Selim Kuneralp yazdı: Askeri güç işe yaramıyor mu?

Rusya’nın 22 Şubat 2022 tarihinde başlayan Ukrayna saldırısı, 7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın 1700 kadar İsrail vatandaşını katletmesiyle başlayan Hamas-İsrail savaşı, ardından bu sene içinde ilk önce ABD-İsrail saldırısı olarak başlayan, sonra da ABD-İran savaşı şeklini alan mücadele arasında bazı ortak yönler vardır. Belki en önemli ortak yönleri bir taraftan Avrupa’yı, diğer taraftan da Ortadoğu ile Körfez bölgesini görülmemiş bir bunalım zincirine sürükledikleridir. Her üçü de hala devam etmekte ve kısa zamanda nihai bir sonuca ulaşacaklarına ilişkin herhangi bir işaret de gözükmemektedir.

Başka bir ortak yönleri ise her üçünün de bir tarafta çok güçlü bir ülke diğer tarafta da göreceli olarak daha zayıf bir karşıt bulunmasıdır.

Rusya saldırısı başladığında savaşın birkaç gün içinde biteceği, Rus ordularının 48 saat geçmeden Ukrayna’nın başkenti Kiev’i işgal edeceği ve Putin’in Ukrayna’yı resmen değilse de fiilen ele geçirme amacında başarılı olacağı hesapları yapılıyordu. Bu sütunlarda da defalarca hatırlatıldığı üzere Rusya’nın nüfus, askeri güç, tabii kaynak gibi alanlarda Ukrayna’dan çok güçlü olduğu  hesabı ülkemizdekiler dahil bir çok ülkedeki askeri uzman geçinen kişiler tarafından iddialı bir şekilde dile getiriliyordu. Onları fazla suçlamayalım. Ukrayna tarihte devlet geleneğine sahip olmayan, bağımsızlığını kazanalı daha ancak 35 yıllık bir geçmişi olan, üstelik bu dönemde istikrarsızlık, yolsuzluk, düzensizlik gibi bir devleti içeriden kemirecek bir sürü dertten mustarip ülkeydi.

Selim Kuneralp yazdı: Askeri güç işe yaramıyor mu?

Ancak beklenen olmadı. Rusya’nın ilk günlerde kazandığı topraklardan geri çekilmeye zorlanması, başta Rus halkı olmak üzere tüm dünyayı şaşırttı. Oysa Putin ordularını gönderirken Ukrayna halkının onları kurtarıcı olarak göreceğini ve kollarını açarak çiçeklerle karşılayacağını vaat etmişti. Oysa çiçek yerine Rus askerleri çetin bir muhalefetle karşılaştı. Yapılan hesaplara göre Rus ordusu 1,5 milyon kadar zayiat verdi. Karşılığında da işgal ettiği ilave toprak miktarı cüzi kaldı. Hatta son haftalarda Ukrayna kaybettiği toprakların ufak da olsa bir kısmını geri almaya başladı. Rus ekonomisi büyük darbeler aldı. Ukrayna İHA’ları istenen her köşedeki Rus sanayi ve petrol tesislerini vurabiliyor. O kadar ki Putin gerek Ukrayna’nın bir saldırısına gerek de içeriden gelebilecek bir darbeye kurban olma korkusuyla sığınağından nadiren çıkabilmektedir. İkinci Dünya Savaşı zaferinin 81. yıldönümünün 9 Mayıs’ta yapılan kutlamalarına geçen yıl 24 kadar devlet ve hükümet başkanı katılmışken bu yıl nereden düştüğünü pek anlamadığım Malezya Kralı dışında törene sadece Rus coğrafyasından ve Laos gibi ona muhtaç birkaç ülke dışında katılan üst düzey temsilci olmadı.  Üstelik üç günlük ateşkese rağmen bir Ukrayna hava saldırısının imkansız olmaması nedeniyle geçit töreni 45 dakikayla sınırlandırılmış ve alışılmışın aksine Rusya’nın silah envanterinden etkileyici örnekler teşhir edilmemiştir. Savaşı başlattığında Putin dört yıl geçtikten sonra bu noktada olacağını herhalde düşünmemişti. Bugün artık barış görüşmelerine hazır olduğunu söylemektedir. Gerçi savaşla işgal edemediği bazı toprakları masa başında alma ısrarından vazgeçmişe benzemiyor. Kendi belirlediği hedeflere uğramadan savaşı sonlandırmayı bunca fedakarlıktan sonra halkına nasıl izah edeceğini kendisi belki biliyordur.

Netanyahu’nun hayal kırıklığı

Askeri güç işe
Selim Kuneralp yazdı: Askeri güç işe yaramıyor mu?

Benzer bir hayal kırıklığına uğrayan da İsrail Başbakanı Netanyahu olmuştur. Her ne kadar Putin’den farklı olarak ülkesi 7 Ekim 2023’te ağır bir saldırıya uğramışsa da gösterdiği tepki her türlü ölçüyü aşınca İsrail kurulduğundan bu yana Batı ülkelerinde yararlandığı sempati hazinesini sıfırladı. 70.000 civarında Filistinlinin ölümüne yol açan İsrail’in amansız saldırıları desteğine en fazla güvendiği ABD ve Almanya kamuoylarında büyük zemin kaybına uğrattı. Daha önemlisi askeri güç bakamından kendisinden çok daha zayıf olan Hamas ve Hizbullah örgütlerini yok edemedi. Her ikisiyle defalarca ihlal edilen ateşkesler mevcut ama bölge bir barıştan hayli uzak.  İsrail’in Hizbullah’a karşı kullanmaya çalıştığı Lübnan hükümeti kartı da en azından şimdilik bir sonuç vermiş değil. Şii olmayan Lübnanlılar, hatta Şiilerin bir kısmı dahi Hizbullah’tan bıkmış olsalar da Netanyahu’nun umduğu şekilde Lübnan ordusunun Hizbullah’ı arkadan kuşatma eylemine geçeceği şüpheli. Hizbullah’ın başlıca destekçisi İran’ın artık askeri malzeme gönderecek imkan ve gücü kalmamış olmasına rağmen, çatışmalar düşük yoğunlukla ve teknolojisi pek sınırlı silahlarla ara ara devam etmektedir. Hamas da teslim olmamış, halkına muazzam bir bedel ödetmiş olmakla beraber Gazze’nin yarısını kontrol etmeye devam etmektedir. Hamas-İsrail savaşında da silah dengesi her bakımdan İsrail lehineydi ama bu üstünlüğe rağmen tüm beklentilerinin hilafına Netanyahu orada da amacına ulaşamadı.

İran örneği

Askeri güç işe
Selim Kuneralp yazdı: Askeri güç işe yaramıyor mu?

Teknolojik üstünlüğün yeterli olmadığının bir örneğini de İran savaşında görüyoruz. İsrail’in de katkıda bulunduğu ancak ABD’nin ağırlıklı olarak yönettiği hava bombardımanlarının amacı bir taraftan rejimden sıdkının sıyrıldığını büyük bir can kaybı bedeli ödeyerek devasa  nümayişlerle gösteren İran halkının rejimi devirmesine yardımcı olmak, diğer taraftan da İran’ın nükleer silah programına öldürücü bir darbe indirmekti. Diğer bir hedef ise İran’ın Hizbullah ve Hamas gibi örgütlere desteğini tamamen kesmesini sağlamaktı. Ancak bugün itibarıyla bu hedeflerin hiçbirisine ulaşılmış değil. Üstelik burada da silah dengesi büyük farkla ABD lehineydi. İran’ın hava ve deniz kuvvetleri yıllardır altında yaşadığı yaptırımlar nedeniyle fiilen ortadan kalkmıştı. Nitekim ABD ve başlangıçta ona yardımcı olan İsrail hava kuvvetleri İran hava sahasında cirit atıyor, herhangi ciddi bir muhalefetle karşılaşmıyordu. Ancak burada da hesap tutmadı. İran halkı rejim etrafında hiç değilse görünüşte ve şimdilik kenetlendi. Ağır darbelere ve halkını yokluk içinde yaşatmaya alışık rejim yılmadı. Devrim muhafızlarının yönettiği küçük sürat tekneleri ve onların taşıdığı ucuz silahlarla dünyanın petrol üretiminin yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazını kilitlemeyi başardı. Üç uçak gemisi ile 15 bin kadar askeri bölgeye göndermiş olan ABD İran’ın bu kilidini kırmayı başaramadı. Üstelik Trump’tan farklı olarak Kasım ayında bir ara seçimle karşılaşma tehlikesi olmayan rejimin yine Trump’tan farklı olarak savaşı sonlandırmakta acelesi olmadığı görülüyor. Başta dini lider Ali Hameney olmak üzere birçok göreceli olarak mutedil sayılan yönetici ABD tarafından katledildikten sonra yerlerine geçenlerin daha radikal olduğu, nükleer silah programından taviz vermeye hazır olmadıkları ve onlardan farklı olarak nükleer silah edinme hedeflerini gizlemedikleri anlaşılıyor. Bu da Trump için yeni bir açmaz yaratmaktadır. Ölüm döşeğinde olduğunu söylediği ateşkesi Çin dönüşü tamamen rafa kaldırıp yeni bir saldırı dalgasını mı başlatacağı, yoksa hedeflerinden büyük ölçüde vazgeçip Hürmüz Boğazını İran’a teslim etmeyi, nükleer silah programının devam etmesine göz mü yumacağını önümüzdeki günler gösterecektir.  Her iki seçenek de farklı nedenlerle kâbus senaryosudur.

Rusya-Ukrayna, Hamas-İsrail, ABD-İran savaşları silah teknolojisindeki üstünlüğün başarı için yeterli olmadığını artarda gösterdi. Üç savaşın bence bir ortak yönü de hedeflerinin açık ve ulaşılabilir nitelikte olmamasıydı. Her üç savaşta saldırıya uğrayan topraklarda yaşayanların olağan dışı bir mukavemetle ağır bir bedel ödeme pahasına da olsa saldırıya karşılık verdiğini gördük.

Hedefler net değildi

Askeri güç işe
Selim Kuneralp yazdı: Askeri güç işe yaramıyor mu?

Ancak hedefler de net değildi. Rusya’nın Ukrayna’yı ele geçirmesi belki sürpriz etkisiyle savaşın ilk birkaç gününde mümkün olabilirdi. Nitekim bir ara Rus orduları başkent Kiev’e çok yaklaşmıştı. Ancak püskürtüldükten sonra hedefin ne olduğu çok açık değildi. Putin, Rusya’nın cephede işgal edemediği toprakların masada kendisine teslim edilmesi için Trump’ın görevlendirdiği tecrübesiz ikili, damat Kushner ve golf arkadaşı Witkoff’u kandırmayı becermişti. Ancak bu hesap da tutmadı, Ukrayna diz çökmedi.  Şimdi Putin’in neye razı olacağını zamanla göreceğiz.

Netanyahu’nun hedefleri de ulaşılır gibi değildi.  Gazze topraklarının tamamen ve uzun süre işgal edilemeyeceğini en iyi bilen İsrail’in kendisiydi. O yüzdendir ki 2005 yılında oradan çekilmişti. Hamas’ı da silah zoruyla yok etmek mümkün değildi çünkü onun liderleri ölüme gitmekten çekinmedikleri için davaları uğruna haklarına büyük bir bedel ödetmekte sakınca görmedi.

Trump’ın da İran savaşında hedefi de çok ulaşılır gibi değildi. Başlangıçta rejimin çökeceğine onu Netanyahu inandırmıştı. Ancak bu hesap tutmayınca başlangıçtakinden çok daha kötü bir noktaya gelinmiş oldu. Hürmüz Boğazı fiilen kapalı. Her ne kadar Türkiye’de pek üzerinde durulmasa da dünya ekonomisi bu gidişle birkaç hafta içinde ağır bir bunalıma sürüklenebilecek.  Trump’ın şimdiye kadar 25 milyar dolar harcadığı bu savaşın karşılığında ise aldığı koca bir hiçtir.

Eskiden saldırı ile savunma savaşları arasında hukukilikleri açısından bir ayırım yapılırdı. Saldırı kötü ve hukuksuz, savunma ise iyi ve hukukiydi. Bu nedenledir ki bizde dahil Savaş Bakanlıklarının adları (bizdeki Harbiye Nezareti) zamanla Savunma Bakanlığına dönüştürüldü. ABD’de Trump döneminde tersine gidildiği ve Savunma Bakanlığının adını Kongre icazeti olmadan Başkan emirnamesiyle Savaş Bakanlığına dönüştürüldüğü malum. Bu tabii bir tesadüf değil. Ne yazık ki Putin ile Netanyahu’nun maceralarının bedelinin kendi vatandaşları ile saldırdıkları öderken, Trump’ın maceralarınınkini biz dahil tüm dünya ödüyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.