Recep Karagöz yazdı – Penahi’nin dönüşü: Bir vicdan aynası

Cafer Penahi’nin ülkesine dönüşü, zor zamanlarda memleketle kurulan ilişkinin ahlaki sınırlarını yeniden hatırlatan bir duruştur.

İranlı sinemacı Cafer Penahi’nin ülkesine dönüşü, tek başına bir sanatçının tercihi olarak okunamaz. Bu karar, hem İran toplumunun kriz anındaki reflekslerini hem de daha geniş ölçekte “memleket” ile kurulan ilişkinin ahlaki sınırlarını görünür kılan güçlü bir örnektir. Dahası bu durum, bizim ve başka toplumlar için de kaçınılmaz bir karşılaştırma imkânı sunmaktadır.

Cafer Panahi

Kriz anında saflaşma

Bilindiği gibi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından önce ülkede ciddi bir toplumsal huzursuzluk vardı. Rejim karşıtı gösteriler sokaklara taşmıştı. Ancak saldırı başladığında bu tablo hızla değişti. Dün yönetime itiraz eden kitleler, bugün ülkenin savunusu etrafında birleşti. Bu durum yüzeysel bir çelişki değildir. Burada açığa çıkan şey, siyasal tutumdan daha derin bir katmandır. Toplumlar iç meselelerinde bölünebilir. Ancak dışarıdan gelen bir tehdit karşısında “memleket” ortak paydası yeniden belirleyici hale gelir. Bu refleks ideolojik değil, varoluşsaldır.

Aidiyet mi kaçış mı

Sadece ülke içindeki mobilizasyon değil, yurtdışındaki İranlıların tutumu da dikkat çekicidir. Turistik amaçla ülke dışında bulunanlar, müsabakalar için yurtdışına bulunan sporcular ve farklı alanlardan insanlar gönüllü olarak geri dönmeyi tercih etti. Bu, zorunlulukla açıklanabilecek bir davranış asla değildir. Bu, aidiyetin eyleme dönüşmüş halidir. Çünkü bazı anlarda insan nerede yaşamak istediğini değil, nerede durması gerektiğini seçer.

Korkuya karşı onur

Daha çarpıcı olan ise toplumun savaş koşullarındaki tavrıdır. İran’da bombardıman altında dahi meydanların boşalmaması, sadece bir direniş göstergesi değildir. Bu, kolektif bir onur refleksidir. Emperyal müdahalelerin çoğu zaman gözden kaçırdığı gerçek de budur. Dışarıdan gelen baskı, toplumları parçalamaktan çok, çoğu zaman daha güçlü bir biçimde bir araya getirir. İran örneği bu gerçeği bir kez daha teyit etmiştir.

Bir cümlelik sınav

Bu bağlamda Cafer Penahi’nin kararı sembolik bir yoğunluk taşır. Uluslararası başarıların zirvesinde bir yönetmen. Cannes’da Altın Palmiye kazanmış, iki kez Oscar’a aday gösterilmiş. Hakkında kesinleşmiş hapis cezası var. Buna rağmen ülkesine dönüyor ve bunu açık bir irade ile yapıyor. Penahi, kararını soranlara şu net cevabı verdi:

“Benim tek pasaportum var. O da bu ülkeye ait.”

Bu söz, politik bir slogan değildir. Bu, bir insanın kendisiyle kurduğu ahlaki ilişkinin ifadesidir. Penahi burada sadece bir tercih yapmıyor, aynı zamanda bir ölçü koyuyor.

Tam da bu noktada asıl soruyu sormak gerekiyor. Bu tablo bize ne söylüyor? Türkiye’de uzun süredir daha sorunlu bir eğilim güç kazanıyor. Ülke ile kurulan bağ giderek daha pragmatik bir zemine kayıyor. Memleket çoğu zaman sadece sunduğu imkânlar üzerinden değerlendiriliyor. Zor zamanlarda ise ilk refleks sorumluluk almak değil, geri çekilmek oluyor.

Eleştiri ile aidiyet arasındaki denge zayıflıyor. Bir yanda her koşulda iktidarla özdeşleşen kör bir sadakat var. Diğer yanda ise en küçük krizde memleketle bağını koparmaya hazır bir mesafe duygusu. Her iki tutum da aynı sorunun iki yüzüdür. Çünkü biri eleştiriyi yok eder, diğeri aidiyeti.

Penahi’nin bu tercihi, sadece kişisel bir bağlılık ifadesi değildir. Aynı zamanda dışarıdan yönelen baskılar karşısında memleketinde durmayı seçen bir iradenin göstergesidir. Bu duruş, adı konulmasa da, emperyal müdahaleler karşısında safını belirleyen açık bir tavırdır.

Üçüncü yolun imkânı

Penahi’nin yaptığı şey, bu iki uç arasında üçüncü bir yolu hatırlatıyor. İtiraz edebilirsin. Eleştirebilirsin. Ama memleketini terk etmek zorunda değilsin. Çünkü memleket sadece üzerinde yaşanan bir yer değildir. Aynı zamanda insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin bir parçasıdır. Bu ilişki koparıldığında geriye sadece konfor kalır.

Son söz

Bugün Cafer Penahi’nin dönüşü sadece bir haber değildir. Bu bir teşhistir. Kimlerin kaldığını, kimlerin gittiğini, kimlerin sustuğunu ve kimlerin bedel ödemeyi göze aldığını gösteren bir teşhistir. Penahi döndü. Bazıları kaçtı. Bazıları sustu. Bazıları bekledi. Tarih hepsini kaydedecek. Ve kimsenin mazeretini kabul etmeyecek. Ama şunu unutmayacak:

Memleket, zor zamanda yanında durana aittir. Çünkü tarih, konforu değil, duruşu yazar.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.