Aslı Tunç yazdı: Neden herkes Odyssey üzerine konuşuyor?

Christopher Nolan Homer’e bir “monokültür” hapı yutturdu ve o andan beri kimse sessiz kalamıyor. Şu anda dünya genelinde bir sinema salonuna girin. İster Mumbai, ister Manhattan, ister İstanbul olsun, salonun yarısı Homer’in 2 bin 800 yıllık destanını tartışıyor. Diğer yarısı da sosyal medyada kafası örtülü kedi görsellerini Tanrıça Athena rolündeki Zendaya’ya benzetip dalgasını geçiyor. Evet, ortada 173 dakikalık, 250 milyon dolarlık bir Christopher Nolan filmi var ve bu yazın tartışmasız kültürel olayına dönüşmüş durumda.

Peki neden? Neden 2026’nın yazında, akıllı telefonların ve algoritmanın herkesi kendi kişiselleştirilmiş balonuna hapsettiği bir çağda, milyarlarca insan aynı miti, aynı anda ve aynı ateşle konuşuyor?

The Guardian’ın deyimiyle, bu film yükselen bir monokültür anıtı. Monokültür, en basit tanımıyla, bir toplumun büyük çoğunluğunun aynı kültürel içerikleri tükettiği ve bu içerikler etrafında ortak bir referans dili geliştirdiği bir durum. Bu 20. yüzyılın ortalarında, birkaç televizyon kanalı, birkaç büyük gazete ve sınırlı sayıda sinema filmi sayesinde doğal olarak oluşuyordu. Herkes aynı haberi okuyor, aynı diziyi izliyor, aynı filmi tartışıyordu. Bu modelin çöküşü ise iki güçle gerçekleşti.

Neden herkes Odyssey üzerine
Neden herkes Odyssey üzerine konuşuyor?

İlki seçenek patlamasıydı. Kablolu televizyon, sonra internet, sonra da akış platformları içeriği sonsuz bir kataloğa yaydı. Artık herkes kendi içeriğini bulabiliyordu ve kimse başkalarının ne izlediğini bilmek zorunda değildi.

İkincisi ise algoritmik yalıtımdı. Sosyal medya platformları, her kullanıcıya özel bir akış sunarak ortak gündemi parçalara ayırdı. Benim X akışım sizinkinden farklı. TikTok keşfim bana hayal bile edemeyeceğiniz içerikleri öneriyor. Ortak bir gündemden çok, parçalı ve birbiriyle ilgisi bile olmayan evrenlerimiz var artık.

Farklı dünyalarımızda yaşayıp giderken 17 Temmuz’da Christopher Nolan bizi birdenbire aynı odaya geri çağırdı. The Odyssey’nin açılış hafta sonu gişe hasılatı 264 milyon dolar; yani 2026’nın en büyük açılışı. Bu rakam, filmin önemi hakkında konuştuğumuz şeyin paraya dökülmüş hali: İnsanlar, içeride ne olduğunu tartışmaya katılmak için bileti alıyorlar çünkü “ortak deneyim” artık nadir bir meta.

Görünen o ki, parçalanmış bir medya çağında bile ortak bir kültürel deneyim hâlâ mümkün.

Çünkü tartışma filmin kendisinden büyük

Asıl patlama sinema salonunun dışında gerçekleşti. ABD’deki sağ kesim, kadro seçimleri ile ilgili suçlamalarla bir linç kampanyası başlattı; akademisyenler Homer’e sadakati tartıştı (biz bile YouTube programımızda konuşmadan duramadık.

Hayranlar, sahneleri ve replikleri parçaladı. Nolan’ın IMAX fanatizmi alaya alındı. Zendaya’nın M.Ö. 700 yıllık İran küpeleri, Apple Watch’ta film oynatma çılgınlığı derken bütün bunların hepsi filmin etrafında büyüyen bir kültürel ekosistem oldu. Aslında The Odyssey’nin kültürel bir fenomene dönüşmesi, sinemanın geleceği hakkında da çok şey söylüyor. Film artık salonla bitmiyor. Nolan’ın görsel iddiası sinemada başlıyor, ama sosyal medyada yaşıyor, komik görsellerle nefes alıyor, tartışmalarla besleniyor ve ancak bu şekilde bir kültürel canlı organizmaya dönüşüyor. Sinema artık sadece bir sanat formu veya eğlence endüstrisi değil, sosyal medya ile iç içe geçmiş bir kültürel altyapı.

Parçalanmış bir çağda ortak bir hikâye

Zaman içinde Odyssey’nin sayısız yorumu ve uyarlaması yapıldı. Örneğin, James Joyce’un 1922’de yayımlanan Ulysses adlı eseri, bu destanı modern zamanlara uyarlamak amacıyla yapılan biçimsel bir denemeydi. Sonuçta, üç Dublinlinin tek bir gün boyunca yaşadıklarını anlatan yaklaşık 700 sayfalık bir anlatı ortaya çıktı.

Sinemasal bağlamda daha geniş kapsamlı yeniden yorumlamalar var kuşkusuz; örneğin Coen Kardeşler’in “Neredesin Be Birader?” adlı filmi, James Joyce’un modernist romanı Ulysses’ten büyük ölçüde ilham alarak hikâyeyi Amerika’nın Güneyi’ne taşıdı. Theo Angelopoulos’un “Ulysses’in Bakışı” filmi bir sinemacının gezintileri etrafında kurgulanmış, daha da serbest bir yeniden yorumlama olarak zihinlere kazındı. Ticari sinemada Brad Pitt’in başrolüyle 2004’deki Troy ve 2010’daki Titanların Savaşı filmlerini kim unutabilir?

Odyssey tam anlamıyla ilham veren bir hikâye. Kaybolmuş bir kahramanın korkunç zorlukların üstesinden gelerek eve dönüş yolunu bulma öyküsü, yabancı yaratıklar ve tanıdık olmayan kültürler arasında yol bulma tasvirleri Alice Harikalar Diyarında’dan Star Trek’e kadar uzanan pek çok anlatıda başat konumda.

Peki Z Kuşağı Odyssey’i neden bu kadar çok sevdi? Aslında film de temel varoluşsal soruları ele alıyor. “Nereye aidim? Arkamdaki itici güç ne?  Eve dönüş yolumu bulabilecek miyim? Ev nedir? Gerçek bir yer mi yoksa kendi yarattığım bir hayal mi? Bu tema teknolojiden topluma ve iklime kadar her alanda belirsizlik ve değişimin hâkim olduğu bir dönemde yetişen Z Kuşağı için biçilmiş kaftan. Tüm dünya size karşı birleşmiş gibi göründüğünde, yolunuzu bulmak için mücadele etme hikayesi yeni kuşakların kucakladığı bir anlatı.

Neden herkes Odyssey üzerine konuşuyor?
Neden herkes Odyssey üzerine konuşuyor?

Bu kuşak, ekonomik belirsizlik, iklim kaygısı, dijital yorgunluk ve küresel krizler arasında “Nerede aitim?” sorusuyla yaşıyor. Odysseus’un İthaka’ya dönüşü yeni nesil için sağlam bir metafor. Sosyal medyada “Benim İthaka’m neresi?” formatındaki yorumlar, bu soruları Z kuşağının kendi hayatına nasıl taşıdığını gösteriyor. Şu aralar Hollywood’da klasik edebiyat, mitoloji ve tarihi metinlerin film hakları için yeni bir yarışın başladığı söyleniyor. Velhasıl Homeros, Dante, Shakespeare, Ramayana derken, “herkesin adını duyduğu ama kimsenin tam olarak okumadığı metinler” yeni kuşaklar için keşfedilmeyi bekliyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş