Cevat Düşün yazdı: Barışın şafağında

Hemen hemen tarihteki tüm barış süreçleri, sadece savaşları ve çatışmaları sona erdirme iradesiyle değil, birbirini dışlayan siyasi ve toplumsal aktörlerin aynı geleceği paylaşma cesareti gösterebildikleri ölçüde başarıya ulaşmıştır. Türkiye’nin en derin, en büyük, en trajik ve en uzun soluklu meselesi olan Kürt sorunu da bu gerçeğin en çarpıcı ve önemli örneklerinden biridir.

Bugüne kadar Kürt meselesine ilişkin hemen her gerçekçi çözüm arayışı sürecinde, MHP’nin içinde yer almadığı hiçbir siyasi denklemin kalıcı bir sonuca ulaşamayacağı deneyimlenerek biliniyordu. Buna karşılık, böylesi bir ortak zeminin nasıl kurulabileceğini, hangi siyasi iradenin bu tarihsel eşiği aşabileceğini ise neredeyse hiç kimse öngöremiyordu. Daha yakın zamana kadar Abdullah Öcalan ile Devlet Bahçeli’nin isimlerinin aynı barış cümlesi içinde anılabileceği, PKK ile MHP’nin çatışmayı değil, çözümü konuştuğu bir zeminde, doğrudan değilse bile aynı barış sürecinin dolaylı aktörleri hâline gelebileceği düşüncesi, siyasal hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir ihtimaldi.

Bugün yaşanan gelişmeler ise Anadolu tarihinin, genellikle gerçekleşmesi imkânsız görünen ihtimallerin gerçeğe dönüşmesiyle şekillendiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Bu yönüyle içinde bulunulan dönem, sadece güncel siyasetin değil, Türkiye’nin toplumsal hafızasının ve ortak geleceğinin de yeniden inşa edildiği tarihsel bir eşik niteliği taşımaktadır. Barışın kalıcılığı ise farklı toplumsal kesimlerin birbirlerini dışlayan ve ötekileştiren değil, aynı geleceğin eşit ve meşru ortakları olarak görebilmelerine bağlı olacaktır. Aynı şekilde, Abdullah Öcalan’ın ve ilgili tüm aktörlerin çatışmanın sürdürülmesi yerine siyasal çözüm ihtimalini önceleyen bir zeminde buluşabilmiş olmaları da üzerinde ciddiyetle durulması gereken tarihsel bir önem taşımaktadır.

Bunun anlamı, bütün sorunların çözüldüğü ya da herkesin birbirine güvendiği bir noktaya ulaştığımız değildir. Tam tersine, önümüzde hâlâ cevap bekleyen sorular, haklı kuşkular ve derin yaralar var. Belki yıllar boyunca da olacak. Çünkü yüzyılı aşan bir meselenin ve yaklaşık yarım asırlık silahlı çatışmanın bıraktığı izler, ne siyasi bir deklarasyonla ne de tek bir anlaşmayla ortadan kalkar. Fakat insanlık tarihindeki büyük barışlar da tam böyle başlamıştır. Önce silahlar susar. Ardından önyargılar yavaş yavaş çözülmeye başlar. En son ise insanlar birbirini yeniden dinlemeyi öğrenir.

Bugün hissettiğim duygu, bir zaferin sevinci değildir. Hiç kimsenin diğerine üstün geldiğini düşünmüyorum. Hissettiğim şey, uzun yıllardır acının diline mahkûm olmuş bir toplumun, ilk kez ortak bir geleceği konuşabilme cesaretini göstermesinden duyduğum derin memnuniyettir. Barış, bir tarafın kazanması değildir. Barış, çocukların artık kimsenin kaybetmeyeceği bir ülkede büyüme ihtimalidir. Eğer bu ihtimali koruyabilirsek, bugün tarihe sadece bir siyasi süreç olarak değil, vicdanın ve birliğin korkuya üstün geldiği günlerden biri olarak geçecektir.

Roj Girasun ile söyleşi: CHP'ye kayyum barış sürecine yönelik bir sabotaj, Barışın şafağında
Barışın şafağında

Final evresi

Nihayet artık başka bir dönemeçteyiz. Dünün diliyle yarını kuramayacağımız yeni bir çağ başlıyor artık. Dünün aktörleri kadar, yarının vicdanı da yeni dönemde belirleyici olacak. Geçmişin yükünü sırtımızda taşımaya devam edebiliriz, fakat geleceği o yükün altında ezdirmek zorunda değiliz. Geçmişi sürekli kaşıyarak binlerce yeni soru ve sorun üretmek mümkündür. Aynı şekilde, geçmişi unutmadan ama ona esir olmadan yarınları birlikte inşa etmek de mümkündür.

Gerçek barış, yaşananları silmek değildir, yaşanan trajdilerle yeni intikamlar üretmek isteyenlere tek vücut olup izin vermemektir. Yıllardır çocuklarımıza savaşsız bir coğrafya bırakamadığımız için hepimiz içimizde derin bir mahcubiyet taşıyoruz ve yaşıyoruz. İlk kez şimdi, onlara barışı miras bırakabilme ihtimaliyle gurur duyabileceğimiz bir dönemin kapısı aralanıyor olabilir. Bundan daha kıymetli bir miras olabilir mi? Dünyadaki bütün savaşları bitirecek güce hiçbirimiz sahip değiliz. Fakat kendi evimizin yangınını söndürmek için ortak bir irade ortaya koyabiliriz. Ve ilk kez, bunu başarabilmenin eşiğindeyiz.

Tarih bize defalarca göstermekle beraber, biz ise bunu acı tecrübelerle yaşayarak öğrendik. Bu savaşın kazananı olmadı, olmayacak da. Savaş tüccarları servetlerine servet katabilir, nefret üzerinden siyaset yapanlar geçici kazanımlar elde edebilir. Fakat barışa düşman zihinler, gerçek anlamda huzur içinde yaşayabilir mi? Çatışmaların büyük bölümü dağlarda yaşandı. Fakat acısı köylere, kasabalara ve şehirlere yayıldı. Neredeyse Anadolu’nun her evine bir acı düştü, sanki her evin musluğundan yıllarca su yerine kan aktı. Kurşun sadece hedefini vurmadı. Anneleri, babaları, çocukları, kardeşleri ve umutları da vurdu. Kimi evladını kaybetti, kimi çocukluğunu; kimi geleceğini, kimi sağlığını, kimi de vicdanının bir parçasını…

Sonunda hepimiz eksildik. Bu savaş, milyonlarca acı hikâye doğurdu. Acının dili, kimliği ve siyasi görüşü yoktur. Gözyaşı hangi gözden akarsa aksın, aynı tuzluluğa sahiptir. Bir annenin ağıdı hangi dili konuşursa konuşsun, aynı yüreği parçalar. Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez, barışın şafağını bu kadar güçlü hissediyoruz. Ufukta doğmak üzere olan güneş, sadece silahların susmasının değil, hukukun, demokrasinin, karşılıklı saygının ve birlikte yaşama iradesinin de güneşi olsun. Silahların sustuğu yerde söz konuşur. Korkunun bittiği yerde umut büyür. İntikamın sona erdiği yerde ise gelecek başlar. Bu süreçte herkes eleştirilebilir. Devlet de eleştirilebilir, PKK de eleştirilebilir. Siyasi hareketler, liderler ve geçmişte yapılan hatalar elbette konuşulacaktır. Bu tarihi süreci kendi siyasi hesabına dönüştürmek isteyenler de çıkacaktır. Ama ne olursa olsun… Lütfen, barışın şafağında kimse güneş tutulmasına sebep olmasın.

Karanlığı hepimiz yeterince yaşadık. Artık acılarımızı yarıştırmanın değil, birbirimizin yarasına dokunmanın zamanıdır. Kim daha çok acı çekti sorusunun cevabı, hiçbir annenin gözyaşını dindirmedi. Fakat birbirimizin acısını anlamaya çalışmak, yeni acıların doğmasını engelleyebilir. Çoğumuz bu savaşın sadece fiziksel değil, ruhsal ve zihinsel yaralarını da taşıyoruz. Kuşaklar boyunca aktarılan travmaların yüküyle yaşıyoruz. Psikoloji literatüründe anlamlı bir söz vardır:

“İnsan, kırıldığı yerden yeniden doğar.”

Belki de bugün, bu coğrafya için yeniden doğmanın günüdür. Kırıldığımız yerden yeniden doğrulalım. Koptuğumuz yerden yeniden birleşelim. Birbirimizi değiştirmeye çalışmadan, birbirimizi anlamaya çalışalım. Çünkü barış, unutmak değildir. Barış, hatırlayarak birlikte yaşayabilme olgunluğudur. Bunu başarabilirsek, çocuklarımız bizden sadece acılarımızı değil, cesaretimizi, vicdanımızı ve birlikte yaşama irademizi de miras alacaktır. Yıllar sonra bu topraklarda doğacak çocuklar, savaşın ne olduğunu kitaplardan öğrenecek, barışın ise hayatın doğal hâli olduğunu yaşayarak bilecekler. İşte o gün itibariyle, bu toprakların gerçek zaferi kutlanmış olacaktır…

Barış süreci, Barışın şafağında
Barışın şafağında

İthaf ve teşekkür

Bu sürecin bugünlere gelmesinde emeği olan, cesaret gösteren ve barış ihtimalini diri tutan herkese teşekkür ediyorum. Özellikle zor ve belirsiz dönemlerde farklı düşünceleri savunma cesareti gösteren Mümtaz’er Türköne, Ruşen Çakır ve cesur yazılarıyla katkı sunan Gürkan Çakıroğulu’na, görüşleriyle ve samimiyetleriyle sürece katkıda bulunan sürgündeki Kürt siyasetçilerine teşekkür ederim.

Bu meseleye sosyolojik olarak bir ömür adayan ve sonunda büyük emeklerinin karşılığını, hayallerinin merkezinde olan barışı görecek olan Doğu Ergil hocaya da teşekkür ederim.

Ayrıca, çok kısıtlı imkânlarla, adeta sinekten yağ çıkarırcasına çabalayarak kapasitelerinin üzerinde olağanüstü bir performans sergileyen ve bu alanda mücadele eden başta Medyascope ve ailesi olmak üzere, İlke TV, Mezopotamya Ajansı, ANF ve T24 ile barış sürecinde farklı seslerin duyulmasına katkı sağlayan tüm medya kuruluşlarına ve medya emekçilerine de teşekkür ediyorum.

Barış sadece siyaset ve diplomasi masalarında ilerlemez, gazetecilerin sorularında, yazarların kaleminde ve bilhassa görünmeyen emeklerde de filizlenip büyür. Bugün barışı daha güçlü konuşabiliyorsak, bunu hakikatten ödün vermeyen, umudu diri tutan ve bu sürece yürekten emek veren insanlara borçluyuz.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş