Recep Karagöz yazdı: Siyaset sertleşirken sandığın geleceği

Türkiye’de siyaset yalnızca iktidar ile muhalefet arasındaki mücadeleye değil; sandığın anlamının, demokratik rekabetin ve toplumun değişime olan inancının yeniden tartışıldığı kritik bir döneme giriyor. Artan siyasal gerilim, yalnızca partileri değil, demokrasinin geleceğini de etkiliyor.

Demokrasiler yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Ama seçimler, demokrasinin en görünür meşruiyet alanıdır. Halk, iradesini en açık biçimde sandıkta ortaya koyar. Bu yüzden sandığın anlamını zayıflatan her gelişme, yalnızca bir parti meselesi değil; doğrudan siyasal rejimin niteliğiyle ilgili bir tartışmadır.

Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeler artık gündelik politik gerilimlerin ötesine geçmiş durumda. Belediye operasyonları, siyasal davalar, artan tutuklamalar, kayyum tartışmaları, muhalefet üzerindeki sürekli baskı atmosferi ve medyadaki ağır eşitsizlik, siyasetin rekabet alanının giderek daraldığı yönündeki tartışmaları büyütüyor. Ortaya çıkan tablo, yalnızca iktidar-muhalefet çekişmesiyle açıklanamayacak kadar derin bir siyasal dönüşüme işaret ediyor.

Recep Karagöz yazdı: Siyaset sertleşirken sandığın geleceği

Sandığın anlamı değişirken

Bugün birçok muhalif aktörün taşıdığı temel kaygı yalnızca seçim kaybetmek değil; siyasal alanın giderek öngörülemez hale gelmesi. Çünkü belirsizlik, modern otoriter siyasetlerin en etkili yönetim araçlarından biridir. İnsanların ne zaman hedef alınacağını bilememesi, yalnızca bireyleri değil, toplumsal psikolojiyi de dönüştürür.

Böyle dönemlerde hukuk yalnızca adalet mekanizması olmaktan çıkar; aynı zamanda siyasal iklimi belirleyen bir araç haline gelir. Soruşturmanın kendisi kadar, sürekli soruşturulabilir olma ihtimali de siyaseti şekillendirmeye başlar. Bu durum yalnızca muhalefeti değil; toplumun siyasetle kurduğu ilişkiyi de değiştirir.

Türkiye’de bu atmosferin yeni olmadığı açık. Özellikle son on yılda siyasal sistem giderek daha merkezi, daha güvenlikçi ve daha sert bir karakter kazandı. Başkanlık sistemiyle birlikte yürütme gücünün yoğunlaşması, devlet ile iktidar arasındaki sınırların bulanıklaşması ve siyasetin giderek “beka” dili etrafında kurulması, demokratik rekabet alanını daraltan önemli gelişmeler oldu.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: Türkiye’de seçimler hâlâ anlam taşıyor. İktidarın bütün sertleşme eğilimlerine rağmen seçimlere bu kadar yoğun müdahil olması bile aslında sandığın hâlâ ciddi bir risk üretmeye devam ettiğini gösteriyor. Eğer seçimler tamamen işlevsiz hale gelmiş olsaydı, bu kadar yoğun siyasal mücadeleye de ihtiyaç duyulmazdı.

Bu nedenle Türkiye’yi anlamak için iki aşırı yorumdan da kaçınmak gerekiyor. Bir yanda “Her şey tamamen bitti” söylemi, diğer yanda ise “Hiçbir sorun yok, demokrasi normal işliyor” yaklaşımı gerçeği açıklamaya yetmiyor. Türkiye bugün daha çok, seçimlerin sürdüğü fakat siyasal rekabet koşullarının giderek eşitsizleştiği bir gerilim alanında bulunuyor.

Muhalefetin açmazı

Fakat yalnızca iktidarın sertleşmesini konuşmak da yeterli değil. Muhalefetin kendi sınırları ve açmazları üzerine düşünmeden yapılan her analiz eksik kalır.

CHP’nin son yıllarda önemli bir siyasal ivme yakaladığı açık. Özellikle yerel seçim sonuçları, toplumun değişim talebinin küçümsenmeyecek düzeyde olduğunu gösterdi. Ancak bu yükselişin kalıcı toplumsal dönüşüme dönüşebilmesi için yalnızca iktidar eleştirisi yeterli görünmüyor.

Muhalefetin temel sorunlarından biri, hâlâ toplumun geniş kesimlerine güven veren uzun vadeli ve kapsayıcı bir siyasal hikâye üretememesi. Türkiye’nin muhafazakâr, milliyetçi ve devletçi toplumsal reflekslerini anlamadan kurulacak her siyasal dil, belli bir tavanı aşmakta zorlanacaktır.

Daha önemlisi, muhalefetin zaman zaman devleti demokratikleştirmekten çok devralmaya odaklı bir görüntü vermesi de önemli bir problem alanı oluşturuyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca iktidar değişimi değil; siyaset yapma biçiminin değişmesidir.

Bugün toplumun önemli bir kısmı yalnızca “Kim yönetsin?” sorusuna değil, “Nasıl yönetilsin?” sorusuna da cevap arıyor.

Recep Karagöz yazdı: Siyaset sertleşirken sandığın geleceği

Sessizleşen toplum

Türkiye’deki dönüşüm yalnızca siyasal kurumlarla sınırlı değil. Toplumun ruh hali de değişiyor.

Korkuya alışan, hukuksuzluğu sıradanlaştıran, “bana dokunmayan yılan” psikolojisine çekilen toplumlarda demokrasi yalnızca kurumsal olarak değil, ahlaki olarak da aşınır. İnsanlar zamanla siyaset karşısında edilgenleşir. Gençler geleceği başka ülkelerde aramaya başlar. Entelektüeller sessizleşir. Eleştirel düşünce yerini konforlu suskunluğa bırakır.

En tehlikeli eşik de budur zaten: Baskının normalleşmesi.

Çünkü otoriterleşme bazen bir anda gerçekleşmez. Yavaş yavaş alışılan bir iklim olarak yerleşir. İnsanlar önce korkar, sonra susar, en sonunda da suskunluğu doğal kabul etmeye başlar.

Bu yüzden mesele yalnızca iktidarın ne yaptığı değil; toplumun buna nasıl tepki verdiğidir.

Demokrasi sadece ritüel mi?

Recep Karagöz yazdı: Siyaset sertleşirken sandığın geleceği

Bugün Türkiye’de asıl tartışılması gereken meselelerden biri de budur: Demokrasi yalnızca seçim gününden ibaret hale mi geliyor?

Sandık elbette önemlidir. Ama demokrasi yalnızca oy verme işlemine indirgenirse, geriye demokratik bir ruh değil; yalnızca demokratik bir prosedür kalır. Seçimler yapılır, kampanyalar sürer, meydanlar kurulur; fakat insanlar sonuçların gerçekten değişim üreteceğine dair inancını kaybetmeye başladığında, sistemin meşruiyeti de aşınır.

Demokrasiyi ayakta tutan şey yalnızca anayasal metinler değildir. Toplumun değişimin mümkün olduğuna dair taşıdığı ortak inançtır.

Sandığın olduğu her yerde demokrasi olmayabilir. Ama insanlar sandığın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inanmaya başladığında, işte orada demokrasi gerçekten ölür.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.