Ruşen Çakır yorumladı | Kandil izlenimleri (3): Yarım yüzyıllık bir sayfa kapanmak üzere

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Kandil izlenimlerini değerlendirdiği yayınında PKK yönetiminde silahlı mücadelenin sona erdirilmesi konusunda güçlü bir irade gördüğünü söyledi. Çakır, örgüt kadrolarının devlete temkinli yaklaştığını ancak Abdullah Öcalan’ın yürüteceği olası bir anlaşmaya büyük ölçüde bağlı olduklarını belirtti.

Gazeteci Ruşen Çakır, Kandil’de PKK yöneticilerinden Duran Kalkan ile gerçekleştirdiği röportajın ardından yaptığı değerlendirmede, örgütün mevcut durumu ve çözüm sürecine ilişkin gözlemlerini paylaştı.

Çakır, son yıllarda PKK’nın ağır darbeler aldığı ve etkisini büyük ölçüde yitirdiği yönündeki değerlendirmelerin Kandil’deki gözlemleriyle örtüşmediğini söyledi. Yaklaşık iki yıldır çatışmaların durmasının bölgede daha rahat bir atmosfer yarattığını belirten Çakır, buna rağmen örgütün disiplinli ve organize yapısını koruduğunu ifade etti.

“Örgütün organizasyon kapasitesi dikkat çekiyor”

Kandil’e daha önce de gittiğini hatırlatan Çakır, bu ziyaretinde de profesyonel bir organizasyonla karşılaştığını söyledi. 2015 sonrasında yaşanan yoğun çatışmalara rağmen örgütün kurumsal yapısını koruduğunu belirten Çakır, gördüğü militanların önemli bölümünün 20’li yaşlarda olduğunu ve genç katılımının dikkat çekici seviyede olduğunu aktardı.

Yarım yüzyıllık sayfa
Ruşen Çakır yorumladı | Kandil izlenimleri (3): Yarım yüzyıllık bir sayfa kapanmak üzere

“Militanlar devlete değil, Öcalan’a güveniyor”

Çakır, görüştüğü örgüt mensuplarının Türkiye’ye kısa sürede dönebileceklerine inanmadıklarını, bunun temel nedeninin devlete duydukları güvensizlik olduğunu söyledi.

Buna karşılık Abdullah Öcalan’a duyulan güvenin son derece yüksek olduğunu belirten Çakır, örgüt içerisinde Öcalan’ın devletle varacağı olası bir uzlaşmanın genel olarak kabul göreceği izlenimini edindiğini ifade etti. Çakır, bireysel itirazların çıkabileceğini ancak bunların yeni bir silahlı mücadele hattı oluşturabilecek güçte olmadığını düşündüğünü dile getirdi.

“Duran Kalkan’ın mesajı çok önemli”

Duran Kalkan’ın açıklamalarının bazı yorumcular tarafından sıradan bulunduğunu hatırlatan Çakır, buna katılmadığını söyledi. PKK söylemini ve örgüt yöneticilerinin yıllardır yaptıkları açıklamaları yakından takip ettiğini belirten Çakır, Kalkan’ın sözlerinin örgütün geleceğine ilişkin önemli mesajlar içerdiğini ifade etti.

“Yarım yüzyıllık bir sayfa kapanıyor”

Çakır, PKK’nın 1970’lerin ortalarında şekillenen yapılanmasından bugüne uzanan yaklaşık 50 yıllık silahlı mücadele döneminin sona yaklaşmış olabileceğini söyledi.

Örgütün üst yönetimindeki isimlerin artık ileri yaşlarda olduğuna dikkat çeken Çakır, Abdullah Öcalan, Duran Kalkan, Cemil Bayık ve diğer yöneticilerin silahlı mücadelenin ardından Türkiye’ye dönmeleri ya da yasal siyaset yapabilmelerinin onlar açısından bir “jübile” niteliği taşıyabileceğini ifade etti.

Çakır, Abdullah Öcalan’ın devlet tarafından muhatap alındığını, Öcalan üzerinden PKK ve Kürt siyasi hareketiyle bir anlaşmaya varılmak üzere olunduğunu söyledi. Çakır, “Sonuçta ne oluyor? Elli yılın sonunda kaybetmemiş oluyorlar. Kazandıkları nedir? O ayrı bir tartışma konusu ama kaybetmemiş olmak bile başlı başına bu kişiler için çok başarılı bir hayat bilançosu olabilir” dedi.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Perşembe günü arkadaşım Kaya Heyse ile Kandil’de PKK’nın kurucularından ve üst düzey yöneticilerinden Duran Kalkan’la bir röportaj yaptık, 70 dakikaya yakın süren bir video röportaj ve bunu cuma öğleden sonra yayınladık ve ben de cumartesi, pazar ve bugün izlenimlerimi anlatıyorum. Bugünkü son olacak. Yalnız bugün saat 15.00’te sizlerle, izleyicilerle yine bu konuyu konuşacağız. Sizin sorularınız, yorumlarınız ve eleştirilerinizle Duran Kalkan röportajının bir tür öyküsünü anlatacağım, öyle söyleyeyim.

Peki bitirirken neden bahsetmek istiyorum? Tabii ki başta ilk gün dediğim olaya tekrar göndermeli bir şekilde; süreç ne olacak? Kandil’e gidildiği zaman süreç hakkında ne görülüyor? Bir kere bu konuda bir şeyler söylemek istiyorum. Bazı şeyler tekrar olacak belki ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Son dönemde yapılan, yani süreç öncesi yapılan ve süreç zamanında da aslında PKK hakkında, örgüt hakkında yapılan birtakım yorumlar var, biliyorsunuz; ‘‘Çok büyük darbeler alıyor, çok köşeye sıkıştı, etkisi kalmadı’’ vesaire. Bunu Kandil’de çok fazla gördüğümü söyleyemem. Tabii ki şunu özellikle vurgulamak lâzım, neredeyse iki yıla yakın bir süre süreçle beraber çatışmalar durdu, dolayısıyla bir rahatlık hâli var.

Diğer husus da şu; biz Kandil’de öyle yüzlerce militan falan görmedik, onlar dağlık kesimde. Biz daha çok köylerin olduğu yerdeydik. Dağlık kesimde, mağaralarda, belki de tünellerde yaşıyorlarmış ama binlerce kişiden bahsediliyor. Özellikle de şunu vurgulamak lâzım, Suriye’deki son gelişmelerin ışığında varılan anlaşma gereği Suriye’deki Suriyeli olmayanların tahliyesi söz konusu oldu ve bunlar Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin de göz yummasıyla Kandil’e taşınmışlar. Yani Suriye’dekiler, Suriye’deki Suriyeli olmayan, büyük bir çoğunluğu Türkiye, bir kısmı İran ve belki de Irak vatandaşı olan Kürtler.

Ama onun dışında bir de şöyle bir şey var; Suriye’de bir grup Türkiye’den gelmiş sol sosyalist birtakım gönüllüler de vardı. Onlar da anladığım kadarıyla Kandil’e transfer edilmişler, onlar da Kandil’de duruyorlar. Nerede nasıl duruyorlar görmedik. Belki bundan sonra başka röportajlarda o konularda da röportajlar yapmamıza izin verirler, bilemiyorum. Ama yapmak istediğimizi buradan tekrar söyleyeyim. Ama şunu gördük, ilk andan itibaren organizasyonları çok başarılı bir örgütle karşı karşıyayız.

12 yıl önce de 13 yıl önce de Kandil’e gittim. 2013’te gittim, 2014’te gittim. Üç kere gitmiştim Kandil’e. Daha önce de ilk yaptığım Duhok’ta Duran Kalkan röportajıydı. Oralarda da görmüştüm aynı organizasyon becerisini. Profesyonellik açık söylemek gerekirse, bunu bu sefer de gördük. Yani arada çok ciddi çatışmalar çıktı. 2015 sonrası yaşanan çatışmaları Duran Kalkan, örgüt tarihindeki en sert dönemlerden birisi olarak tanımladı. Buna rağmen varlığını güçlü bir şekilde sürdüren bir örgütten bahsediyoruz.

Bir diğer dikkatimi çeken husus; az sayıda örgüt militanı gördük değişik mekânlarda, Kandil’de. Çünkü bir gün fazla kaldık ve biraz dolaştık. Gençlerin oranı çok yüksekti. Bunu şundan söylüyorum, zaten PKK gençlerin katıldığı bir yerdir diye biliyoruz, zaten hep öyle. Ama son dönemde katılımların çok düştüğü, azaldığı söyleniyordu. Biz de bunu doğru kabul ediyorduk. Ama orada gördüğüm militanların yarıdan fazlası 20’li yaşlarındaydı en fazla. Kadın ve erkek, onu da özellikle vurgulamak lâzım. Bu kişiler ne istiyorlar? Bu kişilerin ne istediğini ilk gün de söylemiştim. Bu kişiler Abdullah Öcalan’ın devletle yürüttüğü müzakereleri önemsiyorlar ve bunun kendilerinin kaderini belirleyecek bir şey olduğunu da görüyorlar. Konuştuğumuz kadarıyla, özellikle Türkiye’den gelen, Diyarbakır’dan, Van’dan gelen, kimileri daha deneyimli birtakım militanlarla konuştuğumda, açıkçası hızlı bir şekilde Türkiye’ye dönme ihtimalini pek görmediklerini hissettim. Çünkü devlete güvenmiyorlar. Ama bir diğer yanda, tekrar olacak ama, Öcalan’a çok güveniyorlar, hayli güveniyorlar. Yani artık burada sıfat bulamıyorum.

Olay çok açık; devletle Öcalan’ın anlaşması durumunda, örgüt o anlaşmaya uyacak. Onu görebiliyoruz. Onun içerisinden birileri anlaşmanın şu ya da bu maddesine ya da çerçevesine itiraz edip silahlı mücadeleyi sürdürmeye niyetlenebilir. Çok sanmıyorum ama niyetlense bile buradan bir sonuç alma ihtimalini ben görmüyorum. Benim gördüğüm, tabii ki dağdaki bütün militanlarla, çok sayıda militanla konuşma imkânı vesaire olsaydı daha detaylı birtakım şeyler söyleyebilirdim ama yine de epey kişiyle konuştuk. Birbirinden farklı konumdaki kişilerle konuştuk ve şunu gördük ki insanlar olacağına pek ihtimal vermeseler de çözüme hazırlar ve özellikle tabii Duran Kalkan’la yaptığım röportajdan benim çıkarttığım da bu olayın büyük ölçüde aslında örgütün kafasında hallolduğu yolunda.

Çünkü şimdi görüyorum birtakım kişiler, Medyascope‘ta da yazanlar var, Duran Kalkan’ın çok da bir şey söylemediğini iddia ediyorlar. O kanıda değilim. Buna karşılık birçok kişi de, birbirinden farklı siyasi görüşten kişi de onun söylediklerinin çok önemli olduğunu vurguluyorlar. Bence de öyle. Duran Kalkan’ı az buçuk bilen birisiyim, örgütün jargonunu diyelim bilen birisiyim ve özellikle de son bu çözüm sürecinde Duran Kalkan, Murat Karayılan, Cemil Bayık, Mustafa Karasu, Sabri Ok gibi isimlerin yaptıkları açıklamaları da satır satır okumuş birisiyim.

Duran Kalkan’la beraber benim gördüğüm, artık bu defter kapanıyor. 50 yıl, yaklaşık 50 yıl… Şimdi bunun değişik tarihleri var tabii ki ama 70’li yılların ortasında Ankara’da Duran Kalkan’ın da olduğu, Abdullah Öcalan, Cemil Bayık, yaşayanları söylüyorum, bir grup tarafından kurulmuş bir örgütten bahsediyoruz ama örgütün ilk ciddi çıkışı 1984 Ağustos ayında Eruh ve Şemdinli baskınları. Yani 84’ü milat olarak alırsak 42 yıl. Ama o ilk Ankara’daki kuruluşu alırsak 50 yıl, neredeyse 50 yıl. Bu defter kapanıyor çünkü bunun birçok nedeni var. Duran Kalkan bunu özellikle bölgesel gelişmelerle irtibatlandırdı. Öcalan da görüşmelerde bunu söylüyor.

Ama bir diğer husus da şu, onu özellikle vurgulamak lâzım: Abdullah Öcalan, Duran Kalkan, Cemil Bayık gibi isimler, buna Murat Karayılan’ı ve diğerlerini de ekleyebiliriz, artık 70 yaş ve üstü kişiler ve bir yerden sonra bu defterin kapanıp kendilerinin Türkiye’ye dönmesi ya da yasal siyaset yapma imkânı bulmaları onlar için çok iyi bir jübile olur ve buna razılar gibi görüyorum. Aksi takdirde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni pes ettirmek gibi bir düşüncelerinin olduğunu hiç düşünmüyorum, yani kuruluşundan bu yana kadar. Öcalan’ın belli bir tarihten itibaren en çok dile getirdiği husus, Birand röportajlarından itibaren düşünün; muhatap alınmak, devlet tarafından muhatap alınmaktı. Değişik dönemlerde oldu ve şimdi bunun zirvesindeyiz. Ve şu anda Öcalan’ın muhatap alındığı, Öcalan üzerinden PKK’nın, Kürt siyasi hareketinin muhatap alındığı ve bir anlaşmaya varılmak üzere olduğunu görüyoruz. Sonuçta ne oluyor? 50 yılın sonunda kaybetmemiş oluyorlar. Kazandıkları nedir? O ayrı bir tartışma konusu ama kaybetmemiş olmak bile başlı başına bu kişiler için çok, ne denir, başarılı bir hayat bilançosu olabilir. Ben bu kanıdayım. Tabii ki bunun gerçekleşmemesi için çalışan çok kişi var ama gerçekleşmesi için çalışanlar da var. Bakalım hangisi kazanacak.

Bugün Fransız sinemasının büyük bir oyuncusundan bahsedeceğim. Kendisi 87’de öldü. 60’larda ve 70’lerde çok bilinen bir isim. Ben onun 70’lerdeki filmlerini daha çok bilirim. Lino Ventura. Lino Ventura, Fransız sinemasına damga vuran birisi ama İtalyan. Çok erken yaşta Fransa’ya geliyor. Hayatının büyük bölümü Fransa’da geçiyor ve Fransız sinemasının öne çıkan isimlerinden birisi ama hiçbir zaman İtalyan kimliğini bırakmamış, Fransız vatandaşlığını da kabul etmemiş birisi. Lino Ventura, şöyle söyleyeyim, tam ‘‘ağır abi’’ olarak tanımlanabilecek birisi. Evet, ‘‘ağır abi’’ diye söyleyebileceğimiz birisi Lino Ventura.

Genellikle polisiyelerde oynadı, suç filmlerinde oynadı. İlginç olan şu; ya dedektifti, komiserdi ya da gangsterdi. Bazı filmlerinde öyle, bazı filmlerinde böyle. Bir ilginç husus, kendisi profesyonel güreşçilikten geliyor ve güreşçilikten sonra bir sakatlık geçirip sinemaya yönelen birisi. Ve Fransız sinemasının ağır yönetmenleri Claude Sautet gibi, ama en önemlisi Louis Malle gibi isimlerle beraber oynamış, hep dikkat çekmiş, damga vurmuş. Kimi zaman başrol ama kimi zaman da yardımcı rollerde yer almış birisi. Zihinsel engelli bir çocukları olduğu için eşiyle beraber kendisini engelli çocuklara yönelik kampanyalara adamış, vakıflar kurmuş iyi bir insan. Ve son olarak, Fransız sinemasına damga vurmuş bir İtalyan olarak 1987 yılında 68 yaşında hayata gözlerini yummuş. Lino Ventura’yı saygı ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş