade entelektüel bir rekabet biçiminde seyrediyor. Öte yandan, Batılı toplumlarda yapay zekâ gibi teknolojik yenilikler devam ediyor. Bu toplumlar zaman zaman sorun yaşasa da yahut belirli bölgelerde sıkıntılar olsa da ekonomik olarak büyüyorlar.

Gökhan Bacık yazdı | Liberalizmin sorunları: Kamusal olanın ve alanın zayıflaması
Gökhan Bacık yazdı | Liberalizmin sorunları: Kamusal olanın ve alanın zayıflaması

Peki o zaman sorun nedir? Kendi kişisel bakış açıma göre sorunu tartışmadan önce yöntemsel bir iki noktanın altını çizmek isterim.

İlk olarak, ben ekonomi-politik olarak klasik bir liberal olarak kendimi tanımlamakla birlikte liberalizm dahil hiçbir ideolojinin aşkın dünyanın her yerinde her şartta ideal olduğunu düşünmüyorum. Kimi yerlerde farklı siyasi ve sosyal bağlamlar, sosyal demokrat yahut sosyalist reçeteleri daha işler kılabilir. Daha önceki bir yazımda ifade ettiğim gibi, tarihsel gelişimin liberalizmi yahut başka bir ideolojiyi doğrulamak gibi bir görevi olduğunu düşünmemek gerekir.

İkinci olarak, Türkiye’de ideolojiler saf halleriyle tahayyül edilerek tartışılıyor. Halbuki saf liberalizm yahut saf sosyalizm ancak metinlerde vardır. Örneğin, Avrupa şartlarında en liberal sayılması gereken, içinde yaşadığım Çek toplumunda bir özel okul “balonu” yoktur. Ülkenin en prestijli lise ve üniversiteleri devlete aittir. İnsanlar çocuklarını bulundukları yerdeki devlet okullarına göndermeyi prestij olarak görürler. Yine Çek Cumhuriyeti’nde demiryollarında devlete ait ve özel kişilere ait firmalar birbiriyle rekabet etmektedir. Dolayısıyla bir toplum, ekonomik programında melez yöntemlere başvurabilir.

Gökhan Bacık yazdı | Liberalizmin sorunları: Kamusal olanın ve alanın zayıflaması
Gökhan Bacık yazdı | Liberalizmin sorunları: Kamusal olanın ve alanın zayıflaması

Kamusalın yok olması

Bu kısa yöntemsel tartışmadan sonra liberalizme ilişkin ilk sorunun, kamunun ve kamusal olanın zayıflaması ile ortadan kalkması olduğunu ifade etmek gerekiyor. Burada önemli bir nüans var: Liberalizm ve sosyalizm tartışmaları genelde devlet üzerine yapılıyor. Halbuki devleti abartmamak gerekiyor. Bir yerde devletsiz de yapılabilir. Nitekim, Marx ve Engels’te ileri aşamada devletin “sönümlenmesi” doğrudan bir öngörüdür. Ne var ki bu devlet tartışması, yani devlet ne kadar büyük olmalı, devlet neyi yapmalı gibi sorular, esas sorunun gözden kaçmasına yol açıyor. Esas sorun, kamusal olanın hayati ve telafi edilemez oluşudur. Daha net yazarsak: Devletsiz bir düzen tahayyül edilebilir, kamusuz edilemez. Devlet ve kamu arasındaki bu ayrım, konunun ele alınmasında kritiktir.

Şimdi burada devletin önemi dolaylı olarak ortaya çıkıyor. Devlet tek başına amaç değil; ancak kamuyu elde tutmak için elimizde henüz başka bir alternatif yok. Belki ileride devlet olmadan da bir kamu yaratılabilir. Sorun şu ki özellikle ABD’de özel şirketlerin devleti fiilen askıya alması, kamunun da neredeyse yok olmasına yol açıyor. Kamu ortadan kalkınca pek çok şey de elden gidiyor. Kamusal alan kayboluyor, kamusal entelektüel bitiyor. Nitekim medya şirketlerini satın alan büyük firmalar, kamusal gazeteciği ve kamusal tartışmayı fiilen bitirmişlerdir. Liberal açıdan devletin küçülmesinden şikâyetçi olunmayabilir; ama kamu da elden gitmektedir. Kamusal olanın yok olması ise adalet ve demokrasi gibi kavramların yaşayacağı alanın doğrudan tasfiyesi anlamına geliyor.

Daha ileri bir sorun olarak büyük şirketler, siyasal sorumluluğu oluşturan kamusal alanı bile yok etmeye girişmiştir. Örneğin ABD’de hükümet bütçeyi geçiremediği zaman fiilen kapanmakta, memurlar maaş alamamaktadır. Bu durum toplumsal bir baskı oluşturur. Halbuki Trump döneminde hükümet bütçe geçemeyince bir şirketin “ben askerlerin maaşını öderim” demesi, siyasal sorumluluk çemberini fiilen yıkmıştır. Bütçe neden geçmemektedir? Çünkü kongre, yani halk, onaylamamaktadır. Bir şirketin araya girerek “ben öderim” demesi bu egemenlik ve sorumluluk zincirini koparır. Bunun bir adım ötesi, “ne istersen yap başkan, vergi yerine sana doğrudan para veririm” demek olur.

Gökhan Bacık yazdı | Liberalizmin sorunları: Kamusal olanın ve alanın zayıflaması
Gökhan Bacık yazdı | Liberalizmin sorunları: Kamusal olanın ve alanın zayıflaması

Piyasa aktörü ve özgürlük

Elimizdeki teoriye göre bir diğer sorun şudur: İş adamının özgürlük talep etmesi beklenir. Halbuki önde gelen bir ABD gazetesini satın alan iş adamı, o gazetenin geleneksel özgürlük çizgisini yok ediyor. Bir diğer iş adamı milyonlarca dolar harcayarak Avrupa’daki demokrasi karşıtı faşist partileri destekliyor. Bu iş adamlarının desteklediği siyasetçiler ise liberal ticaretin köküne kibrit suyu döken korumacılık önlemlerini savunuyor ve hayata geçiriyor.

Şimdi burada “bu iş adamları liberalizmi doğru anlamamış” demek elbette açıklayıcı olmaz. Alenen, piyasa aktörlerinin her zaman özgürlükçü olmayacağını görüyoruz ve bununla yüzleşmek gerekiyor. Biraz metaforik ifade edersek, en azından ABD örneğinde, şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız: Engels’in “devletin sönümlenmesi” dediği aşamada devlete gerek kalmayacaktı; çünkü sınıflar ortadan kalkmış, emekçiler doğrudan kendi kendini idare eder hale gelmişti. Kulağa garip geliyor ama ABD örneğinde buna yapısal olarak benzer ama içerik itibarıyla tam zıt bir süreç işliyor: Devlet sönümleniyor ve onun yerini büyük burjuvazinin doğrudan yönetimi alıyor. Cebinde bir trilyon doları olan biri neden devleti denetimi altına almasın? Dolayısıyla muazzam servetleri elinde bulunduran kişiler devleti fiilen sönümlendirecek güce erişmektedir. Kanunları onlar biçimlendirmekte; vergi vermemekte ve pek çok alanda tamamen kendi lehlerine bir siyasi düzen inşa etmektedirler. En vahim sonuç da bu aşamada kaçınılmaz biçimde ortaya çıkıyor: Ekonomiler büyüyor, ama halk zenginleşmiyor. Siyasi sistem ile halk arasındaki en kritik bağ olan gelir adaleti böylece çözülmektedir.

Gökhan Bacık yazdı | Liberalizmin sorunları: Kamusal olanın ve alanın zayıflaması
Gökhan Bacık yazdı | Liberalizmin sorunları: Kamusal olanın ve alanın zayıflaması

Çıkış?

Şüphesiz bu tablo Avrupa’da ABD kadar ileri bir safhada değil. Avrupa’nın başından itibaren daha sosyal bir liberal düzene göre kurulmuş olması, ABD benzeri gelişmeleri engelliyor ya da geciktiriyor. Ama teorik düzlemde, liberalizmin ABD örneğinde gözlemlediğimiz sorunlarını Avrupa için de kaçınılmaz birer olasılık olarak görmek gerekir.

Bu sorunların nasıl aşılacağını kestirmek kolay değil. Ancak bazı meseleleri yeniden düşünmek tartışmaya katkı sağlayabilir.

İlk olarak, piyasa ve piyasa aktörleri hakkındaki kavrayışımızın şekillendiği dönemlerin üzerinden çok zaman geçti. Bu kavramları yeniden düşünmek gerekiyor. Bir otomobilden yüzde beş kâr edilirken bir akıllı telefondan yüzde elliye varan kâr elde ediliyorsa, piyasayı salt rekabet üzerinden anlamak kimseyi ikna etmez. Aynı şekilde “piyasa değeri” adı altında gerçek varlıkları o rakamları karşılamayan şirketlerin trilyonlarca değerle tanımlanarak insanların tasarruflarını emmesi de piyasa kavramını yeniden sorgulamamızı zorunlu kılıyor.

İkinci olarak, devletin küçülmesinden ziyade kamusal alanın ve kamusal olanın korunmasına kafa yormamız gerekiyor. İster neolitik döneme bakalım ister İslam tarihine, kamusal alan devletten önce ortaya çıkar. Kritik olan, kamusal olanın korunmasıdır. Kamusal alan ortadan kalktıktan sonra liberalizmin düşünce özgürlüğü de dahil hiçbir unsurunu yaşatmak mümkün olmaz. Dolayısıyla değişen dünyada kamusal alanın nasıl korunacağı meselesi çok daha ciddiye alınarak tartışılmalıdır.

Bu büyük sorulara hazır bir yanıt vermek güç. Ancak şu aşamada liberalizmi Hayekçi noktadan biraz daha geriye, yani klasik liberalizme götürmek makul bir başlangıç olabilir. Yeri gelmişken şunu da belirtmek gerekir: İdeolojiler yukarıda değindiğim üzere “kutsal” değildir. Liberal düzenin yaşadığı sorunları aşmak için soldan da yararlanılabilir. Sosyalizm de sosyal demokrasi de son derece ciddi, pek çok alanda önemli birikim ve pratiklere sahip paradigmalardır; onlardan ödünç almanın yanlış bir tarafı yoktur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.