Silah bırakma sürecinin hukuki zeminini oluşturması beklenen çerçeve yasa Meclis’e sevk edildi. Komisyon görüşmelerinin ardından Genel Kurul’a gelmesi beklenen teklife İYİ Parti, Yeniden Refah Partisi ve YENİ Parti imza vermedi.
Bir siyasi partinin teklife imza koymaması, Genel Kurul’da mutlaka ret oyu vereceği anlamına gelmez. Partiler metnin bazı maddelerine itiraz edebilir, değişiklik önerebilir veya komisyon görüşmelerinin sonucunu bekleyebilir. Bu nedenle YENİ Parti’nin tutumunu bugünden kesin bir “Hayır” olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Ancak görmezden gelinemeyecek bir belirsizlik var. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin çerçeve yasaya hangi şartlarda destek vereceğini ya da neden karşı çıkacağını henüz açık ve bağlayıcı cümlelerle ortaya koymadı.
Oysa Meclis’in ikinci büyük grubuna sahip, ana muhalefet konumuna yerleşmiş ve Türkiye’yi yönetmeye talip olduğunu ilan etmiş bir siyasi hareket açısından bu teklif sıradan bir yasal düzenleme değildir. YENİ Parti’nin silahların bırakılmasına, Kürt meselesine ve demokratik siyasetin alanının genişletilmesine nasıl baktığını gösterecek ilk ciddi sınavlardan biridir.

İktidar iddiası ile taban baskısı arasında
YENİ Parti’nin CHP’den taşıdığı seçmen kitlesinin bir bölümünde çerçeve yasaya yönelik ciddi bir tepki var. Özellikle Karadeniz’de gözlemleyebildiğim çevrelerde, teklifin içeriği yeterince tartışılmadığı için kategorik bir karşı çıkış geliştiriliyor.
Bu tepkinin tarihsel ve toplumsal nedenleri elbette var. Yıllarca devam eden çatışmaların yarattığı acılar, devlete ve örgüte yönelik güvensizlik, iktidarın süreci yeterince şeffaf yürütmemesi toplumdaki kuşkuları besliyor. Erdoğan yönetiminin Kürt meselesini farklı dönemlerde seçim hesaplarına göre araçsallaştırmış olması da yeni girişime ihtiyatla yaklaşılmasını anlaşılır kılıyor.
Fakat bir siyasi partiyi yönetmek, tabandan yükselen her tepkiyi olduğu gibi tekrar etmek değildir. Hele ülkeyi yönetme iddiasındaki bir partinin görevi, toplumdaki korkuların arkasına sığınmak değil, bu korkularla yüzleşmek, onları bilgiyle ve demokratik bir programla aşmaya çalışmaktır.
Özgür Özel, daha YENİ Parti kurulmadan önce hedeflerinin ana muhalefette kalmak değil, iktidara gelmek olduğunu açıkladı. CHP’den ayrılan milletvekilleriyle Meclis’in ikinci büyük siyasi gücü haline gelen bir partiden beklenen, kamuoyundaki en yüksek sese göre pozisyon belirlemesi değil, ülkenin temel meselelerinde kendi siyasal yönünü göstermesidir.
Elbette YENİ Parti önüne getirilen metni olduğu gibi kabul etmek zorunda değildir. Silah bırakanların hukuki statüsünün nasıl belirleneceği, düzenlemenin kimleri kapsayacağı, sürecin hangi kurumlar tarafından denetleneceği ve kişiye özel sonuçlar doğurup doğurmayacağı titizlikle sorgulanmalıdır. Şehit ailelerinin, çatışmalardan zarar gören sivillerin ve toplumun farklı kesimlerinin hassasiyetleri dikkate alınmalıdır.
Bir parti, şeffaflık, Meclis denetimi, hukuk devleti, mağdur hakları ve demokratikleşme ölçütleri üzerinden kendi şartlarını ortaya koyabilir. Eksik bulduğu maddeler için değişiklik önergeleri hazırlayabilir, iktidarın süreci seçim hesabına dönüştürmesine karşı çıkabilir.
Bütün bunlar mümkündür. Fakat önce temel bir sorunun karşılığı verilmelidir:
YENİ Parti, silahların bırakılmasını hukuk içine alan demokratik bir düzenlemeyi ilke olarak destekliyor mu?
Bu sorunun cevabı sürekli ertelendiğinde sessizlik, siyasi ihtiyat olmaktan çıkar. Belirsizlik de başlı başına bir tercihe dönüşür.

Kent uzlaşısını unutmak
YENİ Parti’nin bugün kendisine taşıdığı CHP tabanı, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde ortaya çıkan başarıyı hatırlamak zorundadır. CHP’nin uzun yıllar sonra ülke genelinde birinci parti konumuna yükselmesinde ekonomik krizden iktidar yorgunluğuna, doğru adaylardan belediye başkanlarının performansına kadar birçok etken rol oynadı.
Fakat bu tablonun göz ardı edilemeyecek bir unsuru daha vardı:
Kürt seçmenlerin önemli bir bölümünün, özellikle büyük kentlerde, CHP adaylarına yönelmesi.
“Kent uzlaşısı” adı verilen yaklaşım yalnızca partiler arasında kurulmuş teknik bir seçim işbirliği değildi. Farklı siyasal ve toplumsal kesimlerin yerel demokrasi etrafında ortak adaylarda buluşabilmesini ifade ediyordu. İktidarın kriminalize etmeye çalıştığı bu uzlaşı, CHP’nin başta İstanbul olmak üzere birçok kentte oluşturduğu geniş toplumsal koalisyonun önemli parçalarından biriydi.
Bugün YENİ Parti’ye geçen seçmenlerin bir bölümünün bu gerçeği unutmuş görünmesi dikkat çekicidir. Kürt seçmenin desteğiyle kazanılan belediyeleri ve elde edilen birinciliği sahiplenip Kürt meselesinin çözümü gündeme geldiğinde milliyetçi tepkilerin arkasına çekilmek, sürdürülebilir bir siyaset değildir.
Demokratik birliktelik tek yönlü bir seçim işlemi olarak görülemez. Kürt seçmenden sandıkta destek isterken onun eşit yurttaşlık, demokratik temsil ve barış taleplerine kulaklarınızı kapatamazsınız. Kent uzlaşısını seçim kazanırken yararlı, çözüm siyaseti gündeme geldiğinde unutulması gereken geçici bir araç sayamazsınız.
Dahası, Türkiye’de yönetim alternatifi olmak isteyen hiçbir muhalefet partisi, Kürt seçmeni dışarıda bırakarak gerekli toplumsal çoğunluğu oluşturamaz. Bu yalnızca seçim matematiğiyle ilgili bir zorunluluk da değildir. Ülkenin en köklü sorunlarından birine söyleyecek sözü bulunmayan bir siyasi hareketin Türkiye’yi yönetebileceğine toplumu inandırması mümkün değildir.

YENİ Parti’nin önünde iki farklı yol bulunuyor.
İlk yol, kendi seçmen kitlesindeki en sert tepkilere teslim olmak ve Kürt meselesinde milliyetçi partilerin siyasal alanına yaklaşmaktır. Bu tercih kısa vadede belirli grupları partide tutabilir. Fakat YENİ Parti’yi geniş bir toplumsal ittifakın merkezi olmaktan çıkararak giderek daralan bir kimlik siyasetine hapseder.
Diğer yolsa iktidarın hazırladığı her metni onaylamadan, silahların bırakılmasını ve demokratik çözüm arayışını açıkça savunan ilkeli bir siyaset geliştirmektir. YENİ Parti teklifin eksiklerini ortaya koyabilir, sürecin kapalı kapılar ardında yürütülmesine itiraz edebilir ve kendi demokratikleşme programını Meclis’e sunabilir.
Böyle bir tutum iktidara teslim olmak anlamına gelmez. Tam tersine, Kürt meselesinin çözümünü Erdoğan’ın siyasi ihtiyaçlarına bırakmamak demektir.
Çerçeve yasa tek başına Kürt meselesini çözmeyecektir. Silahların susması ile meselenin demokratik yöntemlerle çözülmesi aynı şey değildir. Eşit yurttaşlık, seçilmişlerin görevden uzaklaştırılması, kayyım uygulamaları, ifade özgürlüğü, anadil ve yerel demokrasi gibi başlıklar varlığını korumaktadır.
Dolayısıyla YENİ Parti’den beklenen yalnızca önüne gelen teklife “Evet” ya da “Hayır” demesi değildir. Partinin nasıl bir Türkiye önerdiğini ve Kürt meselesini hangi demokratik araçlarla çözmek istediğini topluma açıklaması gerekir.
Özgür Özel’in önünde kolay bir tercih bulunmuyor. Çerçeve yasaya verilecek şartlı bir destek, parti tabanının bir bölümünü rahatsız edebilir. Kategorik karşı çıkış ise Kürt seçmenlerle kurulan ilişkinin seçim dönemleriyle sınırlı olduğu izlenimini güçlendirir.
Siyasi liderlik, risksiz tercihler yapmak değildir. Gerektiğinde kendi tabanına gerçeği anlatabilmek, toplumu ikna etmeye çalışmak ve kısa vadeli tepkiler karşısında uzun vadeli bir ülke tasavvurunu savunabilmektir.

YENİ Parti iktidar sloganları atıyor. Fakat Türkiye, yalnızca sloganlarla ve CHP’den taşınan seçmenlerin desteğiyle yönetilemez. Bunun için farklı toplumsal kesimleri ortak, demokratik ve adil bir gelecek etrafında buluşturmak gerekir.
Birinci parti olmanızı sağlayan oyları, iktidara yürürken yok sayamazsınız. Kent uzlaşısını unutarak Türkiye uzlaşısı kurulamaz.














