Ruşen Çakır yorumladı: Kılıçdaroğlu’nun etkin pişmanlık başvurusu

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Kılıçdaroğlu’nun Ankara’daki açıklamalarını değerlendirdiği yayınında “Hayatımda dinlediğim en hazin siyasi konuşmalardan biri” dedi. İşte Kılıçdaroğlu’nun etkin pişmanlık başvurusu…


Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Kılıçdaroğlu’nun Ankara’daki konuşmasını ‘hayatımda dinlediğim en hazin siyasi konuşmalardan biri’ olarak nitelendirdi.
  • Çakır, Kılıçdaroğlu’nun yolsuzluk ve casusluk iddialarını iktidar yanlısı bir troll gibi anlattığını vurguladı.
  • Çakır, Kılıçdaroğlu’nun mevcut iktidara yönelik doğrudan bir eleştiride bulunmadığını belirtti.
  • Kılıçdaroğlu’nun siyasi olarak tükenmiş birisi olduğunu ifade etti.
Bilmeniz gerekenler

Gazeteci Ruşen Çakır, CHP’nin atanmış genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’da yaptığı konuşmayı sert ifadelerle eleştirdi. Çakır, konuşmanın Kılıçdaroğlu’nun etkin pişmanlık başvurusu olduğunu öne sürerken, Kılıçdaroğlu’nun iktidarın 19 Mart sürecine ilişkin söylemlerini benimsediğini savundu.

“İktidar yanlısı troll gibi anlattı”

Ruşen Çakır “Kılıçdaroğlu’nun etkin pişmanlık başvurusu” başlıklı yayınında konuşmayı baştan sona dikkatle izlediğini söyleyen Çakır, Kılıçdaroğlu’nun yolsuzluk ve casusluk iddialarına yaklaşımını eleştirdi. Çakır, “19 Martçı bir konuşmaydı. Yolsuzluk ve casusluk iddialarını iktidar yanlısı bir troll gibi anlattı” ifadelerini kullandı.

Doğu Perinçek ve çevresinin Kılıçdaroğlu’na verdiği desteğe de değinen Çakır, bunun siyasi açıdan anlamlı olduğunu söyledi. Çakır, “Doğu Perinçek ve ekibinin desteklediği bir hareketten bu ülkenin hayrına bir şey gelir mi? Benim cevabım hayır” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında eski yol arkadaşlarına yönelik “FETÖ artıklığı” göndermeleri yaptığını belirten Çakır, bunun kendisini şaşırttığını ifade ederek, “Ayıp lafının bile yetersiz kaldığı bir şey” değerlendirmesinde bulundu.

Çakır, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında mevcut iktidara yönelik doğrudan hiçbir eleştiri getirmediğine dikkat çekti.

Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık
Ruşen Çakır yorumladı: Kılıçdaroğlu’nun etkin pişmanlık başvurusu

“Siyaseten çoktan tükenmiş birisi”

Aynı gün yapılan Özgür Özel ve Mansur Yavaş konuşmalarındaki kalabalık ve atmosferle kıyaslandığında büyük bir fark oluştuğunu belirten Çakır, “Bu farkın kapanabilmesi mümkün değil” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun “etkin pişmanlık yoluyla” eski yol arkadaşlarının hedef alınmasına zemin hazırladığını öne süren Çakır, “Onların başına gelecek kötülükler Kılıçdaroğlu’na iyilik olarak yazmayacak. Çünkü Kılıçdaroğlu bu haliyle siyaseten çoktan tükenmiş birisi” ifadelerini kullandı.

Video deşifresi

Kılıçdaroğlu’nun etkin pişmanlık başvurusu

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Dün Ankara’da çok tarihî iki buluşma, iki konuşma oldu. Sonra bir konuşmanın ardından bir yürüyüş oldu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş ve atanmış genel başkanları… Ben bugün esas olarak Kılıçdaroğlu’nun, atanmış genel başkan Kılıçdaroğlu’nun konuşması üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. Konuşmayı televizyonda zaplarken karşıma çıkan ilk kanalda, Ulusal Kanal’da, yani Doğu Perinçek’in partisi olan Vatan Partisi’nin kanalında izledim. Ve bu arada şunu fark ettim ki; Doğu Perinçek ve ekibi, Kılıçdaroğlu’na çok açık destek veriyor. Bayağı heyecanlı bir destek veriyorlar. Bu da zaten birçok şeyi anlatıyor. Doğu Perinçek ve ekibinin desteklediği bir hareketten, siyasetçiden bu ülkenin hayrına bir şey gelir mi? Onu sizin takdirinize bırakıyorum; benim cevabım hayır.

Konuşmayı büyük bir dikkatle izledim ve sonra evde Müge’ye, ‘‘Bu tam bir etkin pişmanlık ifadesi’’ dedim. Ve dedim, ‘‘Yarın sabahki yayınımın, daha doğrusu öğlen yayınımın başlığı da bu olacak.’’ Sonra dün biz canlı yayına geçtik. Canlı yayının ikinci konuğu Kemal Can’dı. Kemal Can da birden aynı şekilde, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını ‘‘etkin pişmanlık’’ olarak değerlendirdi. Tam yani, aklın yolu birdir oldu. Şunu söyleyeyim: Gazetecilik hayatımda yüzlerce, abartmıyorum yüzlerce siyasetçinin konuşmasını dinledim. Bunların kimisi grup toplantısı; yani Devlet Bahçeli, Deniz Baykal, Kılıçdaroğlu, Özgür Özel, Tayyip Erdoğan, Müsavat Dervişoğlu, Selahattin Demirtaş… Aklınıza kim geliyorsa… Mitingleri izledim; özellikle Erdoğan’ın, Erbakan’ın ama bütün partilerden liderlerin. Kılıçdaroğlu’nun defalarca hem daha önce hem de 2023 seçimlerinde Anadolu’nun değişik yerlerindeki konuşmalarını izledim. Bir de kurultaylar olduğunda kurultaylarda izledim. Kılıçdaroğlu’nun en son kurultaydaki konuşmasını izlemiştim; o kaybettiği kurultayda Ankara’da salondaydım.

Sadece Kılıçdaroğlu için söylemeyeceğim, inanın samimi olarak söylüyorum; önde gelen bir siyasetçinin bugüne kadar dinlediğim en hazin ve, nasıl söyleyeyim, en acayip konuşmasıydı. Sonuçta mutlak butlan olayını kabul etmiş, Erdoğan’la iş birlikçi olmayı kabul etmiş bir Kılıçdaroğlu var. Ne diyebileceğini üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyorduk hepimiz; ‘‘arınma’’ diyecekti, ‘‘ahlak’’ diyecekti, ‘‘yolsuzlukla mücadele’’ diyecekti. Bunların hepsini biliyorduk. Ama bu kadar… Kâğıttan okuması da zaten çalışılmış bir şey olduğunu gösteriyor. Yani böyle irticalen yapsa dersiniz ki, ‘‘Aklına geleni söylüyor.’’ Hayır, bunları söylemek için çalışmış. Neler neler… 19 Mart’ın alenen doğrulanması… Nitekim dün Edgar Şar öyle söyledi: ‘‘19 Martçı bir konuşmaydı.’’

19 Mart’ı, yolsuzluk iddialarını, casusluk iddialarını; bütün bunları iktidar yanlısı bir troll gibi anlattı bize. Ve bir de buna ‘‘FETÖ artıklığı’’ ekledi. O işin en zirvesiydi ve muhtemelen önümüzdeki günlerde iktidara bağlı yargı organları ve iktidarın kendisi bu konuyu çok ciddi bir şekilde işleyecekler. Belki soruşturmalar, belki davalar vesaire açılacak; yani düşünün, ‘‘Kılıçdaroğlu böyle diyor.’’ Şimdi bütün bu süreci; Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasından seçimi kaybetmesine kadarki serüvenini bir gazeteci olarak, ilk seçildiği kurultaydan son kaybettiği kurultaya kadar izlemiş birisi olarak; Kılıçdaroğlu’nun ‘‘Fethullahçılık’’ denen olayla nasıl bir ilişkisi olduğunu, nasıl bir bakışı olduğunu az buçuk gözlemlemiş birisi olarak; eski arkadaşlarını bir satış meselesi olarak FETÖ ile suçlaması inanın beni çok şaşırttı.

Çünkü biliyorum; değişik dönemlerde Kılıçdaroğlu hep Fethullahçılarla belli bir ilişki içerisinde oldu. Özellikle 17-25 Aralık sürecinde oldu. Sadece o da değildi belki. Darbeden sonra, zaten darbe hakkında şüpheli bakışlar sergiledi. Ne olarak söyledi şimdi tam hatırlamıyorum ama ‘‘anlaşmalı darbe’’ gibi bir tür tezgah olarak tanımladı vesaire. Ve şimdi arkadaşlarını — isim vermiyor ama herkesi kastediyor olabilir — ‘‘FETÖ artığı’’ olarak tanımladı. Bu, ‘‘ayıp’’ lafının bile yetersiz kaldığı bir şey. Bunun sonuçları olacak. Bunu bilerek yapıyor, bilerek yaptığı çok aşikâr.

Onun dışında konuşmanın içerisinde sadece kendisi vardı. Kendisinin birtakım özelliklerini; yaşlılığını, 78 yaşında olmasını, devleti biliyor olmasını vesaire bir ayrıcalık olarak göstermeye çalıştı ve kendisini temiz, pirüpak, asla yolsuzluğa şuna buna bulaşmamış, haram lokma yememiş birisi olarak tanımladı. Ki Kılıçdaroğlu’nun gerek genel başkanlığı döneminde gerek kaybettikten sonraki süreçte yakın çevresinde olup, Cumhuriyet Halk Partisi’nde belediye başkanı, milletvekili, parti yöneticisi olup haklarında değişik iddiaların yıllardır dillendirildiği çok sayıda isim olduğunu biliyoruz. Onun bunlardan habersiz olması diye bir şey söz konusu olamaz. Diyelim ki kendisi tertemiz; ama bu 19 Mart sürecini doğrulaması, olumlaması akıl alır gibi değil. O davalarda ben de yargılanıyorum ve izliyorum; birçok suçlama, anında savunmalarla çökertildi. Etkin pişmanlıktan yararlanan bazı isimler ifadelerini geri çekti. Kılıçdaroğlu’nun referans verdiği casusluk davasını izledim, anlattım sizlere; neresi casusluk? Tamamen uydurma, uyduruk, baştan savma bir dava. Savcıların bile savunamadığı bir davayı Kılıçdaroğlu kendine kalkan yaptı.

Bunlar çok hazin şeyler. ‘‘Allah kimseyi düşürmesin’’ diyeyim. Ama bunu yaptı. Ve çok kalabalık olmayan bir kalabalığa, çok coşkulu olmayan bir kalabalığa uçuramadığı barış güvercini ile iktidar yolculuğu söyledi; ama iktidar yolculuğuna çıkabilmesi için mevcut iktidara yönelik bir şey söylemesi lazım. Mevcut iktidara yönelik hiçbir şey söylemedi. Hiçbir şey, hiç. Bir ‘‘beşli çete’’ lafı var, bu doğrudan Erdoğan’a yönelik bir şey değildir. Hadi diyelim ki oradan… Bir de o zaten artık Kılıçdaroğlu’nun alâmetifarikası olmuş. Böyle bir durumda… Bir ‘‘etkin pişmanlık’’, bunun karşılığında ne elde ediyor? Şimdi şunu biliyorum: Silivri’deki davalarda etkin pişmanlar diğer arkadaşlarının yüzüne bakamıyorlar. Onlar tutuklularsa ayrı bir bölmede tutuluyorlar jandarmalar tarafından. Yazık bir durumdalar. Yani nasıl denir, hani Erdoğan’ın söylediği ‘‘Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar’’ dediği olayı etkin pişmanlarda görüyoruz. Daha önce değişik vesilelerle söyledim; 12 Eylül döneminde askeri cezaevinde yatarken cezaevlerindeki direnişe katılmayıp idare ile iş birliği yapan çok eski yol arkadaşımız olmuştu, onlar da yüzümüze bakamıyorlardı.

Burada şimdi Kılıçdaroğlu; ahlak, arınma, dürüstlük vesaire diyerek iktidarın 19 Mart’ta başlattığı ama sonuç alamadığı bir sürece destek oluyor. Ama bu destek Erdoğan’ın, dünkü yayında da söylediğim gibi, çok yarasına merhem olacak bir şey değil. Dünü hatırlayın; bir tarafta Kılıçdaroğlu’nun yaptığı kısa konuşma ve o kalabalık, bir diğer tarafta önce Mansur Yavaş’ın, sonra Özgür Özel’in konuşmaları ve kalabalığın Anıtkabir’e yürümesi… Arada çok büyük bir fark var ve bu farkın kapanabilmesi mümkün değil. Kılıçdaroğlu, bu açtığı ‘‘etkin pişmanlık’’ yoluyla, kaybettiği, seçimi kaybettiği eski yol arkadaşlarının başına daha fazla kötülük gelmesinin zeminini hazırlıyor. Ama şunu söylemek mümkün: Onların başına gelecek kötülükler, Kılıçdaroğlu’na iyilik olarak yazmayacak. Çünkü Kılıçdaroğlu, bu hâliyle, dün yayında birçok konuğun söylediği gibi, siyaseten çoktan tükenmiş birisi.

Bugünün ithafı: Don Kişot ve Cervantes. Cervantes şu arkadaş oluyor, Don Kişot da şu arkadaş oluyor. Don Kişot ve Sancho Panza… Hangisini daha çok seviyorsunuz? Sancho Panza daha makul, sıradan bir köylü; Don Kişot ise asilzade, ama çok da birinci sınıf bir asilzade değil. Herhalde dünyada romanın ilk ciddi örneği; dünya romanının merkezi olarak tanımlıyorlarmış. Evet, öyle. Kaç kere okuduk, kaç kere duyduk… Ve tabii ki orada Don Kişot için söylenen nedir? Hayali yel değirmenlerine savaş açması meselesi vardır; en çok söylenen hususlardandır ve birçok kişi buna gönderme yapar: ‘‘Don Kişot gibi yel değirmenlerine savaş açıyorlar’’ vesaire. Ama aslında o savaşın, Don Kişot’un verdiği mücadelenin, hayal dünyasından gerçek dünyaya geçişinin çok çarpıcı bir öyküsü vardır. Ve bu öykü kaç yılında yazılmış? 1605-1615, iki bölüm hâlinde. Kaç yıl oluyor? 410 yıl. 410 yıldır dünyada insanlar Don Kişot’u biliyorlar, Cervantes’i de biliyorlar. İşte bu gerçekten bir başarı, her anlamda gerçek bir başarı öyküsü ve Don Kişot’u bugün hâlâ konuşuyor olmak da bunun ne kadar ölümsüz bir eser olduğunu bize gösteriyor. Şunu söyleyeyim: Cervantes’ten çok Don Kişot’un kendisi bana sahici bir insanmış gibi geliyor. Ama yayının sonunda hem Don Kişot’a, hem Sancho Panza’ya, hem de Cervantes’e selamlarımı, saygılarımı yollamak istiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.