Sosyal medya aleminde herkes adeta 1980’lere ışınlanmış gibi.
Arkadaşlarımın hepsi bir gecede rüküşlük abidesine dönüşüvermiş. Herkesin yüzü filtrelerle gergin ve parlak ancak günümüzün sade, minimal hatta “sessiz lüks” akımına inat sanal alem gözü yoran, cafcaflı neon renklere bulanmış.
Evet, soru basit:
“80’lerde yaşasaydım nasıl görünürdüm?”
Yapay zekâ dünyasının en yaygın aracı ChatGPT bu soruya yüklediğiniz fotoğrafta yüz hatlarınızı koruyarak ve dönemin hacimli saçlarını, retro kıyafetlerini ve analog stüdyo ışıklarını ortama entegre ederek yanıt veriyor. Instagram ve TikTok kabarık saçlı, vatkalı ceketli, rengarenk giysili insanlarla dolu.
İtiraf edeyim, 1980’leri yaşamış biri olarak o dönem çekilmiş “organik” fotoğraflarımı kutulardan çıkarmaya korkuyorum. Permalı saçlarımla, abartılı vatkalarımla ve yüksek belli kot pantolonumla adeta bir uzaylıdan farkım yoktu o dönemde.
Hadi kendime haksızlık etmeyeyim ama şimdiki moda anlayışıyla baktığımızda etrafta güzel ve estetik görünen kimse yoktu. Bugünün temiz ve havalı açık grisi ve beyazını, modern dünyanın karmaşasından kaçma arayışının simgesi olan toprak rengi tonlarındaki yalınlığı seviyorum doğrusu. 1980’lerde neler mi modaydı?
Mesela, aşırı desenli çirkin kazaklar ve üstelik onları pantolonun içine sokmak modaydı. O pantolonlar neredeyse göğüs hizasına kadar çekilirdi. 80’ler, evet, rengarenkti, doğru. Alüminyum folyo gibi taytlar vardı. Tuhaf dokusuyla elektrik pembesi, asit yeşili, narenciye sarısı ve uzaydan bile görülebilecek kadar canlı turuncu renkler on yıla damgasını vurdu.

Bu aslında aerobik çılgınlığının spor salonlarından sokaklara taşmış hâliydi. Bacak ısıtıcıları, tozluklar, salaş üstlerle kombinlenerek, eğlenceli ve abartılı bir görünüm yaratan fitness çılgınlığının sembolü hâline gelmişti.
Beyaz yakalılar için durum biraz daha farklıydı. Ofis bir savaş alanı gibi sunuluyordu. Güçlü hatlara, keskin çizgilere ve tavizsiz bir duruşa sahip takım elbiseler, hırsın üniforması hâline gelmişti. Omuz vatkaları, bol kesimli ceketler ve keskin hatlı pantolonlar ofislerde sizi bir zırh gibi korumak için tasarlanmıştı.
Ancak toplumun her kesimi kendine üç beden büyük giysilerle dolaşıyordu. Bol paça pantolon, bol yaka gömlek,kocaman kollu ceketler, vatkalar derken alt kültür tarzı ve yüksek moda podyum stili birbirine karışıyordu.
Hakkını teslim etmek gerekirse, rahatlık esastı. Bu arada mini eteklerin farklı kullanımlarını da hatırlıyorum. 80’lerde mini etekler genellikle botlar, taytlar, kısa örgü kazaklar veya büyük beden ceketlerle kombinleniyordu. Dönemin genç kadınları için bu bir özgüven göstergesiydi.
Kıyafetler gösterişliydi, ama süslemeler daha da gösterişliydi. 80’lerin aksesuarları tam anlamıyla görsel bir çığlık gibiydi. Dev küpeler, üst üste takılan bilezikler, katmanlı kolyeler ve kalın tokalar en basit kıyafetlerle birlikte kullanılıyordu.
Bir de buna geniş kemerler eklediğinizde gözünüzde bir şeyler canlandığına eminim. Punk modası 1980’lerde bütün bu rüküşlüğe karşı bir protesto olarak ortaya çıktı. Yırtık kotlar, sloganlı ve bol grafikli siyah tişörtler, metal aksesuarlar, file eldivenler ve botlar bu on yıla tam anlamıyla bir zıtlık getirdi.
80’leri neden özlüyoruz?
Peki bu abartılı döneme aniden neden özlem duyduk? Bu nostaljinin sebebi bütün bu anlattığım kıyafetleri, saç modellerini ve aksesuarları gülünç ve grotesk bulduğumuz için mi? Bu tuhaf dönemi cazip bulmamız bizi ortaklaştırdı mı? Kolektif bir oyun oynayarak hep birlikte güldük mü hâlimize? Sanal ortamda bile olsa bir an uzaklaştık mı siyasetin boğuculuğundan ya da bireysel sorunlarımızdan?
Görünüşten öte 1980’lerin toplumsal, politik ya da ekonomik felaketlerini hatırladık mı acaba ya da öğrenmeye yeltendik mi? Sanal ortam bizlere sabun köpüğü eğlenceler sunarken, gerçek bilginin derinliklerine inmenin yolu o dönemi anlatan iyi romanlardan, belgesellerden, filmlerden ve tabii ki akademik metinlerden geçiyor. Güldük eğlendik de gerçeklerin ağırlığına hazır mıyız?















