Recep Karagöz yazdı: Einstein’ın uyardığı devlet

1948’de yayımlanan bir açık mektup, bugün Gazze’ye bakarken yeniden okunuyor. Einstein ve Hannah Arendt’in uyarıları, İsrail’in kuruluş sürecindeki şiddet ile bugünkü yıkım arasındaki tarihsel süreklilik tartışmasını yeniden gündeme taşıyor.

1948 yılında yayımlanan kısa bir açık mektup bugün yeniden dünyanın gündemine giriyor. Çünkü o metin yalnızca dönemin siyasal tartışmalarından biri değildi; geleceğe bırakılmış tarihsel bir uyarıydı.

The New York Times gazetesinde 4 Aralık 1948 tarihinde yayımlanan bildirinin altında dikkat çekici isimler vardı: Albert Einstein, Hannah Arendt ve dönemin çok sayıda Yahudi entelektüeli…

Recep Karagöz yazdı: Einstein’ın uyardığı devlet
Recep Karagöz yazdı: Einstein’ın uyardığı devlet

Mektupta, Menachem Begin’in liderliğini yaptığı Herut hareketi açık biçimde “faşist eğilimler taşıyan” ve “terör yöntemlerini kullanan” bir yapı olarak tanımlanıyordu. Özellikle Deir Yasin Katliamı’na dikkat çekiliyor; sivillere yönelik şiddetin yalnızca askeri değil, aynı zamanda politik ve psikolojik bir araç olarak kullanıldığı vurgulanıyordu.

Recep Karagöz yazdı: Einstein’ın uyardığı devlet
Recep Karagöz yazdı: Einstein’ın uyardığı devlet

Bugün Gazze’ye bakıldığında bu metin neden yeniden dolaşıma giriyor?

Çünkü tarih bazen yalnızca geçmişte kalmaz.

Bazen devletlerin siyasal hafızasına dönüşür.

Deir Yasin’den Gazze’ye uzanan hat

1948’de Filistin’in Deir Yasin Köyü’nde yaşanan katliam, Filistin toplumsal hafızasında yalnızca bir saldırı değildir. O olay, kitlesel korkunun, zorunlu göçün ve yerinden etme siyasetinin sembollerinden biri haline geldi.

Aradan onlarca yıl geçti. Fakat bugün Gazze’de yaşanan görüntüler dünya kamuoyunda benzer soruları yeniden gündeme taşıyor: Sivillerin topluca hedef olması, yaşam alanlarının sistematik biçimde yok edilmesi, açlığın savaş yöntemi olarak tartışılması ve insanların sürekli göçe zorlanması…

Bütün bunlar yalnızca “güvenlik politikası” olarak mı açıklanabilir?

Yoksa burada daha derin bir siyasal zihniyet sorunu mu vardır?

Gazze’de yaşananlar artık yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değerlendirilmiyor. Dünyanın birçok yerinde hukukçular, akademisyenler ve insan hakları örgütleri bu süreci “soykırım”, “etnik temizlik” veya en azından “soykırım riski” kavramları üzerinden tartışıyor.

Özellikle Uluslararası Adalet Divanı sürecinin ardından bu tartışmalar daha görünür hale geldi.

Mağduriyetin devletleşmesi

Holokost, insanlığa unutulmaması gereken büyük bir ahlaki ders bıraktı. Ancak tarih bazen ağır paradokslar üretir:

Geçmişin mağduriyetleri, ahlaki bir yüzleşmeyle korunmazsa zamanla güvenlik merkezli bir devlet aklına dönüşebilir.

Einstein ve Arendt’in kaygısı tam da buydu.

Onlar Yahudi düşmanlığı yapmıyordu. Tam tersine, yükselen militarizmin ve etnik üstünlük fikrinin Yahudi toplumunu ahlaki bir çıkmaza sürükleyebileceğini söylüyorlardı.

Recep Karagöz yazdı: Einstein’ın uyardığı devlet
Recep Karagöz yazdı: Einstein’ın uyardığı devlet

Bu nedenle bugünkü tartışmayı Yahudilik üzerinden okumak hem yanlış hem tehlikelidir. Mesele bir din meselesi değil; milliyetçilik, militarizm, sömürgecilik ve mutlak güvenlik ideolojisi meselesidir.

Çünkü tarih bize şunu gösterdi:

Bir halkın geçmişte zulüm görmüş olması, gelecekte zulüm üretmeyeceğinin garantisi değildir.

Gazze ve insanlığın aynası

Modern çağın en büyük krizlerinden biri şudur:

Devletler güvenliği kutsadıkça hukuk küçülüyor.

Önce olağanüstü hâl normalleşiyor.

Sonra siviller “kaçınılmaz zarar” olarak görülüyor.

Ardından şehirler haritadan silinse bile buna “meşru müdafaa” denebiliyor.

Gazze’de dünyanın önemli bir kısmını sarsan şey yalnızca ölüm sayıları değildir.

Asıl sarsıcı olan, bütün bunların canlı yayınlar eşliğinde yaşanmasıdır.

Bombalanan hastaneler, açlığa sürüklenen siviller, enkaz altından çıkarılan çocuklar ve yerle bir edilmiş mahalleler artık insanlığın ortak hafızasına kazınıyor.

Ve belki de asıl kriz burada başlıyor: Dünya, ahlaki duyarlılığını mı kaybediyor?

Einstein’ın bugüne kalan sorusu

1948’de yayımlanan o mektup bugün yeniden okunuyorsa bunun nedeni yalnızca tarih merakı değildir. İnsanlar o metinde bugünün gölgesini görüyor.

Einstein ve Arendt’in uyarısı aslında tek bir düşüncede düğümleniyordu:

“Tahakküm, yalnızca zalimlerin içinden çıkmaz; bazen mağduriyetlerin içinden de büyüyebilir.”

Bugün Gazze’ye bakarken sorulması gereken soru yalnızca İsrail’in ne yaptığı değildir.

Asıl soru şudur: İnsanlık, geçmişin acılarından gerçekten ahlaki bir ders çıkarabildi mi?

Yoksa her yeni güç, kendi travmasını yeni bir tahakkümün gerekçesine mi dönüştürüyor?

Belki de Gazze’nin dünyaya yönelttiği en ağır soru budur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.