Erdoğan çözüm sürecinin önünü açıyor mu? | Ruşen Çakır yorumladı

İSTANBUL (Medyascope) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP grup konuşmasında yeni çözüm sürecine geniş yer ayırarak 18. ayı geride bıraktıklarını ve sürecin olması gerektiği şekilde ilerlediğini öne sürdü. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Erdoğan’ın bu denli açık ve kararlı bir üslupla süreci daha önce hiç konuşmadığını aktardı.

Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP grup konuşmasında çözüm süreci hakkında daha önce görülmemiş bir kararlılık sergiledi.
  • Ruşen Çakır, Erdoğan’ın konuşmasının sürecin seyrinde bir kırılma noktası olduğunu belirtti.
  • Bahçeli’nin sessizliği, Erdoğan’ın güçlü duruşuyla ters düştü ve Erdoğan, barış sürecini ekonomik şahlanışın lokomotifi olarak tanımladı.
  • Meclis’te yasal düzenleme beklentileri devam ediyor, silah bırakan örgüt üyeleri için af ya da siyasete katılma yolu bekleniyor.
  • Yasaya ihtiyaç duymadan atılabilecek adımlardan biri kayyum belediyelerin iadesi olarak öne çıkıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP grup konuşmasında Kürt barış sürecine ilişkin dikkat çekici bir tutum sergiledi. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Erdoğan’ın bu konuda geçmişte kısa geçiştirmelerle yetindiğini, dünkü konuşmanın ise belirgin biçimde farklı olduğunu aktardı. Çakır’a göre sürecin seyrinde bir kırılma yaşandığına işaret eden bu konuşma, tarihe önemli bir not olarak düşülmeli.

Bahçeli’nin sessizliği, Erdoğan’ın sesi

Çakır, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son dönemde süreçle ilgili sesini belirgin biçimde kıstığını aktardı. Bahçeli, salı günkü grup konuşmasında konuya neredeyse hiç değinmedi; “terörsüz Türkiye” ifadesini yalnızca bir cümle olarak geçirdi. Çakır’a göre bu tablo, dışarıdan bakınca şu izlenimi verebilirdi: Bahçeli ısrar ediyor, Erdoğan ayak sürüyor ve Bahçeli sonunda pes edip süreç tıkanıyor. Oysa Erdoğan’ın dünkü konuşması bu okumayı tersine çevirdi.

Erdoğan, barış sürecini “ekonomik şahlanışın lokomotifi” olarak nitelendirdi ve Türkiye’ye maliyetinin 2 trilyon doları aştığını öne sürdüğü terör sorununun çözüme kavuşturulmasının ülkenin yüzyıllık yürüyüşünü hızlandıracağını ileri sürdü. Komisyon raporunun onaylanmasıyla “çok daha hassas yönetilmesi gereken bir kavşağa” gelindiğini de vurguladı. Sürece ilişkin karamsar senaryolar yazanların ise “gerçeklerle değil, vehmlerle hareket ettiğini” öne sürdü.

Erdoğan çözüm sürecinin önünü açıyor mu? | Ruşen Çakır yorumladı
Erdoğan çözüm sürecinin önünü açıyor mu? | Ruşen Çakır yorumladı

Yasal düzenleme beklentisi sürüyor

Çakır, Meclis’in tatile girmeden süreçte somut adım atılıp atılmayacağının tartışıldığını aktardı. Yasal düzenleme kapsamında silah bırakan örgüt üyeleri, yurtdışındaki Kürt hareketi temsilcileri ve cezaevindeki tutuklular için af ya da siyasete katılım yolunun açılması bekleniyor. Çakır’a göre bu adım bir türlü atılmıyor ve Erdoğan bu konuları sürekli erteliyor.

Yasaya gerek duyulmadan hayata geçirilebilecek adımlar da gündemde. Çakır, bu bağlamda en çok öne çıkan konunun kayyum belediyeler olduğunu aktardı. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün görevlerine iade edilmesi beklentisi sürüyor. İktidar çevrelerine yakın gazeteci Sinan Burhan’ın mayıs ayında bu adımın atılacağını öngördüğünü de aktaran Çakır, eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tahliyesi için de yasal düzenlemeye gerek olmadığını vurguladı.

Video deşifresi

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Yine süreçten konuşacağım. Kızanlar kızsın, devam edelim. Çünkü dün ilginç bir şey oldu. Açıkçası şaşırdım. Cumhurbaşkanı Erdoğan grup konuşmasında bu konuya çok geniş yer ayırdı. Birazdan onu dinleyeceğiz. Şaşırmam; uzun süredir bu konuda çok kısaca geçiştirdi Erdoğan. Çok fazla açmadı. Sürece sahip çıktığını söyledi ama geçiştirdi. Bence öyle oldu. Buna karşılık Devlet Bahçeli sürekli çıtayı çıkartabildiği kadar yukarıya çıkartıyordu. Ama bir süredir Devlet Bahçeli’nin sesini, seviyeyi, süreçle ilgili çıkışlarının seviyesini düşürdüğünü gördük. En son salı günü grup konuşmasında neredeyse hiç bahsetmedi. Neredeyse diyorum; “terörsüz Türkiye” diye bir cümlesi var ama o kadar. Eski tutumundan çok farklıydı. Ve tabii ki şöyle bir değerlendirme yapmak mümkündü: ‘‘Bahçeli ısrar ediyor ama Erdoğan ayak sürüyor ve Bahçeli de bir yerde artık pes etti ve süreç tıkandı.’’

Evet, süreç tıkandı. Çünkü komisyonun raporundan sonra Meclis’te hiçbir adım atıldığını görmedik. Meclis’te adım atılması ne demek? Yasalar çıkacak. Yasalara göre de silah bırakmış olan örgüt üyeleri, yurt dışındaki Kürt hareketinden siyasetçiler, cezaevindeki tutuklular vesaire, onların hepsinin affedilmesi — ya da artık adı her neyse — ve siyasete katılması beklentisi var ve bunun yasal düzenlemeleri bekleniyor ve bir türlü olmuyor. Şimdi ne konuşuluyor? Meclis tatile girmeden olur mu gibi beklenti var. Böyle bir yerde Erdoğan’ın bunu aceleye getirmek istemediğini görüyoruz, gördük. Ben birçok vesileyle bunu tekrar tekrar söyledim. Erdoğan’ın en büyük endişesi bunun kendisine oy kaybettirme ihtimali olduğu idi. Fakat bölgede yaşanan gelişmeler de bir yandan bu sürecin bir an önce tamamlanmasını gerekli kılıyordu. Şimdi böyle bir ortamda Bahçeli’nin susup Erdoğan’ın konuşması… Bu önemli. Bunu tarihe bir not olarak düşmek lazım. Ama önce Erdoğan’ın konuşmasına bir bakalım.

Recep Tayyip Erdoğan: ‘‘Ekonomik şahlanışımızın bir diğer lokomotifi terörsüz Türkiye sürecidir. Ülkemize maliyeti 2 trilyon doları aşan terör sorununu çözdüğümüzde inşallah Türkiye Yüzyılı yürüyüşümüz daha da hızlanacaktır. Maruz kaldığımız gizli açık tüm sabotajlara rağmen süreçte 18. ayı geride bıraktık ve hamdolsun birçok kritik eşiği suhuletle aşmayı başardık. Komisyon raporunun onaylanmasıyla çok daha hassas yönetilmesi gereken bir kavşağa varılmış oldu. Komisyon raporunun ışığında siyasi partilerimizin de desteğiyle Cumhur İttifakı olarak bu kavşağı da kazasız belasız geçelim arzusundayız. Süreçle ilgili son günlerde belli çevreler tarafından köpürtülmek istenen kuru gürültüye kulak asmadığımızı bugün bir kere daha vurguluyorum. Sürece dair karamsar senaryolar yazanlar, açık söylüyorum, gerçeklerle değil tamamen vehimleriyle hareket etmektedir. 23 Nisan resepsiyonunda da ifade ettiğim gibi olumlu bir atmosfer vardır. Yapılması gerekenler bellidir. Süreç olması gerektiği şekilde ilerlemektedir. Sorunun devamından çıkar sağlayanların ürettiği algıların hiçbiri bunu değiştirmeyecektir. Çünkü kardeşlerim, biz bu yola ittifak olarak Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden birini kaldırmak için çıktık. Biz bu yola bölgemizde oynanan sinsi oyunları bozmak için çıktık. Biz bu yola kardeşliğimize saplanan hançeri söküp atmak için çıktık. Biz bu yola silahların tahakkümüne tamamen son vererek sivil siyasetin demokratik kapasitesini daha da güçlendirmek için çıktık. Biz bu yola kendimiz için değil Türkiye’nin aydınlık yarınları için çıktık. Bizim yaşadığımız acıları evlatlarımız yaşamasın. Bizim ödediğimiz ağır bedelleri gelecek nesiller ödemesin diye biz bu yola revan olduk.’’

Evet, Erdoğan’ın bu konuşması açıkçası geçmiş dönemdeki çözüm sürecindeki konuşmalarını hatırlattı bana. Ama onun sonu kötü olmuştu. Umarım bu sefer aynısı olmaz. Ama bu açıklıkta, bu netlikte konuştuğunu, bu kararlılıkla konuştuğunu görmedik. Ama tabii ki bunu böyle konuşuyor diye birtakım şeylerin hızlı bir şekilde gelişeceğini beklemek çok gerçekçi olmaz. Fakat yasa çıkmadan yapılabilecek işler var. Hep bunu söylüyoruz. Erdoğan bunları hep erteliyor. Bahçeli bastırıyor. Bunlardan ilk akla gelen kayyum belediyeler; ‘‘Ahmetler’’ diyordu, Ahmet Özer Esenyurt, Ahmet Türk Mardin belediye başkanları. Bunların görevlerine iadesi ve başkaları da var. Bunları yapacak mı Erdoğan? İktidar çevrelerinin içinden bir gazeteci Sinan Burhan, Mayıs ayında bunun olacağını söyledi. Umarım olur. Tabii biz bu süreç başladığından beri hep ‘‘şu ay, şu ay’’ deyip duruyoruz ama Erdoğan’ın bu konuşmasıyla beraber kayyum belediyelerin sahiplerine, hak edenlere iadesini pekâlâ bekleyebiliriz.

Ama daha önemli bir başka olay Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi isimlerin tahliyesi. Bunlar için de yasa gerekmiyor. Erdoğan eğer dünkü konuşmasında samimiyse, sahiden dediklerini yapacaksa işe bunlarla başlayabilir. Ama şunu da biliyorum; DEM Partililer de hâlâ çok emin değiller. Sürekli bastırıyorlar ama Erdoğan’ın bu konuyu sürüncemede bırakma ihtimalini daha fazla görüyorlar. Bir diğer husus da daha önceki yayınlarda dile getirdiğim, DEM Parti’nin 19 Mart sürecinde CHP’ye daha yakın duruyor olması. Çok açık bir dayanışma içerisinde olduklarını söylemek mümkün değil ama CHP’ye yapılanların antidemokratik olduğunu, hukuk devletine uygun olmadığını söylüyor DEM Parti, bu da iktidarı rahatsız ediyor. Bu engeller varlığını sürdürüyor. Bir diğer husus da siyasi iktidarın silah bırakma konusunda hâlâ PKK’ya tam olarak güvenmemesi.

Fakat Erdoğan’ın dünkü konuşmasını bir yere not etmemiz lazım. Özellikle bir yerde, ‘‘Bölgemizin içinden geçtiği bu sancılı dönemde sürece katkı veren herkes tarihe adını kaydettirecektir.’’ diyor. Aslında birileri kabul etmek istemese de Türkiye bölgede bir alarm halinde ve bu meseleyi bir an önce halletmesi lazım. Erdoğan da artık bunu daha fazla erteleyemeyecek gibi gözüküyor. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bir diğer husus da, ‘‘Süreci zorlaştıran, yokuşa süren, tahrik eden her türlü girişim de tarih karşısında sorumlu olacaktır.’’ diyor. Bu noktada ilk akla gelen tabii ki iktidarda olmayan partiler; Zafer Partisi, İYİ Parti, belki Anahtar Parti. Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki iktidar partisi AKP içerisinde ve iktidar medyası içerisinde sürece olumlu bakmayan, karşı olan, ellerinden gelse engellemek isteyecek olan çok kişi var. Bunları da özel olarak vurgulamak lazım. O iş bu kadar kolay değil. Erdoğan da herhalde bunları görüyor. Fakat dünkü açıklamalarını yeni bir safhaya geçtiğimizin işareti olarak görme ihtimali var. Bunu bir temenni olarak da görebilirsiniz. Fakat anladığım kadarıyla Erdoğan daha fazla ayağını frende tutamayacağını görmüş olmalı ki bu çıkışı yaptı. Artık bundan sonra birtakım gelişmelerin yaşanmasına tanık olacağımızı düşünüyorum. Ama birçok konuda böyle beklentilerimiz oldu. Hayal kırıklığına uğradık. Umarım bu sefer hayal kırıklığına uğramayız.

Bugünün ithafı bir futbol insanına, öyle diyelim. Futbolcu değil artık, teknik direktör ama futbolculuktan gelme. İzlediniz mi bilmiyorum. Salı akşamı muhteşem bir maç vardı. Paris Saint-Germain – Bayern Münih maçı. Ve bu maçın iki tane önemli teknik direktörü Luis Enrique kazanan taraf ve Vincent Kompany. Ben, Vincent Kompany’yi biraz anlatmak istiyorum. Luis Enrique’nin de tabii ki bir önemi var ama bence Kompany bambaşka birisi. Futbolda çok karşılaşmadığımız türden birisi. Çok profesyonel ama çekirdekten futbolcu. Belçika’da Anderlecht altyapısında başlayan, daha çok erken yaşta milli takıma geçen; ondan sonra Anderlecht’ten sonra Hamburg’a, daha sonra da Manchester City’ye giden defans oyuncusu. Genellikle defans oyuncuları biraz daha geri planda kalır ama Kompany Manchester City’de kaç yıl oynamış? Bayağı bir oynamış. 10 yıldan fazla diye biliyorum, 2008-2019 arası ve ailesi ile beraber. Babası Kongolu bir göçmen. Nereye göç ediyor? Belçika’ya. Ve orada babası Pierre, Belçikalı Jocelyne’le evleniyor ve bir melez olarak Kompany doğuyor. Başka kardeşleri de var.

Babasının şöyle bir ilginç özelliği var; Belçika’da seçilen ilk siyah belediye başkanı. Brüksel’in bir beldesinde, bölgesinde belediye başkanı seçilmiş, 2018 yılında. Bu ayıp da Belçika’ya yeter. Ancak 2018’de bir siyah belediye başkanı olmuş. Onun çocuğu Kompany, kendisinin de babasının da hep ırkçılığa maruz kaldığını söylüyor. Beyaz olan annesinin de komünizme yakın bir solcu olduğunu söylüyor. Böyle bir ailede büyümüş ve birçok kişi onu sık sık değişik vesilelerle gerek Kongo’da gerek Belçika’da birçok yerde hatta İngiltere’de de yoksullar için yaptığı birtakım faaliyetlerle biliyor. Teknik direktörlüğü çok yeni. Önce Anderlecht’te başlamış. Futbolu bırakmadan ilk yıl Anderlecht’te hem oynayıp hem teknik direktörlük yapmış ama becerememiş. Öyle diyelim. Sonra futbol oynamayı bırakıyor. Ondan sonra İngiltere’de Burnley’i Premier Lig’e çıkartıyor ve ardından Bayern Münih’e geliyor. Bayern Münih’te iki senede iki şampiyonluk. Dün Atlético Madrid maçı vardı. Ama önceki günkü o acayip maç; yani hakikaten acayip maç. İkisini de ayrı ayrı tebrik etmek lazım ama bence Vincent Kompany’ninki daha zor bir hayatmış. Çok büyük bir başarıya imza atmış ve bir istikrar abidesi olarak karşımızda duruyor. Belli ki daha uzun yıllar kendisini konuşacağız. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.