Burak Bilgehan Özpek yazdı: Liberalizmin tarikat mesaisi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Geçtiğimiz hafta tıp fakültesi öğrencisi Enes Kara intihar etti. Bir cemaat evinde kalıyordu ve hayatından memnun değildi. Anlaşılan o ki, Enes aile baskısı yüzünden mutlu olmadığı bir hayatı yaşamaya zorlanmış fakat daha fazla bu duruma tahammül edememişti. Dini cemaatler tarafından işletilen öğrenci yurtlarında yaşanan ilk dram değil bu. Daha önceleri de kamuoyuna yansıyan ve infial uyandıran taciz, tecavüz ve cinayet gibi vakalar oldu. Biz sadece, bu kapalı kutulardan dışarıya sızanları bilmekle yetiniyoruz ve binlerce gencin bu boğucu atmosferde yaşadıkları sıkıntıları sadece hayal edebiliyoruz. Ne var ki, bütün bu trajediler apaçık ortadayken bu problemin nasıl çözüleceğine dair sağlıklı bir kamusal tartışma yapmak pek mümkün olmuyor. Mesele, tarikat ve cemaat yurtlarının kapatılmasını savunanlar ile sorunu, bu grupların sivil özgürlüklerine halel getirmeden çözebileceğini düşünenler arasında bir tartışmaya dönüşüyor. Bununla da kalmıyor, bizim kadim tartışma hattımıza geri dönüyoruz ve tarikat yurtları meselesi çağdaş cumhuriyetçiler ile muhafazakâr demokratların alelade bir düellosunun sahnesine dönüşüyor. Çözüm bekleyen bir mesele hızlı bir şekilde kültür savaşının konusu haline geliyor ve insanların siniri yatışınca uzay boşluğuna gidip kayboluyor.

Bu kısır döngünün çözümünün, bu yurtların dokunulmazlığını demokrasinin bir gereği olarak gören muhafazakârların demokrasi kavramı üzerine yeniden düşünmeleri ile mümkün olacağını düşünüyorum. Zira, bu cemaatlerin evrensel anlamda bir sivil toplum kuruluşu olmadığı artık aşikar. Temel haklar üzerine az çok okuyan yazan herkes, bu hakların ihlal edilemez oluşu kadar devredilemez oluşuna da dikkat etmiştir. Yani bir cemaat mensubunun bu cemaate gönüllü olarak katılması elbette ki bir tercihtir ancak kendi temel haklarını cemaat hiyerarşisi içerisinde kendisinden üst noktalarda bulunan kimselere devretmesi ihlal edilemez bir tercih olarak görülemez. Yani insan kendisini köleleştirmez, köleliği kabul etse dahi bu temel bir insan hakkının ifadesi olarak kabul görmez. Tarikatların hiyerarşik yapısı düşünüldüğünde, liberal değerlere sığınarak yapılan ihlal edilemez temel haklar savunusu kişiyi belki makro iktidardan yani devletten koruyabilir ama bu grupların bir mikro iktidar mekanizması olduğunu ihmal eden. Dolayısıyla, kişinin vücut bütünlüğünü, ifade hürriyetini, sözleşmeden çekilme hakkını koruyan temel hakların bizzat tarikat ve cemaatler tarafından ihlal edildiğini görmezden gelir. Sabah saat 5’te, bir polisin kapınız gelip sizi uyandırması ve saatlerce ibadet etmeye zorlaması bir diktatörlük alametiyken, bir imamın aynı eylemde bulunması liberal değerlerin icazetini alamaz.

Bu görüşlerime muhtemelen özel mülkiyet temelli bir itiraz gelecektir. Kişilerin temel hakları bizim özel mülkiyetimizde pratiğe dökülebilir mi? Liberal düşünceye göre bu sorunun cevabı kesin bir şekilde hayır olacaktır. Yani kişinin ifade özgürlüğü, benim evimde yüzüme karşı hakaret etmesini veya dinlemek istemediğim kelimelerle muhatap olma zorunluluğumu doğurmaz. Ancak bu tarikat ve cemaat konusunda öne sürdüğüm argüman ile çelişmez. Çelişmez çünkü sivil toplum örgütü olarak tanımlanan bu yapılardan kişilere ait özel mülkiyet vasfı taşımamaları beklenir. Sivil toplum, gönüllülük üzerine kurulan bir kamusal alandır ve aslında hiç kimseye ait olmalıdır. Bir tarikat şeyhinin veya cemaat imamının evi ile tarikat veya cemaate ait olan yurtların birbirinden farklı olmasının sebebi budur. Dolayısıyla, cemaat ve tarikatların önüne çekilmek istenen ve bu yapıları sakınmayı amaçlayan liberal baraj, kişinin temel haklarını devlete karşı savunduğu kadar cemaat ve tarikat içi hiyerarşiye karşı savunmadıkça bir anlam ifade etmez.

Bizler liberalizmin ürettiği görüntülere bakıp bunu liberalizm sayamayız. Liberalizmin asıl nüvesi bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirirken ona mani olmaya çalışan zor araçlarının eleştirisi üzerine kuruludur. Bireyi güçsüzleştiren, muhtaçlaştıran, hırçınlaştıran, onun evrensel değerlerle irtibatını koparan, insanlığın geri kalanına düşman eden yapılar liberalizmin murad ettiği bir sistem değildir. Bu yüzden, liberaller tarikatlara yönelik devlet müdahalesini sorun ettiği kadar bireylere yönelik tarikat müdahalesini de dert edinmelidir.

Meselenin liberalizmin ötesinde bir de demokrasi ile olan ilişkisi de bu noktada ele alınmalıdır. Demokratikleşme, yapısal dönüşümler kadar sosyolojik sütunlara da yaslanmalıdır. Marquez’in “Demokrasi Dışı Rejimler” kitabında ifade ettiği gibi demokrasinin sağlıklı bir zemine oturabilmesi için bireyin devlet ile, toplum ile ve kendi zihnindeki özgürlük kavramı ile sağlıklı bir ilişki kurması gerekir. Çoğunluğu, devletin kutsal olduğuna inanan bir toplumun, demokratik yapıları çoğulcu bir siyaset inşa etmek için kullanamayacağı açıktır. Öte yandan, kendi ailesinden, kabilesinden, aşiretinden kopamayan, toplumun geri kalanını sürekli kendi değer sistemine göre yargılayarak şeytanlaştıran, ötekinin insani vasfını reddeden ve diğerlerine müdahale etmeyi kendinde halk gören bir toplum da sürekli olarak türdeşlik talep eder ve demokrasi inşa etmek de başarısız. Son olarak, kişinin kendi özgürlüğü ve hayatı üzerinde düşünmesi gerekir. Özgürlüğün ne anlama geldiğini, kendisini hangi koşullarda özgür hissettiğini anlaması ve biricikliğini inşa etmesi elzemdir. Bütün bu koşullar, demokrasiyi ancak türdeşlik olmayan, çoğulcu ve toplumun geri kalanını kendi normlarına göre düzenlemeyi reddeden insanların inşa edebileceğine işaret ediyor. Yani, devletin her politikasını canı gönülden destekleyen ve kutsal devlet kültünün inşasına yardımcı olan, toplumu düzenlemek isteyen ve kişinin özgürlük ile kurduğu ilişkiyi dinen abes kabul eden tarikatların müjdelediği demokratik bir gelecek elbette yok.

Bütün bu yazdıklarımdan tarikat ve cemaatlerin kapatılması çağrısı yaptığımı çıkaranlar olacaktır. Bu insanlar muhtemelen meselenin özünü kaçırmakta ısrar edenlerdir. Tarikat ve cemaat yurtlarının açık veya kapalı olması, bu yapıların denetlenmesi veya bu tip girişimlerin, dini yapıların yeraltına inme kabiliyetleri düşünüldüğünde gerçekliğe uygun olup olmaması ayrı konulardır. Keşke meseleyi bu zeminlerde konuşabilsek. Ama hızlı bir şekilde, laik cumhuriyetçiler ile muhafazakâr demokratlar karşıtlığı üzerine oturan tartışma eksenini bir noktada bozmadan bu meseleyi tartışabilmek çok zor.

Burak Bilgehan Özpek’in diğer yazıları:

Siyasi bir epic fail örneği olarak Kazakistan

Siyasetin Çiftlikbank’ı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus