İSTANBUL (Medyascope) – Savaş ne zaman bitecek? ABD-İsrail ilişkilerinde son durum ne? Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler bölgeyi ve dünyayı nasıl etkiliyor? Transatlantik’te Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Ömer Taşpınar ve Gönül Tol ile İsrail’in politikalarını, ABD’nin yaklaşımını, Gazze’deki son durumu, İran faktörünü, Trump yönetiminin dış politikasını değerlendirdi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, Gönül Tol ve Ömer Taşpınar, ABD-İran savaşının güncel durumunu değerlendirdi.
- Tol, haziran ayındaki mutabakatın geçerliliğini yitirdiğini açıkladı.
- Taşpınar, İran’ın stratejik üstünlüğünü Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisiyle ilişkilendirdi.
- ABD-İsrail ilişkilerinde Trump ve Netanyahu arasındaki görüş ayrılıkları belirginleşti.
- Netanyahu, İsrail siyasetinde zor bir döneme girdi.
Ruşen Çakır, Gönül Tol ve Ömer Taşpınar ile ABD-İran savaşının geldiği noktayı ele aldı. Tol, haziran ayında imzalanan mutabakatın artık geçerliliğini yitirdiğini söyledi:
“17 Haziran’da ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat aslında daha önce ilan edilen ateşkesi resmileştirmişti ve tarafların 60 günlük müzakere sürecine girmesini öngörüyordu. Ancak Temmuz ayının başından itibaren Hürmüz Boğazı’nın statüsü, deniz güvenliği ve karşılıklı ihlal suçlamaları nedeniyle bu süreç aşınmaya başladı. Son birkaç gündür yaşanan karşılıklı hava saldırılarıyla birlikte ateşkes fiilen çöktü ve taraflar yeniden çatışma hâline geldi.”
Ömer Taşpınar ise İran’ın stratejik üstünlüğünü büyük ölçüde Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisine bağlayarak, “ABD’nin bölgedeki birçok üssü boşaltıldı ve askerlerin önemli kısmı Ürdün’e çekildi. İran da bunu görerek saldırılarını Ürdün’deki ABD üslerine yoğunlaştırdı. ABD’nin acı eşiği İran’a göre çok daha düşük. İran ise bunu bir varlık-yokluk savaşı olarak görüyor. Bu nedenle zaman İran’ın lehine işliyor. Avantaj şu an İran’ın elinde” dedi.

ABD-İsrail ilişkilerinde son durum
Yayında ABD ile İsrail arasındaki ilişkilere de değinildi. Gönül Tol, Trump ile Netanyahu arasında görüş ayrılıklarının belirginleştiğini vurguladı. Bunun Washington’ın savaştan kolayca çekilebileceği anlamına gelmediğini belirten Tol şöyle devam etti:
“Netanyahu Trump’ı bu savaşa ikna etti. İran rejiminin kısa sürede çökeceğini ve bunun Trump için büyük bir siyasi başarı olacağını anlattı. Ancak bugün gelinen noktada Trump ile Netanyahu’nun takvimleri birbirini tutmuyor. Netanyahu açısından uzayan savaş siyasi olarak işine geliyor. Trump ise seçimlere giderken bitmeyen savaşları sona erdireceğini söyleyerek iktidara gelmişti. Şimdi tam tersine ABD’yi yeni ve uzun bir savaşın içine sokmuş durumda.”
Ömer Taşpınar ise İsrail siyasetinde de Başbakan Netanyahu’nun zor bir döneme girdiğini söyledi:
“Netanyahu bir yandan Trump’tan bağımsız hareket edebildiğini göstermek istiyor ama diğer yandan ABD askeri desteğine tamamen bağımlı. İsrail ekonomisinde belirsizlik büyüyor, seçimler yaklaşıyor ve Netanyahu’nun kaybetme ihtimali artıyor. Ayrıca 7 Ekim saldırılarıyla ilgili istihbarat zafiyetinin hesabı hâlâ verilmiş değil. Seçimi kaybetmesi durumunda hem hukuki süreçlerle hem de bu ihmallerle yüzleşmek zorunda kalabilir.”
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Transatlantik’le karşınızdayız. Washington’da Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’la, ağırlıkla savaşı konuşacağız. Arkadaşlar, merhaba.
Gönül Tol-Ömer Taşpınar: Merhaba.
Ruşen Çakır: Türkiye’de tatil yaptınız, döndünüz, hemen çalışmaya başladınız. Gündemimiz maalesef yine savaş. “Bitti, bitiyor, anlaşma yapıldı, şu tarihte hayata geçecek” derken, savaş yine başladı diyeceğim ama, hâlâ tam olarak o ilk başladığında süren bir savaş söz konusu değil. Özellikle benim ilgimi çeken, İran’ın, ABD’nin bölgedeki üslerini bombalaması, bayağı etkisizleştiriyor olması. Siz daha yakından takip ediyorsunuz. Gönül, seninle başlayalım. Savaşın neresindeyiz? Bu, Ukrayna Savaşı gibi yıllarca sürecek, ne olduğunu insanların artık çok da fazla umursamadığı bir savaşa doğru mu gidiyor?
Gönül Tol: Bunu kim umursar, kim umursamaz onu yanıtlamayayım ama, ‘’bu, uzun soluklu bir yöne mi evriliyor sorusuna ben “Muhtemel” yanıtını veriyorum. Hatırlayalım, 17 Haziran’da Amerika ve İran arasında bir mutabakat imzalanmıştı ve bu, daha önce ilan edilen ateşkesin bir anlamda resmileştirilmesi oldu ve tarafların kalıcı bir barış imzalaması için 60 günlük müzakere sürecine girmesini öngörüyordu. Fakat aslında temmuz ayı başından itibaren, Hürmüz Boğazı’nın statüsü, deniz güvenliği ve karşılıklı ihlal suçlamaları nedeniyle, ateşkes aşınmaya başlamıştı zaten. Ama bu son birkaç gündür gördüğümüz süreç aslında daha ciddi olarak savaşa dönüldüğünün ispatı, 18-21 Temmuz arasında Amerika ve İran arasında karşılıklı olarak hava saldırıları düzenlendi ve böylece aslında fiilen o ateşkes anlaşması çökmüş oldu ve taraflar şu anda yeniden çatışma halinde. Bu arada, son bir haftada da özellikle Amerika tarafı açısından önemli gelişmeler oluyor. Çünkü 18 Amerikan askeri öldürüldü ve 100’den fazla yaralının olduğu söyleniyor. İran’ın resmî açıklamasına bakarsak da yetkililer bu son birkaç gündür İran tarafında da 50 sivilin öldüğünü ve 500’den fazla yaralının olduğunu söylüyor. İran, savaşın ilk safhasından farklı olarak, saldırılarını, misillemelerini Ürdün’e yöneltmiş durumda.
Savaş ilk 28 Şubat’ta başladığında, İran ilk olarak yanıtını Körfez ülkelerinde yoğunlaştırmıştı. Bunun nedenlerinden bir tanesi, Körfez ülkelerinin kısa menzilli füzelerin hedefleyebileceği daha yakın yerlerde olmasıydı. Özellikle Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, Amerika’ya “Eğer Hürmüz’ü kapatırsa, biz olası bir Hürmüz’ü açma operasyonunda yer alabiliriz” sinyalini vermişlerdi ve bu ülkeler İran’a da saldırılarda bulunmuştu. İran bu nedenle ilk misillemesini Körfez bölgesine yapmıştı. Bu arada son birkaç gündür, İran, Bahreyn ve Kuveyt’e saldırdı; sivil altyapısını vuruyor. Ama genel olarak Ürdün’e saldırdığını görüyoruz.
Trump geçen hafta bir kara operasyonu seçeneğinin masadan kaldırılmadığını söyledi. Bu savaşı daha genişletme niyetinde görünüyor, en azından bunun ihtimal dahilinde olduğunu söylüyor. Fakat Amerikalı askerî yetkililer bir kara operasyonunun çok riskli bir hamle olacağını söylüyor. Bunun birkaç nedeni var. Bugüne kadar, yani 18 Şubat’tan bu yana 18 Amerikan askerinin öldürüldüğü söyleniyor. Özellikle şu son birkaç günde öldürülen askerler çok fazla gündem oldu ve Amerika’da seçimler yaklaşıyor. Bu, sebeplerden bir tanesi. ‘’Amerika tarafından bir kara operasyonu olur mu?’’ sorusunun aslında düşük bir ihtimal olduğunu söylemek lazım. Amerikalı askerî yetkililer “Eğer biz bir kara operasyonuna girersek, İran’ın stand off denilen saldırılarında çok daha fazla Amerikan askerini kaybedebiliriz” diyor. Özellikle Amerika’nın iç siyasi konjonktürünü düşündüğümüzde, bu, Trump’ın endişelenmesi gereken bir durum.
Bir diğer neden, bu geldiğimiz noktadan daha geniş çaplı bir operasyona dönüşür mü? Amerikalı askerî yetkililer ‘’28 Şubat’tan bu yana, füze önleme sistemlerinde ve bu kritik mühimmat stoklarında aslında çok ciddi lojistik zorluklar yaşıyoruz. Bu nedenle de birkaç gündür yeniden başlayan çatışmaları genişletmek, bizim açımızdan askerî olarak bizi zor durumda bırakacak bir şey” diyorlar.
Bir de bir CIA raporu var. Yakın bir zamanda Washington Post‘ta bu raporun detayları sızdırıldı. Bu rapora göre, eğer bu saldırılar devam ederse ya da Amerika bu savaşı genişletirse, bu, İran’ı daha önce kabul etmediği şartları kabul etmeye zorlamayacak ve İran’ın bu savaşı daha aylarca devam ettirebilecek kapasitesi var” diyor. Ki Trump birkaç gün önce “Askerî olarak çok kötü durumdalar. Onları askeri olarak yanıt veremeyecek bir noktaya getirebiliriz” dedi. CIA raporu ise bunun tam tersini söylüyor. Başlangıçta rejim içinde belli kırılmalar vardı. Trump yönetimi ve İsrail büyük oranda buna bel bağlıyordu. ‘’Savaş genişletilir mi sorusuna?’’ yanıt olarak “Bu savaşın genişletilmesi, halihazırda bu kadar uzun sürmüş olması, rejim içindeki o ‘savaşalım’ diyen kanadı, biz her saldırıyla güçlendiriyoruz aslında” diyor. Tam olarak bu noktadayız. Bir kara operasyonu konuşuluyor, fakat bunun riskleri de tartışılıyor.
Ruşen Çakır: Evet Ömer, sana da soracağım ama bu arada bir izleyicimiz mesajlar yağdırıyor. “I am Gönül Tol’s son by the way” dedi şimdi. Şu anda YouTube‘da izliyor ve destek atıyor. ‘’I’m 4 meters away from Omer Taşpınar’’ diye devam ediyor. Neyse, sonra onlara bakarsınız. Ömer, savaş ne durumda? Gönül bütün durumu bize resmetti. Özellikle bölge ülkelerindeki zayıflama ve Amerikan askerlerinin kaybı meselesini ve bildiğim kadarıyla sen de Gönül kadar, belki daha fazla, Ürdün’ün altını çiziyorsun. Daha önceki olaylarda genellikle diğer Körfez ülkelerine bakıyorduk, şimdi sanki Ürdün daha fazla öne çıkmış gibi.
Ömer Taşpınar: Doğru. Burada da ‘’İran’da bir strateji değişikliği var mı?’’ sorusu soruluyor. Strateji değişikliği olmasa da taktik olarak İran, Amerika’nın bölgedeki müttefiklerini vurmaya devam ediyor. Fakat bu coğrafya olarak kendine daha yakın Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerdeki Amerikan üsleri boşaltılmış durumda. Amerikan üslerinde şu anda çok az asker bırakıldı. Bu Amerikan askerlerinin önemli bir kısmı şu anda Ürdün’de ve çok da iyi şartlarda korunamıyorlar. Bunun farkına varan İran, taktik olarak Amerika’yı zayıflatmak ve tekrar diplomasi masasına kendi istediği şartlarda çekmek için, Amerika’nın Ürdün’deki üssünü daha sert vurmaya başladı. Burada geçtiğimiz günlerde birkaç Amerikan askeri öldü. Savaş başladığından beri 17-18 Amerikan askerinin öldüğünü biliyoruz, 100 kadar yaralı var. Haftalardır devam eden bu savaşta, her ne kadar Ukrayna-Rusya’da olduğu gibi topyekûn bir savaş olmasa da, ölü sayısı Amerika açısından çok yüksek değil. İran’da ölü sayısı sivillerle beraber 3.000 civarında, Ama Amerika’nın İran’a göre acı çekmeye, hem ekonomik hem askerî açıdan zayiat vermeye toleransı daha düşük. İran ise Amerika’ya karşı zaten bir ölüm kalım savaşı içinde, o nedenle yüzlerce, binlerce ölüyü tolere edebiliyor.
Başından beri söylediğimiz gibi, zaman burada Amerika’nın lehine işlemiyor, daha çok İran’ın lehine işliyor. İran’ın elindeki ana silah, bu savaşla beraber değişen en önemli şey, Hürmüz Körfezi’ni abluka altına almış olması. Daha önce Amerika’nın elinde böyle bir Hürmüz silahı yokken, şu anda hem Hürmüz var hem de oradaki kendine yakın vekil güçlerden bir tanesi olan Husiler üzerinden, Kızıldeniz’den gelen başka bir dar boğaz olan Babülmendep Körfezi’ni de kontrol etme şansı var. İran’ın Husiler üzerinden böyle bir potansiyeli de var. Amerika’nın, ekonomik olarak petrol fiyatlarının 90 dolara çıktığı, Amerika’da enflasyonun bu kadar yüksek olduğu bir dönemde sabrını bir şekilde test ediyor. Trump’ın elinde şu anda çok fazla bir kart yok. Trump hep elindeki kartlardan bahseden birisi. Zamanında Zelensky’e “Elinde hiçbir kart yok bu poker oyununda” diyordu. Şu anda Trump’ın elindeki kartlara baktığımızda, çok fazla kart olmadığını görüyoruz. Ortada Amerika açısından iki üç alternatif var ve hiçbiri de iyi alternatifler değil. Bunlardan bir tanesi İran ekonomisini daha ciddi bir abluka altına almak. İran Hürmüz Körfezi’ni kontrol ediyor, evet, ama Amerika’da oradaki savaş gemileriyle, İran’ın bütünüyle ekonomisini abluka altına alabilir ve ciddi bir yaptırım getirebilir. Bu durumda Amerika’nın kendisinin bu yaptırımı artırması tabii ki İran ekonomisine zarar getirir, ama dünya ekonomisini de Hürmüz nedeniyle daha zor bir aşamaya getireceğinden, petrol fiyatları artar. Bütün bunlara baktığımızda ortada bence İran açısından daha avantajlı bir durum var ve Amerika’yı masaya çekmeye çalışıyor.
Amerika açısından bir başka alternatif, İran’ın şartlarını kabul etmek, Hürmüz Körfezi’nde bir diplomatik anlaşmaya gitmek ve İran’a ekonomik yardımda bulunmak. Bu aslında o memorandum of understanding dediğimizin içinde olan bir şeydi. İran masaya gelip Amerika’nın şartlarını kabul etseydi, ortada 300 milyar dolarlık bir paketten bahsediliyordu. Bunu vermek de Amerika açısından bir alternatif, ama buraya yanaşmak istemiyor, hele İran yeterince şu anda taviz vermemişken.
Son alternatif de İran’da daha önce denediği şeyi tekrar denemek: Bu savaşı uzun döneme yayarak bir rejim değişikliğine üzerine uğraşmak. Biliyorsun geçtiğimiz günlerde New York Times’da, İsrail istihbaratının Ahmedinejad’ı rejim sonrası bir lider olarak, aylardan, hatta yıllardan beri nasıl hazırladığı üzerine çok uzun bir yazı çıktı. Artık böyle bir durum söz konusu değil tabii, Ahmedinejad ev hapsinde galiba. Her ne kadar kendisi durumundan çıkmış gözükse de, İsrail üzerindeki durumdan bir şekilde kurtulmuş durumda. Ama her şeye rağmen İran açısından rejim değişikliği de çok zor gözüküyor. Sonuç olarak Amerika açısından çok fazla bir alternatif yok. O nedenle ben bu savaşın düşük yoğunlukla devam edeceğini düşünüyorum.
Programın başında “Ukrayna-Rusya Savaşı gibi uzun sürebilir mi?’’ demiştin. Ukrayna-Rusya gibi olmasına imkân yok, çünkü bu bir kara savaşı değil. Kara savaşı olmadığı sürece, Amerika sürekli havadan bombalamaya devam edecek. Ama İran’ın elinde balistik füzeler var, o balistik füzelerle ciddi zarar verebiliyor, hâlâ dronlarla ciddi zarar verebiliyor. Amerika’nın elinde kara harekâtı yapmak için bir alternatif var, fakat bu, Trump’ı Amerikan politikasında iyice sıkıntıya sokar. Çünkü zaten Amerika bu savaşı anlamıyor, Amerikan halkı bu savaşa destek vermiyor. Bir de oraya Körfezi açmak için on binlerce Amerikan askeri yığılırsa, o zaman Amerikan zayiatlarının çok daha artacağı da garanti. Şu anda 17 ölüden bahsediliyor. Oraya Amerika diyelim 100 bin asker yığdı, mutlaka çok daha yüksek sayıda zayiat verecektir. Buna Amerika’nın iç politikasında kamuoyunun toleransı sıfır. O nedenle avantaj İran’dan yana gözüküyor hâlâ ve Trump bir köşeye sıkışmış gözüküyor.
Ruşen Çakır: Gönül, Ömer biraz bahsetti, daha önce çok konuştuk, bir kere daha bunu konuşalım istiyorum. En son, Başkan Yardımcısı Vance İsrail’le ilgili bizi şaşırtan şeyler söyledi. Ama hâlâ İsrail’in, Amerikan dış politikasında ve savaşla ilgili politikasında etkileyici, hatta belirleyici olduğu düşüncesi de sürüyor. Nasıl oluyor? Başkan yardımcısı kendi kafasına göre bir şey mi yapmış? Bir isyan çığlığı mıydı o? Yoksa genel olarak Trump da dahil hepsi bir şekilde İsrail’den kurtulmak mı istiyorlar?
Gönül Tol: JD Vance aslında bu savaşın başından beri, hatta daha da öncesinden, İsrail’i kamuoyu önünde Trump’tan çok daha fazla eleştirdi. Tabii onun bir karşılığı var. Bütün yapılan kamuoyu yoklamaları, İsrail’in Amerika’daki desteğinin ne kadar dramatik bir şekilde azaldığını gösteriyor. O kadar ki, AIPAC gibi onlarca yıldır çok aktif olan, İsrail lobisinin önemli bir ayağını teşkil eden bir organizasyon, artık böyle göz göre göre faaliyetlerini gerçekleştiremiyor, örtülü şeyler yapıyor. Mesela verdiği reklamlarda ya da düzenlediği organizasyonlarda artık doğrudan ismini kullanmıyor, onu farklı bir şekilde paketliyor. Bu da aslında Amerikan halkı nezdinde, iç siyasette İsrail’e dair imajın ne kadar değiştiğini gösteriyor. JD Vance onu temsil ediyor.
Trump’a bakarsak eğer, evet, Netanyahu ile bir gerginlik var ve çatışan çıkarlar da var belli noktada. Fakat şimdi bu İran bağlamında meseleye bakarsak, Trump başlattı bu savaşı. Başlatırken, evet, İsrail ve Netanyahu’nun gündemi çok önemli bir rol oynadı ve aslında Netanyahu Trump’ı bu savaşa ikna etti. Çünkü 28 Şubat’ta başlayan savaştan önce, 2025 yazında İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü operasyona ve daha evveline bakalım: Bu dron ve yeni savaş teknolojisinin, neredeyse İran’ın önemli yetkililerini bulup öldürme kapasitesi, İsrail’in bu konuda askerî başarısı… Washington’da hep ” Aslında İsrail askerî bir deha, fakat stratejik bir cüce” deniyor. Çünkü istediği herkesi bulup öldürme kapasitesi var, çok ciddi bir istihbarat kapasitesi, istihbarat ağı var. Ömer bahsetti, mesela MOSSAD Ahmedinejad’ı yıllardır kendi tarafına çekmek için çok ciddi bir operasyon yürütüyor. Bütün bunlar İsrail’in başarısı ve bu başarı aslında Trump’ın gözünü boyadı. Çünkü Netanyahu “İran rejimi o kadar zayıf bir noktada ki, birkaç aylık, hatta birkaç haftalık bir askerî operasyonla bu rejim çöker ve sen tarihe İran rejimini çökertmiş bir Amerikan başkanı olarak geçersin” dedi. Netanyahu bunu kullanarak Trump’ın gözünü boyadı.
Fakat bugün geldiğimiz noktada ve hatta bu savaş başladıktan bu yana, biz bu yayında Trump’ın ve Netanyahu’nun takvimi birbirine uymadığını söylüyorduk. Şimdi Netanyahu’nun önünde seçimler var. Onu, hiç bitmeyen bir savaş koltuğunda tutacak, Netanyahu bunu böyle görüyor. O nedenle İran’la, Lübnan’la, Gazze’yle, Batı Şeria’yla sürekli bir savaş halinde ve bu sürekli savaş hâli Netanyahu’yu siyasi olarak kurtaran bir şey. Diğer taraftan forever war denilen durumla ilgili ciddi bir tartışma var. Trump “Ben artık bu hiç bitmeyen savaşları bitireceğim” diyerek seçilmişti. Bugün gelinen noktada, Trump, bu hiç bitmeyen bir savaşın ortasına Amerika’yı enjekte etmiş durumda. Bu noktadan geri adım atamıyor. Netanyahu’ya ne kadar öfke duysa da, Netanyahu ile arasındaki gerginlik şu anda oluşmuş olsa dahi, Trump açısından buradan geri adım atmak, onu çok zayıf gösterecek bir hamle. Başlangıçta savaşın başaracağını söylediği hiçbir amacı gerçekleştirmedi. “Rejim hemen devrilecek” deniyordu. Hatta o dönem CIA raporları hazırlanmıştı, “En fazla 2 ay savaşabilir” deniyordu. “Nükleer kapasitesini yerle bir ettik,” “Bir demokrasi hareketi ortaya çıkacak,” “Kürtler bizim savaşımıza müdahil olacak, bizim sahadaki gücümüz olacak” gibi bir sürü şey söyleniyordu. Bunların hiçbiri olamadı. Nitekim gelinen noktada, Amerika’nın başlattığı, Netanyahu’nun desteklediği bu savaşta, savaşın amacı o kadar dar bir çerçeveye indirildi ki, Hürmüz’den geçişin, o statükonun, savaş öncesi duruma götürülmesi amacı taşıyor artık.
Şimdi Amerika bu dar amacı dahi gerçekleştirebilecek bir noktada değil. Dolayısıyla bugün her ne kadar Netanyahu ve Trump arasında bir gerginlik olsa, -ki JD Vance de bu gerginliği seslendiren ana isim kamuoyu önünde-, Trump açısından bir başarı hikayesi yazılması gerekiyor, ama bu başarı hikayesi yazılamıyor. Trump daha da bataklığın dibine gömülüyor. Bahsettiğim bir kara operasyonunu da söylemiş bulundu gazetelere: “Ben bir kara operasyonunu dışlamıyorum” dedi. Şimdi gelinen noktada kendi partisi için de çok ciddi bir endişe var. Mesela, Savunma Bakanlığı bu savaşı finanse etmek için Kongreden 60 milyar doların üstünde bir bütçe talep etti. Cumhuriyetçi Partinin üyeleri Kongrede o kadar sıkışmış bir durumda ki, bir taraftan “Bu seçim yılı. Zor durumdayız. Petrol fiyatları almış başını gitmiş. Bir taraftan da Kongreye sorulmayan, Kongrenin onay vermediği bir savaş için sen ekstra bütçe talep ediyorsun. Biz bunu seçmenimize nasıl açıklayacağız?” diyorlar. Mesela geçen ay bir yasa tasarısı vardı ve bu yasa tasarısına Cumhuriyetçilerden dört kişi onay verdi. Aslında Cumhuriyetçi Parti içerisinde bu tür kırılmaları, Trump’tan ayrışmaları çok sık görmüyoruz. O yüzden bu önemliydi. O dört Cumhuriyetçi üye “Trump’ın savaş ilan etme gücünün kısıtlanması gerekiyor. Kongrenin burada bir rolü var, Anayasaya göre Kongrenin onayının alınması gerekiyordu, Trump bize hiç danışmadı, bunu geri çevirmek gerekiyor” dedi. Bu da aslında iç siyasette de Trump’ın ne kadar zorlandığını gösteriyor. Önümüzdeki seçimlerde Trump’ın desteklediği adayların nasıl bir performans sergileyeceklerini de göreceğiz.
Velhasıl, Netanyahu’yla Trump arasında İran konusunda bir ayrışma olsa bile, Trump artık geri adım atamıyor. Çünkü o kadar ileri bir noktaya gitti, artık öyle bir kontrolden çıktı ki, Trump’ın söylediği her şeyle daha da fazla kontrolden çıkıyor. Artık buradan bir başarı hikayesi yazılamıyor. İran rejimi de bunun farkında. Hani hep ‘’Hürmüz üzerindeki kontrolü, İran’ın eline daha önce hiç sahip olmadığı nükleer silahtan da daha güçlü bir koz verdi ve bu kozdan vazgeçmeyecek’’ diyorduk. Bu kozdan vazgeçmiyor. Bir de bunun üzerine, Babülmendep Boğazı meselesi geldi. Babülmendep çok önemli. Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan stratejik bir Boğaz. Husiler Suudi Arabistan’a bir deniz ablukası başlattıklarını söylediler. Bu tamamen Babülmendep’in kapanmasına yol açar mı, açmaz mı onu bilmiyoruz. Mesela geçmişte, Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik füze ve İHA saldırılarıyla, Husilerin, buradaki ticari akışı sekteye uğratacak kapasitesi olduğunu gördük. Ama bu tamamen bir kapanmaya yol açar mı, orada soru işaretleri var. Suudi Arabistan ekonomisinin, Asya ekonomilerinin, Avrupa’nın ve Amerikan ekonomisinin daha da zarar görmesi için Babülmendep’in tamamen kapanmasına gerek yok,
Ruşen Çakır: Ömer, içimizde İsrail’i en iyi bilen olarak, sana bu olayın bir diğer boyutunu sorayım. Gönül ağırlıklı olarak, Amerikan seçimlerinin yaklaştığını ve Amerikan iç politikasına bunun yansımalarının altını çizdi. İsrail’de de seçimler var değil mi? Netanyahu’ya karşı bir koalisyon yürütülüyor. Savaşın gidişatı orayı nasıl etkiliyor? Açık sorayım: Netanyahu ABD yönetimiyle arasını açarsa, seçim kazanma ihtimali artar mı, azalır mı?
Ömer Taşpınar: Güzel bir soru Ruşen ve Netanyahu’nun içine düştüğü çıkmazı da gösteriyor. Bir yandan Trump’la arasına bir mesafe koymak istiyor. Çünkü onu radikal sağdan eleştirenler “Trump’ın söylediği her şeyi yapmak zorunda. Bizim dış politikamızı bütünüyle Amerika’ya bağladı” diye eleştiriyorlar. Öte yandan, bazen Trump’la hemfikir olmadığını, hatta Trump’a karşı çıktığını söylemek istese de aslında bütünüyle Trump’a bağımlı durumda. Çünkü İsrail Ordusu her ne kadar güçlü bir ordu olsa da, mühimmatın önemli bir kısmı ve en önemlisi, bu Demir Kubbe sistemini besleyen füze savunma sistemi ağırlıklı olarak Amerika’dan geliyor. Dolayısıyla çok zor bir pozisyonda. Bir yandan, Trump’a sanki karşılık verebilecek bağımsızlıkta göstermek istiyor kendini. ‘’Trump’ın her dediğini yapmak zorunda değilim’’ diyerek baş kaldırmaya çalışıyor bazen ve öyle puan kazanmaya çalışıyor sahadan. Ama öte yandan, gerçekte öyle bir lüksü yok. Bütün bunlar İsrail ekonomisini de etkiliyor. Bugün İsrail’de de ekonomik anlamda ciddi bir belirsizlik var. Yatırımlar azalmış durumda, ülkede seçimler var ve Netanyahu’nun kaybetme olasılığı ciddi olarak artıyor. Karşısındaki koalisyon çok başarılı bir koalisyon değil; farklı farklı renklerden bir araya gelmiş bir koalisyon. Ama halkta da Netanyahu’ya karşı bir öfke olduğu kesin.
Şunu da hatırlatalım: 7 Ekim 2023 tarihinde ne olduğunun muhasebesi hiçbir zaman yapılmadı. Burada çok ciddi bir istihbarat zâfiyeti oldu. Her ne kadar İsrail, Hamas’a, Hizbullah’a, İran’a karşı taktik ve operasyonel başarılar kazanmış olsa da, nihayetinde İsrail tarihinin en kanlı saldırısı Netanyahu zamanında oldu. Netanyahu’nun Hamas’la kurduğu bazı ilişkiler vardı ve o istihbarat zâfiyeti, Hamas politikası, 7 Ekim 2023 öncesi durumla ilgili de bir muhasebe yapılmadı. O nedenle, Netanyahu eğer seçimleri kaybederse başında ciddi hukuki meseleler var. Rüşvet konusu meselesinden dolayı hapse girme ihtimali var. Bu seçimleri kaybettiği takdirde, Netanyahu, özgürlüğünü kaybetmek dışında, hapse girmese bile, ciddi bir hukuki süreçle, “7 Ekim’de hangi zâfiyetler yaşandı?” sorusu da sorulacaktır. Bunların gerçekleşmesi için savaşın bitmesi gerekiyor. İsrail’de ciddi bir kesim, özellikle merkez sol kesim, Netanyahu’nun hesap vermesini istiyor. Sadece yolsuzluklar için değil, “7 Ekim’de neden böyle bir istihbarat zafiyeti yaşandı?” konusuna cevap vermesi için.
Sonuç olarak, Netanyahu için işler iyi gitmiyor. İran’da, Venezuela’daki olduğu gibi bir rejim değişikliği ve çok çabuk bir zafer bekliyordu. Trump’a bunu sattı. “Çok kolay bir rejim değişikliği yapıp, muhtemelen Ahmedinejad gibi bir ismi başa geçirebiliriz” dedi. Trump buna inandı. Amerikan sistemiyle şu anda bir sorun yaşıyor, Amerika ile ilişkilerinde krizler var. Amerikan Başkan Yardımcısı kendisiyle sorunlar yaşıyor. Amerikan kamuoyunda da İsrail’e karşı ciddi bir tepki var. Amerikan kamuoyunda ilk defa, Filistin’i destekleyenler, İsrail’i destekleyenlerden daha yüksek oranlara kavuşmuş durumda. Bütün bunlar Netanyahu açısından iyi gelişmeler değil.
Ruşen Çakır: Evet arkadaşlar, benim bağlantımda bir sorun olduğu için çok uzatmayalım ve burada noktayı koyalım. İzleyicilerden güzel sorular da vardı, onları da bir dahaki yayınlarda konuşuruz. Mesela “Türkiye-İsrail ilişkileri düzelir mi?” diye sormuşlar. Bu başlı başına bir yayın konusu diyeyim. Çok teşekkürler Gönül Tol, Ömer Taşpınar ve arkada ara ara görünen izleyicimiz Kerem Bey. Çok sağ olun.
Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.







