Kurtuluş Savaşı’nın simgelerinden biri hâline gelen Şerife Bacı’nın doğum tarihi bilinmemektedir ancak cephane taşırken 1921’de donarak öldüğü zaman 21 yaşında varsayıldığı için 1900 yılında dünyaya geldiği tahmin ediliyor.
Hakkında çok hikâyeler yazılan, kurgular yapılan, rivayetler söylenen Şerife’nin en yaygın bilinen, okul kitaplarında da yer alan hayat hikâyesi şudur:
Anlatılanlara göre Şerife on altı yaşında evlendirilmiş bir köylü kadınıydı ve öldüğünde 20’li yaşlarının başlarındaydı. Düğünden iki ay sonra Birinci Dünya Savaşı patlak verince kocasını askere almışlardı. Altı ay sonra da Çanakkale’den eşinin ölüm haberi geldi.
“Bu tazeliğiyle yapayalnız durması yakışık almaz” diyen köyün ileri gelenleri onu savaşta sol bacağını ve bir gözünü kaybetmiş gazilerden Topal Yusuf ile evlendirdiler. Şerife Bacı bu evlilikten Elif isimli bir bebek dünyaya getirdi.
Elif anasını emiyor, o emdikçe Şerife Gelin’in sütü artıyordu. Bunu fırsat bilen komşular, o günlerde salgın hastalıklar yüzünden anası ölen, yetim kalan, süt ememeyen hangi çocuk varsa, Şerife Gelin’e getiriyorlar; köyün yetimlerini hep o emziriyordu. Sonuç olarak bu köyde yetimlerin tamamı sütkardeşi, Şerife Gelin de onların sütanası olmuştu. Kocası Topal Yusuf’un sadece adı vardı. Savaşta sol bacağı kopmuş, yakınında patlayan bomba bir gözünü de kör etmişti. Kulaklarının duyması ise günden güne azalıyordu. Günlük işlerini ve hizmetini de Şerife Gelin görüyordu.

1921 yılının Aralık ayında aniden bastıran kar yolları kapamış vaziyette iken, İnebolu’ya çıkarılan cephane ve silâhların Kastamonu üzerinden Ankara’ya sevk edilmesi gerekiyordu. İnebolu, Türk İstiklâlinin mihenk taşı olarak görülmekteydi.
O akşam köy muhtarı “Komşular; sizin anlayacağınız, deniz yoluyla İnebolu’ya getirilen cephane ve top mermilerinin cepheye taşınması için bütün çevre köylere görev verilmiş. Adına ister imece, ister salma, ister başka bir şey deyiniz; bu taşıma işi muhakkak yapılacaktır.” diye konuşma yaptı.
O akşam köy bekçisi sekiz kişinin evini dolaşıp yola ne zaman ve nasıl çıkılacağını bildirdi. Şerife Gelin de bunların içerisindeydi. Şerife Gelin, köyde bakacak kimsesi olmadığı için bebeği Elif’i de yanına almıştı. Kağnısına top mermileri yüklendi, yol verildi. Şerife Gelin, İnebolu çıkışında kağnıyı durdurdu. Oraya kadar sırtında taşıdığı kızı Elif için top mermilerinin arasında bir yer ayarladı. Tek korunma aracı olan yün yorganını da top mermilerini ve kızını yağıştan korusun diye üzerlerine örttü.
Bu hâlde epeyce yol aldıktan sonra kağnı birden durdu. Şerife Gelin’in yüreciğindeki yara deşilmişti; evet, kara öküz yürümüyordu. Şerife Gelin öküzün ipine asıldı; kara öküz biraz yürüyüp tekrar durdu sonra olduğu yere yığılıverdi.
Cephane taşırken ölen kadınlar
Kaç kez kara öküz yatmış, kaç kez boyunduruğu Şerife Gelin göğüslemiş, sayısını unutmuştu. Ne kadar yol aldığını ise hiç bilmiyordu. Şerife Gelin’in karnı açtı, nedense bir uyku da bastırmıştı. Biricik Elif’i aklına geldi. Doğal ki onun da karnı zil çalıyordu. “Elif’imi azıcık emzirebilseydim” dedi. Ama Elif uyuyordu, zaten uyansa da bu soğuk havada çocuk emzirilemezdi. Kendi kendine: “Elif uyanmadan Kastamonu’ya varabilseydim bari” dedi.
Şerife Gelin, donmakta olduğunu işte o anda fark etti. Yıkıldığı kar içerisinden çabalayarak kalktıktan sonra, yine zor belâ kağnının üzerine çıkabildi. Elleri ve ayakları donma noktasına geldiği için kağnıya binerken kaç kez kayıp yere düştüğünün sayısını bilemiyordu. Elif çatlayacak gibi ağlarken, Şerife Gelin’in kolu kanadı hareketsiz kaldı. Kastamonu Kışlası önünde, bebeği sırtında cephane yüklü kağnıda hayata gözlerini yummuştu.
Geçen zaman içerisinde soğuktan dolayı takati kalmayan ve gösterdiği insanüstü gayretiyle büyük bir çaba harcayan Şerife Bacı donarak şehit olduğunda 20 yaşındaydı.
Kağnı sesleri bir mayın gibi, kentin dışındaki Kastamonu kışlasının yakınına kadar gelip orada durdu. Onu bulanlar, Şerife Bacı’nın öldüğünü, bebeğin ise yaşadığını görünce ağlamaktan kendilerini alamadılar.
Savaşlar boyunca yüzlerce kadın, çocuk, ihtiyar cephane taşırken hayatını yitirdi
Genel olarak bu şekilde aktarılan Şerife Bacı’nın yaşadıkları, çok değişik anlatımlarla da dile getirildi. Bazılarında eşi askerdeydi, evde bebeğiyle yaşıyordu. Zamanla farklı anlatımlar ortaya çıkınca, gerçekten yaşanmış bir olay efsane hâline dönüştü. Kimileri böyle biri olmadığını, Kurtuluş Savaşı döneminde moral amacıyla uydurulan bir hikâye olduğunu düşünenler çıktı. Şerife Bacı’nın kimliği hakkında çelişkili anlatımların olması, net bilginin olmaması bazılarının bu konuda şüphe duymasına yol açtı.
Oysa Şerife Bacı olayı, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı boyunca çok yaşanan gerçek bir olaydı. Bu savaşlar boyunca yüzlerce kadın, çocuk, ihtiyar cephane taşırken hayatını yitirmişti.
Şerife Bacı ile ilgili en sağlıklı bilgi Nurettin Peker’in 1955 yılında yayımladığı “Resim ve Vesikalarla İstiklâl Savaşı, İnebolu-Kastamonu ve Havalisi Deniz ve Kara Harekâtı” kitabında yer alıyor. Kitapta “Kastamonu Kışla Önünde Donan Kahraman Türk Anası” başlıklı bölümde bildiğimiz Şerife Bacı olayını anlatır. Ancak onun yazdığında donarak ölen kadının adı yoktur, kimliği tespit edilememiştir.
1921-1922 kışı çok olmuştu. Ankara yolundaki dolu kafileler arasında tabii sayılan don hâdiseleri yalnız kendi çevrelerinde birer destan olurken bu hâdise kahramanlarından bir tanesi şehrin kapısı sayılan kışla önüne kadar gelmiş yani taşıdığı millet yükünü canı pahasına menzili maksuduna ulaştırmıştı.
Bu hâdise şehir halkının gözleri önünde cereyan ettiği için herkesi üzdü. Ağlattı.
O günü yaşayanlar
O günkü vazifelilerden Cemil Patlaban’ın anlattığına göre 1921 Aralık ayında birdenbire bastıran kar, yolları kapamış, cepheye giden taşıt kolları geceye kalmadan yakın hanlara köylere sığınmışlardı.
Böyle fırtınalı bir gecede sabaha kadar yağan kar altında kalanların ara sıra olduğu gibi yine kara haberleri beklenirken, o gece kar tipisine rağmen vatan aşkı ile ancak Kastamonu Kışlasının önüne kadar gelebilen cephane yüklü bir kağnı arabasının yanına ilk gidenin gördüğü acı manzara çok dehşetti.
Hâdiseyi görenin kışlaya haber vermesi ile Menzil Mıntıka müfettişi Osman Bey derhal Merkez K. İnzibatı askeri postabaşı muavini Devrekanili Cemil ve Beşiktaşlı Rıfat çavuşlar mahalline koşturmuştur.
Her nasılsa kafileden geri kalmış genç bir kadının cephane yüklü kağnısı ile yorgun argın bir hâlde ancak kışla önüne kadar gelebildiği ve şehre girmek nasip olmadan şose kenarında sabaha karşı donduğu anlaşılmıştır.
Öküzleri geviş getiren bu kağnı arabasındaki kıymetli yükü korumak için üstüne yorganını örten bu genç kadının bir elinde üvendire, kollarını açarak yorganın üzerine abanarak kaldığı vazifeliler tarafından görülmüştür.
Rıfat Çavuş öküzleri koşarken, Cemil Çavuş şehidin üzerindeki karları süpürmüş ve her ikisi de gözyaşları dökerek kollarından ve bacaklarından tutarak kaldırırlarken yorganın altından birdenbire çığlık basarak ağlayan bir çocuk sesi işitince şaşırmışlar.
Ve şehit anayı yana çekip hemen yorganı kaldırmışlardır. Gördükleri tablo şu olmuştur:
Otlara sarılı top gülleleri arasına yerleştirilmiş çulların içinde kundaklı bir kız çocuğunun dondan kurtulduğu ve müdahale üzerine uyanarak meme için ağlamaya başladığıdır.
Cephanesi ve yavrusu uğruna kendini feda eden bu kahraman anayı ve yavrusunu arabaya yerleştiren çavuşlar baş başa ağlaşarak gün doğarken yola düzüldüler.
Öküzler aç ve zayıftı, çekemediler. Çavuşlar koşuldular. Öküzlere yardım ettiler. Bu mukaddes ve muazzez yükü gurur ve iftiharla fırka dairesinin önüne kadar çektiler.
Kumandan ve maiyeti arabanın başına geldiler. Bir dakika saygı duruşu yaptıran kumandan Osman Bey bu hazin tablo karşısında gözleri yaşararak konuştu:
“Türk kadını dünyada emsali bulunmayan kahraman bir anadır. Öyle bir anadır ki, tarihte nice kahramanlar, cihangirler doğurmuştur.
Arkadaşlar… Millî Mücadeleyi kazanacağımızın en büyük misali işte önümüzde, biri ölü biri diri yatıyor” diyebilmiş ve üzüntüsünden daha fazla konuşamamıştır.
Yavruya süt anası ve ölüye belediyece kefen vesaire masrafı temin edilerek Kastamonu muhitini iyi bilen Cemil Çavuş şehit ananın hüviyetini tespite memur edilmiştir.
Cemil Çavuş, şehidin alaca önlüğünden ve başındaki benli çarından köyünü keşfederek hanları dolaşmış ve Seydilerli köylülerini bularak göstermiştir.
Onlar da tanımışlar. Ağlaşmışlar. Ve bu şehit ana ile yavrusunu göğüslerine basarak köylerine götürmüşlerdir.
Ülkemizin her köşesinde Şerife Bacı’lar var
İstiklâl savaşında adları sanları belirsiz ne analar ne babalar ne yavrular vardır ki, cephane taşırken yol boylarında ölmüşler fakat nüfus kütüklerine formalite icabı (eceliyle köyünde vefat) kaydı ile işaretlenmişlerdir.
Henüz ismi tespit edilemeyen bu aziz Türk kadınının bugün kendi gibi bir ana olan yavrusu da acaba hangi kahramanları doğurdu? Ey isimsiz, belirsiz kahramanlar. Siz sağ iken vatan var olacaktır.”
Adem Salcıoğlu, Kastamonu Cep Dergisi’nde “Şerife Bacı Efsane mi, Gerçek mi?” başlığıyla yazdığı yazıda, Nurettin Peker’in kendisine gelen yoğun sorular nedeniyle bahsettiği isimsiz kadını bulmak için çabaladığını belirtiyor.
Nurettin Peker, 1973 yılında Karadeniz Gazetesi yazarı Necati Öz’e yazdığı bir mektupta, 1960’larda Seydiler ve Devrekani köylerinde yaptığı araştırmada bu ismi meçhul kahramanın kimliğine ulaştığını, Satı Köyünden Şerife olduğunu, Sıdıka adında kızı bulunduğunu ve Sıdıka’nın da çocuksuz öldüğünü tespit ettiğini yazmıştı.
Şerife Bacı adıyla vücut bulan aziz kahraman, Seydiler’in bilemediğimiz bir köyünde, bilemediğimiz bir mezarında yatmaktadır.
Zaten ülkemizin her yöresinde binlerce kadın bilinmeyen kabirlerde medfundur. Şerife Bacı hepsini simgeleyen bir isim olmuştur. Allah mekânlarını cennet eylesin.
Kaynaklar
Şerife Bacı, Adem Salcıoğlu, Kastamonu Cep Dergisi, Sayı 8, Ocak 2022.
Resim ve Vesikalarla İstiklâl Savaşı, İnebolu-Kastamonu ve Havalisi Deniz ve Kara Harekâtı, Nurettin Peker, 1955.
Kastamonu Basınında Millî Mücadele’nin Yankıları, Mustafa Eski, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1995.
- Ukrayna-Rusya savaşı: ABD’den Kiev’e silah desteği
- Okmeydanı-Fetihtepe’de yıkım gerginliği: “Karanlıkta otururum, dışarıdan su taşırım ama gitmem”
- AKP ve MHP önce karşı çıktı, sonra savundu: Termik santrallere verilen izin uzatıldı
- “Camide içki içtiler”; “Başörtülü bacımıza saldırdılar”; “Ezanı ıslıkladılar”: Siyasi amaçlı gerçek dışı iddialar
- Baca filtresi takmayan beş termik santral kapatıldı













