Hafta Başı (91): Süreçte önemli aşama | Yeni partinin eli kulağında | Savaş bitmek bilmiyor 

İSTANBUL (Medyascope) – Hafta Başı’nın bu bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve gazeteci Kadri Gürsel, yeni çözüm sürecinde gelinen son aşamayı, Özgür Özel ve ekibinin yeni parti için adımlarını değerlendirdi. İkili, CHP ve muhalefetin pozisyonunu, Ortadoğu’da devam eden savaşın, bölgesel etkilerini ve Türkiye’nin dış politika gündemini masaya yatırdı.

Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Ruşen Çakır ve Kadri Gürsel, yeni çözüm sürecini ve dış politika gündemini tartıştı.
  • İmralı Heyeti Abdullah Öcalan’la görüşmek üzere adaya gitti; bu, sürecin ilerlemesi açısından önemli bir aşama olabilir.
  • Çakır, yasanın çıkışıyla birlikte Avrupa’daki Kürt siyasetçilerin Türkiye’ye dönüşünün önünün açılacağını belirtti.
  • Kadri Gürsel, PKK’nın şartlarının değiştiği ve sürecin hukuki zemininde sonuçlandırılması gerektiğini vurguladı.
  • Yeni partinin kuruluş başvurusunun önümüzdeki hafta yapılacağı belirtiliyor.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve gazeteci Kadri Gürsel, yeni çözüm sürecini, Özgür Özel ve ekibinin yeni parti sürecini ve dış politika gündemini değerlendirdi. İmralı Heyeti’nin Abdullah Öcalan’la görüşmek üzere adaya gittiğini hatılatan Ruşen Çakır, “Çerçeve yasası denilen ve Temmuz ayında çıkması planlanan yasada tıkanıklık olduğu söyleniyordu. DEM Parti yetkilileri şikayetçiydi. Şimdi Öcalan’la görüşmeye gidiliyor. Muhtemelen Öcalan devletin ilgili birimleriyle bir anlaşmaya vardı” dedi.

Süreçte önemli aşama 

Çakır, yasanın çıkışıyla birlikte, Avrupa’daki Kürt siyasetçiler ve 2015’te silah bırakan grup gibi dağdan gelecek bazı isimlerin Türkiye’ye dönmesinin önünün açılabileceğini söyledi. 

Duran Kalkan ile yaptığı röportajı hatırlatan Çakır, Kalkan’ın rahat tavırlarının ve sürece olumlu yaklaşımının, Öcalan’ın uzlaşmaya varması durumunda örgütün direnç göstermeyeceği yönündeki endişeleri giderdiğini söyledi.

Kandil’deki silahlı yapı ile Ankara’daki siyasi temsil arasında temel yaklaşım bakımından büyük bir farklılık hissetmediğini söyleyen Kadri Gürsel, her iki kesimin de Öcalan’ın yönlendirmesine önem verdiğini ifade etti.

Gürsel, Öcalan’ın tarihsel ve siyasi sorumluluğu üstlenerek sürece yön vermesinin beklendiğini belirterek, PKK’nın mevcut koşullarda kuruluş gerekçelerinin büyük ölçüde ortadan kalktığı yönünde ortak bir değerlendirme bulunduğunu söyledi. Bu nedenle sürecin hukuki ve siyasi zeminde, tüm tarafların yararına olacak şekilde sonuçlandırılmasının amaçlandığını vurguladı.

Süreçte önemli aşama
Hafta Başı (91): Süreçte önemli aşama | Yeni partinin eli kulağında | Savaş bitmek bilmiyor 

Savaş bitmek bilmiyor 

28 Şubat-17 Haziran arasındaki geçici ateşkesin ardından bölgedeki çatışmalar yeniden tırmandığını belirten Gürsel, Amerika’nın kısıtlamalarının değişmediğini ve İran’ın inisiyatifi ele aldığını söyledi. 

İran’ın, ABD ve İsrail’in zaaflarını iyi analiz ederek, Hürmüz Boğazı’nda gemilerden geçiş ücreti talep etme ve bildirim zorunluluğu getirme gibi adımlar attığını belirten Gürsel, şöyle konuştu:

“İran’ın Hürmüz Boğazı’yla ilgili hedefi, aslında uluslararası bir su yolu olan boğazdan geçen gemilerden geçiş ücreti almak ve aynı zamanda tüm gemilerin kendisine bildirimde bulunmasını, rapor vermesini sağlamaktı. Zaten üç geminin vurulmasının ardından ABD de İran’ı yeniden hedef almaya başladı. Şimdi kara harekâtı ihtimali konuşuluyor, evet. Ancak böyle bir harekâta işaret eden herhangi bir hazırlık görmüyoruz.”

Yeni partinin eli kulağında

Ruşen Çakır, Özgür Özel ve ekibinin yeni parti mevzusunun artık netleştiğini belirtti: 

“Edinilen bilgilere göre gelecek hafta pazartesi günü kuruluş başvurusu yapılacak. Belediye başkanlarının yeni partiye geçmeyeceği söyleniyor. Bu arada CHP’li İzmit Belediye Başkanı’nın gözaltına alındığını da biliyoruz. Buna karşılık yaklaşık 90 milletvekilinin yeni partiye katılacağı konuşuluyor. Partinin adıyla ilgili çeşitli spekülasyonlar var ancak hâlâ yanıt bekleyen sorular bulunuyor. Özgür Özel de ‘Şimdilik yeni parti diyelim’ ifadesini kullandı. Öte yandan bu girişimi destekleyen bazı isimler, ‘Yeni Parti’ adının da kötü bir tercih olmadığını söylüyor.”

CHP’den ayrılacak kadroların kendilerini partinin asıl temsilcisi olarak görmeleri halinde, CHP’nin programını, tüzüğünü ve siyasal çizgisini büyük ölçüde kopyalayarak yeni bir yapı oluşturmayı tercih edebileceklerini ifade eden Gürsel, bunun en kolay seçenek olduğunu söyledi.

Kadri Gürsel, Ekrem İmamoğlu’na yakın siyasetçilerin ve belediye başkanlarının yeni partiye alınmamasının da bilinçli bir tercih olabileceğini belirterek, bunun partiyi iktidarın yargısal ve siyasi baskılarından koruma amacı taşıyabileceğini savundu. Belediyelerin uzun süredir iktidarın hedefinde olduğunu hatırlatan Gürsel, bu nedenle belediye başkanlarının dışında bırakılmasının stratejik bir hesap olabileceğini ifade etti.


Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. ‘Hafta Başı’ ile karşınızdayız. Kadri Gürsel’le bu hafta neler olabileceğini konuşacağız. Kadri, merhaba.

Kadri Gürsel: Merhaba, Ruşen.

Ruşen Çakır: En sıcak gelişmeyle başlayalım. İmralı Heyeti İmralı’ya gitti. Normalde çarşamba, hatta perşembe gitmesi bekleniyordu. Malum, çerçeve yasa denilen ve temmuz ayında çıkması planlanan yasada tıkanıklık olduğu söyleniyordu. Özellikle DEM Parti yetkilileri bayağı bir şikayetçiydi. En son Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan’la yaptığım yayında yasanın içeriğini bilmediklerini söylemişti. KCK tarafından yapılan açıklamada da emrivaki kabul etmeyecekleri söylenmişti. Şimdi Öcalan’la görüşmeye gidiliyor. Muhtemelen Öcalan, devletin ilgili birimleriyle bir anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın herhalde son kez üzerinden geçiliyor. Yasanın çıkması temmuz sonuna, belki de ağustosa sarkar, Resmî Gazete’de yayınlanması ve dönüşlerin başlaması çok kuvvetle muhtemel. Bütün dönüşlerin hepsini kapsar mı bilemiyorum ama önce bir yasayla, daha kolay isimlerin, özellikle Avrupa’daki siyasetçilerin dönmesi esas olarak bekleniyor benim bildiğim kadarıyla. Biliyorsun Avrupa’da ve ABD’de, ama esas olarak Avrupa’da onlarca belki de yüzlerce eski belediye başkanı, milletvekili, parti yöneticisi var. Asıl, onların dönmesi bekleniyor. Bir diğer husus, geçen sene Bese Hozat öncülüğünde 11 Temmuz’da silah yakan bir grup vardı biliyorsun, onların da ilk aşamada dağdan gelecek kişiler olması ihtimali varmış. “Olmuyor” denen şey herhalde bu sefer olacak, öyle gözüküyor.

Ben geçen hafta perşembe günü Duran Kalkan’la Kandil’de bir röportaj yaptım. O röportaj Medyascope’ta yayınlandı zaten. Epey de insan izledi. Kandil’le ilgili izlenimlerimi anlattığım üç yayın yaptım. Biz oraya gittiğimizde sık sık “Öcalan’la görüşemiyoruz” muhabbeti yapılıyordu. Ama bildiğim, duyduğum kadarıyla görüşülmüştü. Duran Kalkan’ı çok rahat gördüm, “Ya olmazsa” tedirginliğini ve olmama ihtimalini bir yerde zikrediyor ama, esas anlatısını “Oluyor” üzerinden fkurdu ve bu nedenle de sürecin olmasını isteyenler tarafından da iyi bulundu bu röportaj. İşe yaradı bence. Çünkü birbirinden farklı kesimlerden tepkiler aldım. Birtakım Kürt milliyetçilerini, “Bunlar Kürt halkına ihanet ediyor” diyenleri bir kenara bırakıyorum. İşin içerisinde CHP’ye yönelik bir eleştiri vardı, o yüzden CHP’liler kızdı; bu ayrı bir tartışma konusu. Ama birbirinden farklı siyasi görüşten, MHP’den, AKP’den, CHP’den insanlar bu röportajda onun söylediklerini çok önemsemişler.

Ama daha önemlisi, böyle bir dönemde böyle bir röportajın yapılabilmiş olması… Hatırlarsan, zamanında Öcalan’la Mehmet Ali Birand ya da başkaları röportaj yaptığı zaman epeyce şaşırmıştık, ama orada ne söylüyor ne söylemiyor diye o röportajları okumuştuk. Gündemi belirlemişti çünkü. Tabii ki Duran Kalkan bir Abdullah Öcalan değil. Zaten röportajın başında da “Siz aslında yanlış geldiniz, İmralı’ya gitmeniz gerekirdi” diyor. Ama bu, bir tür işi kolaylaştırıcı bir şey oldu. Çünkü hâlâ insanların kafasında ‘’Öcalan bir şeylere razı olsa da örgüt ne yapar? Örgüt ayak direr, bahane bulur’’ düşüncesi var. Duran Kalkan’ın o meseleyi büyük ölçüde kapattığını düşünüyorum. Sen ne dersin?

Kadri Gürsel: Evet. Birincisi, önce bu röportajdan dolayı seni tebrik etmek isterim. Doğal ortamda, doğal, hakiki bir röportajdı. Bu hakikilik de her şeye yansıyordu. Aynı zamanda da çok fazla editör makasına pek uğramamış bir röportaj gibi duruyordu. Bu tür insanların, yani PKK’nın kurucusu olan ve ömrünün büyük çoğunluğu bu dağlarda, bu makilerde geçmiş bir insanı, kendi doğal ortamında düşüncelerini ifade etmek isterken, ara verip düşünce seçerken nasıl çabaladığını görmek, mimiklerini görmek açısından ilginç ve kapsayıcı bir röportajdı. Bu süreçle ilgili bütün konulara değinilmişti ve verdiği cevaplarda, bu sürece istinaden Kandil diye tabir edilen, Irak Zagroslar’daki silahlı kanat ile Ankara’daki siyasi kanat arasında çok da büyük bir fark olmadığını hissettim, algıladım. Bir defa, burada herkesi birleştiren bir Öcalan vurgusu var. Öcalan, bu kanatlar arasındaki bazı siyasi görüş ayrılıkları varsa bile, bunların aşılmasını sağlayacak bir numaralı faktör. Yani ‘’Öcalan burada tarihi siyasi sorumluluğu üzerine alsın, bize görüşlerini önersin, belirtsin, biz de buna göre uygun davranalım’’ deme rahatlığı içinde. Çünkü pek çok açıdan baktığın zaman, kendisi de “Bilinen ve şu âna kadar yaşanılan tarzıyla PKK’nın var olma koşulları ortadan kalktı” diyor. Ben bunu kendi sözcükleriyle değil, mealen, anladığımı aktarıyorum. Dolayısıyla bu sonlanmanın bir hukuki ve siyasi zeminde herkes için faydalı olabilecek bir sonuca eriştirilmesi lazım. Bu açıdan bakıyorlar konuya.

Sen röportajda doğru sorular sormuşsun. Mesela “İsrail’le iş birliğiniz, ilişkiniz var mı?” diye bir soru sordun. Eğer benim seçtiğim sözcükler doğru değilse sen de beni düzeltebilirsin; “Bir ilişkimiz ve işbirliğimiz yok” diyemedi, ama gelinen noktada, bu insanlar, İsrail’in aslında burada PKK’ya, Kürt hareketine verebileceği, sağlayabileceği bir katkı olmadığının farkında. Ben öyle anlıyorum. Yani, İsrail sayesinde, İsrail’den gelecek silah, para, siyasi, diplomatik destek, ne olursa olsun, bununla Ankara üzerinde önemli bir etkide bulunmanın ve bundan bir sonuç almalarının imkânsız olduğunu kendileri de bence görüyorlar. Bu bakımdan, kaba tabiriyle eğer yine de buna rağmen böyle bir şeye tevessül edecek olurlarsa, İsrail’in paralı askeri olmanın ötesine geçemeyeceklerini kendileri de biliyorlar. Kürt örgütleri tarafından 28 Şubat-17 Haziran arasında İran’a yönelik bir askerî operasyonun yapılması yönündeki çabalar da aslında tamamen bu gerçeklik nedeniyle akamete uğradı. Evet, Türkiye’nin burada bir çabası olmuştur mutlaka. Duran Kalkan “Süreç batmaz” diyor, değil mi? “Süreç batmaz” demek, orada ciddi bir sorumluluk almak demek. Anladığım kadarıyla, Duran Kalkan kendisini de rahatlatan, kendisine güvence oluşturan bazı bilgilere sahip olmalı ki “Süreç batmaz” diyebiliyor. Ama aynı zamanda, bu sürece bir yerde angaje olmaya da mecbur olduklarının da bilinciyle konuştuğunu zannediyorum.

Tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi’nden gelen tepkiler haklı. Yine mealen aktarıyorum, “CHP parti içi iktidar kavgalarından ziyade memleketin meseleleriyle ilgilensin” gibi bir ifadesi var. En çok kızgınlık yaratan şey o olsa gerek. Ama aslında bu ‘’parti içi kavga’’ diye tabir ettiği şeyin iktidar tarafından, iktidarın araçsallaştırdığı devlet kurumları tarafından yaratıldığını da herhalde kendisi görüyordur. Ama gördüğü halde bunu söylemek istemiyor çünkü o da bir oyun. Kendisi ve onlar, bir siyasi oyuna angaje olmuş durumdalar. “Oyun varsa da vardır” diyor. Yani bu oyunun bir parçası haline gelmiş olmak/olmamak meselesi değil bu. ‘’Bir oyun varsa vardır, önemli olan bizim buradan ne tür faydalarla çıkacağımız’’ diyor. Burada olumlu anlamda söylüyor bunu. Çünkü sonuçta PKK’nın şu anki varoluşunu ilgilendiren tarafıyla bu oyunun sonucu, PKK’nın kendisini feshetmesinin ve silah bırakmasının da gerçekleşmesi olacak.

Bir de tabii şu da var: 2009’la 2015 arasında fasılalarla devam eden ve sonu çok kötü biten süreçte, Kürt hareketi, sol sosyalist hareket, Türkiye’deki belirli bir aydın kesimin ve muhalif toplumun önemli bir kesiminin, o siyasi denklemde sonuç yaratacak, denklemi değiştirecek altın hissenin, yeteri kadar desteğini almış idi o dönemde. Yüzde 2’den bahsediyorum. Şimdi böyle bir destek yok ve bundan rahatsızlar. Bu rahatsızlık sadece Kandil’de görünmüyor. Bu rahatsızlık DEM Parti’de de var, sosyalist solda, sol aydınlarda, muhalif toplumda da var. CHP’yi saymıyorum, CHP için böyle bir beklenti içinde olmanın ne zamanı ne yeri şu aşamada. Ama olabilir de. Böyle bir desteğin şu an olmamasının en baştaki nedeni, aslında Duran Kalkan’ın da varlığını inkâr etmediği, edemediği o oyunun tabiatı, kendisi. Bir taraftan evet, Türkiye’nin tarihsel, 50 yıldan fazla bir sürede devam etmekte olan bir meselenin, en azından silahlı boyutunu tarihe karıştıracak bir gelişmenin eşiğindeyiz belki de. Ama yine de bu kesimler biraz mesafeli duruyorlar. Çünkü mevcut iktidarla yapılacak bir anlaşmanın neticesinde Türkiye bu noktaya taşınacak. O noktada Türkiye’nin demokratikleşmesine değil, daha da otoriterleşmesine hizmet edecek sonucu var. Bu bir paradoks ve bu paradoksun çözülmesi çok zor. Kimseye de haksızlık etmek istemiyorum. Tabii ki Kürt hareketi temsil ettiği kesimler adına düşünecek, davranacak ve umduğu faydayı sağlamak isteyecektir.

Ben burada Kürt hareketinin, -hem Kandil hem DEM Parti’yi birlikte ele alarak söylüyorum, -sol ve sosyalist çevreler ve muhalif toplumdan bu sürece beklediği ilgiyi ve desteği görememekten şikayetçi olmasının asıl nedeninin, bu sürece dair toplumsal ve siyasal güçlü bir meşruiyet arayışı olduğu kanaatindeyim. Sol sosyalist çevrelerden, aydınlardan ve muhalif toplumdan bu sürece destek gelirse, iktidarla baş başa, yalnız hareket ediyor gibi görünmeyecekler ve bu da, bu sürecin onlar açısından ahlâki, siyasi ve hatta ideolojik meşruiyetini tahkim edecek. Bu arayış içinde olmalarını da doğal karşılıyorum. Israrla “Biz Anayasa ve seçim konuşmuyoruz” diyorlar. İmralı’da da konuşulmadığını söylüyorlar. Tabii konuşulup konuşulmadığını İmralı Heyeti de, avukatlar da bilemez. Ama anladığım kadarıyla onların varlığında bunlar konuşulmuyor. Eğer bu bir siyasi oyunsa… Oyuna da olumsuzluk atfederek söylemiyorum, çünkü bu bir oyun dediğin zaman bir kurgu, bir planlamadır, yani olumsuz bir özellik atfetmiyorum. Bu oyunda elbette ki Anayasa ve seçim konusu olmak zorunda. “Yok” demek çok da inandırıcı gelmiyor. Kendileri belki buna tanık olmamışlardır ama mutlaka vardır diyerek, seni de tekrar tebrik ederek burada bitirmek istiyorum bu konuyu. Söyleşi gerçekten insani boyutuyla, bütün duygulanımları ve her şeyiyle gerçeklik duygusunu ve algısını tahkim eden bir söyleşiydi. Bu bakımdan daha önce gördüklerimden çok farklıydı.

Ruşen Çakır: Orada video olmasaydı, yazılı röportaj olsaydı, eminim, birileri birtakım yerlere “Acaba böyle mi, şöyle mi?” gibi laflar ederdi ama bazı şeyleri ağzından duyunca onların hepsi geçersiz kalıyor. Bu da çok önemli bir şey, çünkü çok kritik cümleler var biliyorsun.

Kadri Gürsel: Evet.

Ruşen Çakır: Kimi zaman Kürtleri, kimi zaman Türkleri, kimi zaman CHP’yi olmak üzere birilerini kızdıran laflar vardı. Ama çok rahat bir şekilde söylüyordu. Ben açıkçası umduğumdan daha etkili duygularla çıktım. Çünkü tekrar baştaki hikâyeye geleceğim: Türkiye’den giderken çerçeve yasa konusunda görünen hava, “Bu iş galiba olmuyor” ve “Öcalan’la görüştürmüyorlar” havasıydı ve böyle bir havanın hâkim olduğu bir röportaj aslında çok riskli olurdu, öyle değil mi? Diyelim ki Duran Kalkan aba altından sopa gösterse mesela…

Kadri Gürsel: Yani, örtülü tehditkâr bir dille konuşsa, “Bu da olmazsa bizim de yapacağımız şeyler vardır, elbette çaresiz değiliz, biz biliriz ne yapacağımızı” gibi böyle bir tür manalara çekse.

Ruşen Çakır: Böyle bir şeyin olmamasının nedeni, sürece gösterdiği hassasiyet kadar, zaten işlerin rayına oturduğu bilgisiydi diye tahmin ediyorum. Zaten pazartesi günü heyetin gidecek olması da işlerin büyük ölçüde kotarıldığını gösteriyor.

Kadri, istersen savaş konusuna geçelim. Sen de demin İsrail’den bahsettin, yayınlarımızın değişmez sorusu ‘’savaş bitti mi, başlıyor mu, ne oldu?’’ Ben artık takip etmiyorum inan. Arada sırada sosyal medyada önüme düşen “Trump vergi alacağım dedi,” “Trump vergiden vazgeçti” gibi haberler dışında ne var? İran şurayı bombaladı, burayı bombaladı ve bir de Amerikan medyasında çok yoğun bir şekilde kara harekâtı lafları edilmeye başlandığını görüyorum. Bunlar olacak bir şey mi yoksa bir başka Amerikalı analistin dediği gibi, bu, hayat boyu sürecek olan bir savaş mı? Sittin sene sürecek bir savaşa doğru mu gidiyoruz?

Kadri Gürsel: En son söylediğinden başlayayım. Hiçbir savaş hayat boyu sürmez. Ateşkese gidersin, anlaşma çözülmemiştir, ama çatışma ilelebet devam etmez, onu söylemeye çalışıyorum. Burada aslında 28 Şubat’ta Amerika’nın başlatıp, daha sonra 17 Haziran’daki geçici ateşkesle sonuçlanan, bu çatışmayı sonuçlandıran şartlarda hiçbir değişiklik yok. Yine aynı durumlarla karşı karşıyayız. Birincisi, yine dünya ekonomisinin ve bölge ülkelerinin Hürmüz Boğazı’nın açılmasına şiddetle ihtiyacı var. Yine Amerika Birleşik Devletleri kendi askerî kısıtlarını gördü. Yine Trump Kongreden yetki alabilmiş değil. Yine Amerikan toplumunun rızasını alabilmiş değil. Yine müttefiklerinin rızasını ve desteğini alabilmiş değil. Burada değişen ne var? Değişen şey, bize ‘’savaş yeniden başladı’’ dedirten şey, İran’ın fırsatçılığı. İran burada artık inisiyatifi tamamen ele aldı, öyle gözüküyor. İran, Amerika’nın ve İsrail’in açmazlarını, kısıtlarını ve yetersizliklerini çok iyi okudu, etüt etti ve zamanlamasını da yaptı. Eğer çatışmaya geri dönmekte fayda görecekse, bunun inisiyatifini Amerika’ya bırakmadan ,durumu kendisi ele aldı; bir nevi Deli Dumrul rolüne soktu kendisini. Aslında uluslararası su yolu olan Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerden geçiş ücreti almak ve aynı zamanda, geçen bütün gemilerin kendisine bildirimde bulunmasını, rapor vermesini istiyor. Zaten üç gemiyi vurması sonucunda tekrar Amerika İran’ı vurmaya başladı.

Fakat şimdi kara harekâtı söylentileri var, evet, fakat kara harekâtının olacağı yönünde herhangi bir hazırlık göremiyoruz. Ben 1990’daki Körfez Savaşı’nın, kara harekâtının öncesinde oradaydım. Orada her gün Ro-Ro gemileri binlerce ton malzemeyi indiriyordu. Amerikan ve müttefik toplam asker sayısı yarım milyona varmıştı ve 1990-1991’de ağustostan ocak ayına kadar çok yoğun bir yığınak yapıldı o bölgeye, ki küçücük Kuveyt’ten bahsediyoruz. Şimdi burada İran söz konusu. İran’ın Hark Adası’nın ve Hürmüz Boğazı’ndaki başka mevziler ya da noktaların işgalinden bahsedilmişti. Bu yönde herhangi bir hareketlilik göze çarpmıyor. Olsa, bunu saklamanın imkânı yok. Bu açıdan da İran Amerika’nın zaafını görmüş, iyi tespit etmiş bulunuyor. Acı eşiği çok düşük Amerika’nın. Acı eşiği nedir? Zayiata olan toleransı. İki Amerikan askeri öldü diye ortalık ayağa kalktı. Bugün yine bir Amerikan askeri öldü diye bir haber geldi. Bu bile büyük haber oluyorsa, Amerikan toplumunun, kasım ayındaki ara seçimlere giderken, bu savaşın daha da şiddetlenmesi, bir kara savaşına dönüşmesi ve yüzlerce Amerikan askerinin Amerika’ya tabutlar içinde dönmesine onay vermeyeceği çok açık. Bu açıdan da İran istediklerini almak için elindeki bütün imkânlarla, Amerika’nın, Körfez’deki Arap ülkelerini savunamayacağını, onun da öncesinde, Amerika’nın Körfez’deki kendi üslerini dahi savunmaktan aciz olduğunu bir kez daha gösteriyor. Aynı zamanda, bunu şimdi yaparak, Trump’ı seçimlerde daha da zor bir duruma düşürmeye çalışıyor.

Aslında İran’ın yapmak istediği, Trump’ı bir topal ördek haline getirmek ve Trump’ı devirmek. İran’ın siyasal amacı bence Trump’ı mümkün olduğu kadar güçsüzleştirmek. Artı, Amerika ve İsrail arasında, 28 Şubat’a kadar Amerika’nın İsrail’e her durumda koşulsuz destek vermesiyle sonuçlanan o tuhaf tabiiyet ilişkisinin de çatırdadığını, yırtıldığını, asimetrik stratejik tabiiyet ilişkisinin artık sürdürülemez bir hâle geldiğini görüyor ve Amerika ile İsrail arasını daha da açmak, artık bu ilişkinin tarihsel olarak sonlanması için ağır kayıplar vermeyi de, ülkesindeki yıkımın da daha da artmasını göze almış bir halde, bu politikayı sürdürüyor. İran aynı zamanda Siyonist evanjelizmi de zayıflatmaya çalışıyor. İran’ın siyasi amaçları çok belli.

Amerika’nın siyasi amaçları, stratejisi var mı? Bence yok. Hürmüz Boğazı’nı açmak gibi bir askerî amaç olabilir yine, ama bu gerçekten zavallıca bir şey. Çünkü zaten herkesin söylediği ve gördüğü gibi, Hürmüz Boğazı zaten açıktı. Ama İran’da rejim değişikliğini beklemek gibi bir amacı yok, müttefiklerini yanına çekmek gibi bir amacının olamayacağı da belli. Dolayısıyla ben bu çatışma safhasının çok da uzun süreceği kanaatinde değilim açıkçası, ama tersi de olabilir. Yani bir tırmanmanın sonrasında yatışabilir durum. Bunu bekleyip görmek lazım.

‘’Savaş bitiyor mu?’’ sorusuna bundan önce “Evet, bitiyor” dememize neden olan şartlar hâlâ yerinde duruyor, hiç değişmiş değil. Ama İran da bu şartları kendi lehine kullanmak ve Amerika’ya belki unutamayacağı bir ders vermek, bir bedel ödetmek için böyle davranıyor. Çünkü burada İran’ın da stratejik amacı, Amerikan askerî varlığının, Amerikan üslerinin, Amerika’nın bölgeden çıkarılması. Yani Ürdün’ü bile şimdi vurmasının nedeni bir güvenlik müstemlekesi. Amerika’nın güvenlik müstemlekesi olmanın, Ürdün’e güvenlik sağlayamayacağını, Ürdün’deki oğul küçük krala göstermek. Böyle bir amacı var. Görüyoruz, bakacağız. Çünkü dünya ekonomisinin taşıyabileceği bir yük değil bu.

Ruşen Çakır: Evet, istersen bir de son olarak konuşabileceğimiz en popüler konuya gelelim. Yeni parti artık netleşiyor. Haftaya pazartesi günü başvuracaklar dendi. Belediye başkanları geçmeyecek. Bu arada CHP’nin İzmit Belediye Başkanı da gözaltına alındı biliyorsun. Belediye başkanları geçmeyecek deniyor, 90 civarı milletvekilinin geçeceği söyleniyor. Adı konusunda spekülasyonlar var, ama hâlâ ortada birtakım sorular var. Bu parti yeni bir parti olabilecek mı? Adının ne olacağını bilmiyoruz. Özgür Özel ‘’şimdilik ‘Yeni Parti’ diyelim’’ dedi. Bu harekete ilgi gösteren insanlar “Yeni Parti”nin fena bir isim olmadığını da söylüyorlar biliyorsun. Sence, bu yeni bir parti olur mu, yoksa CHP’yi geri almak isteyenlerin partisi mi olur? Yani iktidara mı talip olacak, CHP’ye mi talip olacak?

Kadri Gürsel: Meydanlarda “İktidar, iktidar” diye slogan atıldığına göre, Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş kanadının, iktidar olmak gibi bir amacı var. İktidar olmayı hedeflemediğin zaman zaten, bugünkü mevcut şartlarda parti kurmanın bir anlamı çok da yok açıkçası. Bazı istisnaları hariç tutmak koşuluyla tabii ki. Neyse, bu ayrı bir konu. Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılıp yeni bir parti kurmak isteyenlerin, kendilerinin asıl Cumhuriyet Halk Partisi olduğuna olan inançları ve iddialarıyla, Cumhuriyet Halk Partisi’nin planını, programını, tüzüğünü kopyalayarak ‘’burası Yeni Cumhuriyet Halk Partisi’dir” demeleri, herhalde seçebilecekleri en kolaycı yol olabilir. Bunu tahkim edecek diğer kolaycılık adımı da, partiye İmamoğlu’na yakın siyasetçilerin alınmaması veya bu siyasetçilerin, partinin selameti adına partiye girmemeleri hususunda ikna edilmeleri. Belediye başkanlarının da alınmamaları, partiyi iktidarın hedefi olmaktan kurtarmak veya sakındırmak amacını da taşıyor olabilir. Çünkü belediye başkanları, belediyeler sürekli hedef durumundalar ve bugünkü statüko itibarıyla hedef olmaya da devam edecekler gibi görünüyor.

Bu olmayacaksa, o zaman gerçekten zor bir işle, büyük meydan okumayla karşı karşıya bugünkü heyet. Zor olan yol, Türkiye’nin ihtiyaçlarını doğru tespit edip, ‘’önümüzdeki ilk seçimleri kazanmaya aday bir parti nasıl bir parti olmalıdır?’’ sorusuna gerçekçi, doğru bir cevap vermek. Eğer bu parti ideolojisiz bir parti olacaksa, mesela, kısa yoldan benzetmek açısından söylüyorum; “Her Şey Çok Güzel Olacak Partisi’’ olacaksa, kurtuluş vadeden bir parti, rahatlama, ferahlama vadedecekse ve bunu da en geniş halk desteğini alarak yapmak için ideolojisizleşme gibi bilinçli bir tercihle kurulacaksa, maalesef bugünkü Türkiye gerçekliğinde bu partiyi tedricen götürecek olan dinamik sağcılaşma olur. Böyle bir durum var. Gerçi önümüzdeki seçimlere çok fazla da zaman kalmadı. Bir stratejik, işlevsel bir parti kurmak, yani ilk seçimde iktidar olacak, en geniş toplum kesimlerinin teveccühüne mazhar olacak, mevcut gidişattan ve rejimden duyulan rahatsızlıkların siyasi tercihe dönüşerek akacağı bir yatak. Bu bir merkez partisi olacaktır kaçınılmaz olarak. O zaman merkezi nasıl tanımlayacaksınız? Merkezi tanımlamak da bugün çok zor bir şey Türkiye’de.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin yakın geçmişe kadar sosyal demokrat ideologları vardı. Bugün seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetimine yakın, o yönetimde genel başkan yardımcısı olarak yer alan bazı genç siyasal bilimcileri var. Bir de Ekrem İmamoğlu’nun “outsourcing” yaptığı, yani dış kaynak olarak alıp, oradan ikmal edip kendisine eklemlediği, sosyal demokrat olup olmadıkları tartışılan, hatta bence biraz daha modern, yeni sağ eğilimli olan insanlar var. Buradan nasıl bir şey çıkar, ne olur sorusunun cevabını vermek kolay değil. Bu tartışmaların içinde olan insanlarla konuşmak gerekiyor. Orada gazetecilik yapmak gerekiyor elbette. Çünkü parti kurmak dediğin zaman, bu çok basit ve çok karmaşık bir iştir. Çok basit şekilde kurulan partileri de biliyoruz. Bunlar işlevsel, dönemsel, hatta taktiksel partilerdir. Böyle bir parti mi kurulmak isteniyor? Yoksa Cumhuriyet Halk Partisi zaten bugün fiilen kapatıldığı için, Cumhuriyet Halk Partisi’nin devamı olarak görülüp anlaşılmayacak ve bu sayede de çok daha geniş halk kesimlerinin tercihine mazhar olacak bir yeni parti mi kurulmak isteniyor? Bu partinin cumhuriyetçilikle, laiklikle irtibatı ne şekilde kurulacak? Bunlar ciddi ve ideolojik tartışmaları alevlendirecek meseleler. Nasıl bir tercihle karşı karşıya kalacaklar ve nasıl bir cevap vereceklerini göreceğiz. Ama belli ki bazı şeyler de sızacak. Şu âna kadar henüz sızmadı, ama bence özellikle ideolojik ve politik planda nasıl bir hazırlık içinde oldukları ve parti programı, tüzüğü konusunda haberlerin peydahlanmasını önümüzdeki günlerde bekliyorum.

Ruşen Çakır: Evet, Kadri çok teşekkürler. ‘Hafta Başı’nı burada noktalayalım. İzleyicilerimize de çok teşekkür edelim. Haftaya yeniden buluşmak üzere, iyi günler.

Kadri Gürsel: İyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş