İSTANBUL (Medyascope) – Çerçeve yasanın TBMM Genel Kurulu’na gelmesi beklenirken siyasi partilerin yasaya ilişkin tutumları tartışılıyor. İktidar partileri ve DEM Parti’nin destek verdiği yasa için İYİ Parti ve Yeniden Refah Partisi yasaya karşı çıkıyor. Gözler ise YENİ Parti’nin vereceği karara çevrildi. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Bir oyunbozan olarak Selahattin Demirtaş” başlıklı yayınında çerçeve yasa tartışmasını, Demirtaş’ın süreçteki rolünü ve siyasi partiler arasındaki ayrışmayı değerlendirdi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- YENİ Parti’nin yasaya yönelik farklı görüşleri var, ancak destek verme ihtimali üzerinde duruluyor.
- Selahattin Demirtaş’ın durumu tartışmanın merkezinde; Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiği belirtiliyor.
- Demirtaş ve Selçuk Mızraklı yasaya destek verdiklerini açıkladı, bu açıklama tartışmaların seyrini değiştirdi.
- Demirtaş, yeni dönemde Kürt hareketinin liderlerinden biri olabileceği ifade ediliyor.
Çerçeve yasa Meclis’ten geçecek mi?
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, iktidar partileri ile DEM Parti’nin destek verdiği çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin beklendiğini söyledi. Çakır, İYİ Parti ve Yeniden Refah Partisi’nin yasaya karşı olduğunu aktardı.
YENİ Parti içerisinde ise yasaya yönelik farklı görüşler bulunuyor. Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici ve İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt “hayır” diyeceklerini açıklarken, parti yönetiminin henüz kesin bir tutum ortaya koymadığı belirtildi.
Gözler YENİ Parti’nin vereceği kararda
Çakır, YENİ Parti’nin yasaya ilişkin teknik eleştirileri bulunduğunu, ancak sürecin ilerlemesi için yasaya destek verme ihtimalinin yüksek olduğunu söyledi. Parti yönetimine yönelik “hayır” baskısının ise siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler ve hukukçular tarafından sürdürüldüğünü belirtti.
Bu çevrelerde yasanın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi hamlesi olduğu ve YENİ Parti’nin bu sürece dahil olmaması gerektiği yönünde değerlendirmeler yapıldığını aktardı.
Yasa tartışmasının merkezinde neden Demirtaş var?

Çerçeve yasa tartışmalarında Selahattin Demirtaş’ın durumunun öne çıktığını belirten Çakır, Demirtaş’ın yasanın kapsamında olup olmadığı konusunda farklı görüşlerin bulunduğunu söyledi.
Ancak Çakır’a göre Demirtaş’ın cezaevindeki durumu yeni bir yasa gerektirmiyor. Çakır’a göre, Demirtaş Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları doğrultusunda serbest bırakılması gereken bir isim.
Demirtaş’tan sürecin seyrini değiştiren açıklama
Selahattin Demirtaş ile eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’nın yaptıkları ortak açıklamayla yasaya destek verdiklerini belirten Çakır, bu çıkışın Demirtaş üzerinden yürütülen tartışmanın seyrini değiştirdiğini söyledi.
Demirtaş ve Mızraklı, sürecin bölünme veya ucuz pazarlık süreci olmadığını belirterek yasaya karşı çıkanlar dahil tüm siyasetçilere teşekkür etti.
“Demirtaş bu süreçte olmazsa olmaz”
Çakır, Kürt hareketinin tamamen yasal platformda siyaset yapacağı yeni dönemde Demirtaş’ın önemli bir rol üstlenebileceğini söyledi.
Cezaevlerinden, Avrupa’dan ve Kandil’den topluma entegrasyon sürecinin başlaması halinde Demirtaş’ın da sürece dahil olacağını tahmin ettiğini belirten Çakır, Demirtaş’ın Kürt hareketinin yeni döneminde “olmazsa olmaz” bir isim olduğunu ifade etti.
- Hakan Fidan: “YPG Suriye’de oyunbozan rolünde”
- Miran Bulut yazdı – “Bir Kadının Dönüşümleri”nden bir erkeğin performansına: Temsil üzerine oyunbozan bir bakış
- “Devrim dijital olacak”: Panama Belgeleri’ni ortaya döken oyunbozan John Doe’nun manifestosu
- Öcalan: “Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir?”
- Çerçeve yasa Meclis’e AKP, MHP, DEM Parti, CHP imzasıyla sunuldu: YENİ Parti süreci eleştirdi, görüşmelerde destek sinyali verdi
Video deşifresi
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar.
Bugün bir aksilik olmazsa Meclis Genel Kurulu’na çerçeve yasanın gelmesi bekleniyor. Geçeceği kesin çünkü iktidar partileri ve DEM Parti destek veriyor. Cumhuriyet Halk Partisi de grup kararı aldı ama İlhan Kesici ‘‘hayır’’ oyu vereceğini açıkladı. İYİ Parti ve Yeniden Refah Partisi ‘‘evet’’ vermiyor, ‘‘hayır’’ diyor. Yeni Parti’ye gözler çevrildi. Yeni Parti’den şu ana kadar iki isim açıkça ‘‘hayır’’ diyeceklerini söyledi. Birisi Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici, diğeri İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt. Yeni Parti’nin normalde evet demesi bekleniyor fakat bu konuda çok bağlayıcı bir açıklama henüz yapılmış değil. Oylama sırasında herhalde Yeni Parti adına konuşacak olanlar bunu daha da netleştireceklerdir. Eleştirileri olduğunu biliyoruz. Özellikle teknik olarak yasanın detayları hakkında eleştirileri olduğunu biliyoruz. Birtakım eksiklikleri dile getirdiklerini biliyoruz. Fakat Özgür Özel’in daha önceki yaptığı açıklamalardan hareketle bu sürecin yürümesi için yasaya destek verme ihtimalleri çok yüksek.
Fakat Yeni Parti’ye yakın, içinden, çevresinden çok kişi yasa hakkında alenen bir şekilde ‘‘hayır’’ kampanyası yürütüyorlar ve Yeni Parti yönetimini de ‘‘hayır’’ demeye davet ediyorlar. İçlerinde çok sayıda siyasetçi, gazeteci, akademisyen, hukukçu var. Görüyoruz. Tabii ki Yeni Parti’ye üye olan ya da üye olmayı düşünen vatandaşlar da var. ‘‘Hayır’’ denmesini isteyen çünkü onlar bunu bir oyun olarak görüyorlar. Oyunun Erdoğan’ın oyunu olduğunu görüyorlar. Ve bu oyuna Yeni Parti’nin dahil olmamasını istiyorlar. Aslında bu süreç başladığında da vardı bu önerme ve yeni bir parti o zaman Cumhuriyet Halk Partisi’nin komisyona girmemesi yolunda çok ciddi bir baskı vardı. Buna rağmen Özgür Özel partilerinin Cumhuriyet Halk Partisi’nin komisyona girmesi kararını aldı. Fakat İmralı heyetine temsilci vermedi. Şimdi komisyon öncesine benzeyen ama ondan daha sert ve yoğun olan bir kampanya var ve bu kampanya esas olarak şöyle özetlenebilir: Tabii ki Erdoğan’ın bir oyunu, otoriterliği pekiştirmeye yönelik bir oyun, Öcalan’ın muhatap alınması meselesi ve en çok söylenen cezaevlerinde belediye başkanları, siyasetçiler varken bu kişilerin serbest bırakılacak olması. Akıl kârı değil.
Bu noktada ilginç olan 19 Mart’tan beri tutuklu olan Şişli Belediye Başkanı, gözaltına alınıp sonra tutuklanan Resul Emrah Şahan daha ilk yasa ortaya çıktığı andan sonra yaptığı açıklamada sosyal medya üzerinden bütün eksiklerine rağmen yasayı desteklediğini söyledi. Ve bu sorunun çözümü için önemli bir adım olduğunu söyledi ve çok tepki aldı. Olumlu tepkiler de vardı ama büyük çoğunlukla olumsuz tepkileri gördük. Çok sert laflar da edildi Resul Emrah Şahan’a ve gerçekten cesur bir çıkıştı. Ben de birkaç gün önceki bir yayında bundan bahsedip onu takdir ettiğimi söyledim. Çünkü bence de bu yasa bütün sorunlarına rağmen geçmesi gereken bir yasa. Resul Emrah Şahan’ın bu çıkışının ardından çok fazla başka bir şey görmedik. Tepki, duruş görmedik. Açık pozisyon alış görmedik. Ve bu arada tartışmanın büyük ölçüde Selahattin Demirtaş üzerinden yapıldığını gördük. Yani Selahattin Demirtaş ve arkadaşları, Gezi tutukluları içerideyken diye yapılan bir akıl yürütme, yani onlar içerideyken ve üstüne Abdulkadir Selvi’nin Adalet Bakanı Akın Gürlek referansıyla söylediği Demirtaş’ın durumunun bu yasanın kapsamında olmadığı yazısı üstüne bindi. Meclis’teki komisyon tartışmalarında Demirtaş üzerine gerginlikler yaşandı, özellikle DEM Parti ve Yeni Parti arasında.
Şimdi Demirtaş’ın durumu: yasa kapsıyor mu, kapsamıyor mu? Ben ilk bu konuda aldığım bilgilerde, daha taslak halindeyken Demirtaş’ı kapsamadığı yönündeydi. Ama sonra kapsadığını ileri sürenler oldu. En son da Abdulkadir Selvi’nin yazısını gördük. Ama şunu da biliyoruz ki Demirtaş olayı zaten yeni bir yasa gerektirmiyor. Demirtaş, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarıyla zaten çoktan çıkması gereken birisi. Onu içeride siyasi iktidar tutuyor. Yani siyasi iktidarın bir kararıyla özgürlüğüne kavuşması yıllardır beklenen ve olması gereken. Dolayısıyla Demirtaş’ı bu olayın içine yasa karşıtlığının merkezine yerleştirmek çok da isabetli değil ama akıllıca. Neden akıllıca? Çünkü Demirtaş şu anda, uzun zamandır Türkiye’nin en popüler siyasetçilerinden birisi. Kürt kamuoyunda çok büyük bir sempatisi var. Kürt olmayan kamuoyunda da kendisine yönelik bir ilgi, merak ve yer yer sempati var. Sevmeyenler bile, ondan nefret edenler bile ona bir değer atfediyor. Demirtaş’ın gerçekten Türkiye’de, siyasette çok merkezi bir rolü var. Bu itirazlara baktığımda çok sayıda tanıdığım, bildiğim, önem verdiğim insanın, siyasetçinin, akademisyenin, gazetecinin, hukukçunun samimiyetle bu olayı dile getirdiğini görüyorum. Ama buna karşılık çok da fazla Selahattin Demirtaş’tan hazzetmeyen kişilerin de bu argüman için Demirtaş’ı kullandıklarına tanık oluyorum.
Evet, Demirtaş olayı önemli ve ne oldu sonra? Demirtaş oyunu bozdu. Beraber Edirne’de birlikte kaldıkları Diyarbakır eski Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ile bir açıklama yaptılar ve bu açıklamada özetle şöyle dediler: ‘‘Bu süreç, bölünme, ayrışma süreci ya da ucuz pazarlıklara dayalı bir al-ver süreci değildir. Barışa katkı sunan, bu yangına bir damla su taşıyan herkesten Allah razı olsun. Çıkacak olan yasa hayırlara vesile olsun.’’ Ve bütün siyasetçilere, yasaya karşı çıkanlar dahil hepsine teşekkür ettiler ve yasanın yanında pozisyon aldılar. Bu metne baktığınız zaman çok iyi çalışılmış, ince çalışılmış bir metinle karşı karşıya olduğunuzu görüyorsunuz. Zaten gerek Demirtaş, gerek Mızraklı bu hareket içerisinde yetişmiş, siyasi yönleri çok güçlü ama entelektüel yönleri de çok gelişmiş isimler. Ve tam zamanında, yasanın oylamaya geçmesinin hemen öncesinde bu çıkışı yaparak oyunu bozdular. Daha doğrusu Demirtaş üzerinden oynanmak istenen oyunu bozdu. Meclis genel kurulunda DEM Parti Grup Başkanvekili bu açıklamayı okudu. Kayıtlara geçti. Demirtaş bunu yaparak sürece ve yasaya çok değerli bir katkıda bulundu ve tabii ki yasaya karşı çıkanları ve özellikle Demirtaş üzerinden, Demirtaş argümanıyla karşı çıkanları çok rahatsız etti. Demirtaş bu sürece ve bu ülkeye çok lazım olan birisi. Onu şu ya da bu şekilde küstürdüler. Bir dönem siyaset konuşmamaya karar verdi ama kritik anlarda birtakım açıklamalar da yapıyor ve umarım ve tahminimce süreç başladığı andan itibaren kısa bir süre içerisinde yani yurtdışından, cezaevlerinden, Kandil’den topluma entegrasyon süreci başladığında Demirtaş’ın da buraya dahil olacağını tahmin ediyorum ve umuyorum. Çünkü bu süreç, artık Kürt hareketinin tamamen yasal platformda kendini göstereceği bu süreçte Demirtaş olmazsa olmaz bir isim ve onun Selçuk Mızraklı ile birlikte bu oyunu bozmalarını da takdir ettiğimi belirtmek istiyorum.
Bugünün ithafı bir büyük devrimciye olacak ama onun öncesinde bir şey söylemek istiyorum. O da şu: Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ dün sosyal medyada beni Kandil röportajım nedeniyle ve söylediklerim, yorumlarım nedeniyle ‘‘iliştirilmiş gazeteci’’ olarak tanımlamış. Ümit Özdağ’la birbirimizi yaklaşık 40 yıllık tanırız. Onun akademisyenliği ve benim gazeteciliğimin ilk yıllarından beri. Kürt sorunu ve PKK konusunda hiçbir zaman aynı şeyleri düşünmedik ama hep tartıştık, ettik. O beni bilir, ben onu bilirim. O benim iliştirilmiş bir gazeteci olmadığımı da çok iyi bilir. Bağımsız bir gazeteci olduğumu da çok iyi bilir. Ama siyaset böyle bir şey. İnsanlara böyle inanmadıkları şeyleri söyletiyor. Yani bunca yıllık tanışıklık üzerine onun bu sözlerini, ‘‘iliştirilmiş gazeteci’’ sözlerini duymak açıkçası beni üzdü. Ama bir yerden sonra da Ümit Özdağ’ı tanıyan birisi olarak çok da şaşırdığımı söyleyemem.
İşin ilginç yanı ondan bir süre önce, Kandil röportajından kısa bir süre sonra yine beni çok iyi tanıyan, çok yakından tanıyan, dost olduğunu düşündüğüm bir meslektaşım, benden yaşça büyük, adını vermeyeceğim, benzer şeyler söyledi. Beni devlet adına Kandil’e gitmiş bir gazeteci gibi tasvir etti ki kendisi benim gazeteciliğimin tanıklarındandır. Yıllarca nasıl bağımsız gazetecilik yapmaya çalıştığımın tanıklarındandır, tanığıdır. Neden böyle bir şey yaptığı üzerine çok fazla spekülasyon yapmak istemiyorum ama ilginç olan şu: O, Ümit Özdağ’ın tam karşı kutbundan, yani bu sürecin, bu sürecin Kürtlerin aleyhine bir süreç olduğuna inanıyor. Yani Ümit Özdağ Türklerin aleyhine düşünüyor. O kişi Kürtlerin aleyhine diye söylüyor ve bir Öcalan’ın, PKK’nın, artık her kimse Kürtlere ihanet ettiğini düşünüyor ve beni de onların iliştirilmişi olarak görüyor ve göstermek istiyor. İşin ilginç yanı tabii şu: Kendisi Kürt değil. Onu da vurgulayalım. Olabilir tabii ki. Ya Kürt olmadan da Kürtlerin hakkını savunabilirsiniz ki bunlardan birisi benim. Ama onun savunduğu şeyin ne olduğu konusunda çok emin değilim. Fakat Ümit Özdağ ile onun aynı noktada birleşmesi bana iki gün önce yaptığım Kürt ve Türk milliyetçileri kol kola yayınını hatırlattı. Evet, böyle garip bir dönemden geçiyoruz. İki uçtakiler aynı noktada birleşiyorlar. Bunun kötü bir şey olduğuna ve bu sürece katkıda bulunmak isteyenlere de, benim gibi mesela, aynı sıfatlarla, aynı tanımlamalarla ve aynı yalanlarla engel olmaya çalışıyorlar. Allah dostluklarını uzun süreli etsin diyeyim.
Ve bugünün büyük devrimcisine gelelim. Kim o? Tabii ki Ulaş Bardakçı. Kendisini 19 Şubat 1972’de kaybettik. İstanbul Arnavutköy’de polisle çatışmada hayatını kaybetti Ulaş Bardakçı. Mahir Çayan ve arkadaşlarıyla birlikte Dev-Genç ve Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi’nin kurulmasında, faaliyetlerinde aktif rol oynamış birisi, birçok eylemine katılmış — banka soygunu, İsrail diplomatının öldürülmesi gibi — bir isim. Ve sonra yakalanıyor ve yine Mahir Çayan ve diğer isimlerle birlikte cezaevinden kaçıyor. Kaçtıktan kısa bir süre sonra, birkaç ay sonra İstanbul Arnavutköy’de saklandığı evde polis kuşatıyor ve orada çatışma sonucu hayatını kaybetti. 19 Şubat tarihi 1970’li yıllarda bizler için çok önemli bir tarihti. Tıpkı Denizlerin asıldığı 6 Mayıs ya da Kızıldere’nin olduğu 30 Mart gibi 19 Şubat’ta da hep Ulaş anılırdı. Hâlâ ananlar vardır eminim. Ama daha önemlisi, 54 yıl geçti aradan, insanlar, anne babalar çocuklarına Ulaş ismi koyuyorlar. Türkiye’nin her bir tarafında Ulaş isminde – ki çok güzel bir isim – çocuklar görüyorsunuz. Çoğu büyüdü artık. 50’li yaşlarında olanlar da var. Ve bunların ezici bir çoğunluğunun Ulaş Bardakçı adına bu isimleri koyduğunu herhalde tahmin edebiliyoruz. Bu da bize gösteriyor ki Ulaş Bardakçı yaşamaya devam ediyor. Bizim kalbimizde yaşamaya devam ediyor. Ulaş Bardakçı’yı sevgiyle ve saygıyla anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







