İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, fon krizinin AKP iktidarını sarsıp sarsmayacağı tartışmalarında, asıl meselenin krizden doğrudan etkilenen yüz binlerce yatırımcının mağduriyetinin giderilmesi olduğunu söyledi. Çakır, krizin AKP içerisinde bir güç ve rant paylaşımı mücadelesine de işaret ettiğini belirterek, ortaya çıkan gelişmelerin iktidarın gücünden çok güç kaybı ve panik yaşadığına işaret edebileceğini savundu.
Gazeteci Ruşen Çakır, “Fon krizi Erdoğan’a mı yarar?” başlıklı yayınında önceki günlerde yaptığı üç yayında fon krizinin iktidarı sarsıp sarsmayacağını tartıştığını hatırlattı. Çakır, son gelişmelerin ardından bazı “kalelerin düşebileceğini” söylediğini ancak bu görüşü paylaşanların fazla olmadığını belirtti.
Çakır, fon krizinin Erdoğan tarafından da atlatılabileceğini düşünenlerin yalnızca iktidar destekçileri olmadığını, Erdoğan karşıtları arasında da benzer görüşlerin bulunduğunu söyledi. Bu kapsamda Ahmet Saymadi’nin sosyal medya paylaşımındaki değerlendirmeleri ele alan Çakır, geçmişte Zafer Çağlayan, Binali Yıldırım ve Melih Gökçek gibi isimlerle ilgili yaşanan tartışmaların Erdoğan açısından sonuçsuz kaldığı yönündeki değerlendirmeye itiraz etti.
Çakır, 17-25 Aralık sürecinin AKP ve Erdoğan açısından ciddi bir sarsıntı yarattığını ancak dönemin sonunda iktidarın krizi atlattığını belirtti. Zehra Taşkesenlioğlu ve Ruhsar Pekcan gibi isimlerle ilgili tartışmaların ise bireysel olaylar olarak ele alındığını söyleyen Çakır, fon krizinin bundan farklı olduğunu savundu.
- Fon krizi: Belli ki çok kale yıkılacak | Ruşen Çakır yorumluyor
- Fon krizi iktidarı sarsmaya başladı | Ruşen Çakır yorumluyor
- Fon krizi iktidarı sarsar mı? | Ruşen Çakır yorumluyor

“Burada doğrudan zarar gören insanlar var”
Çakır’a göre fon krizini önceki yolsuzluk iddialarından ayıran temel unsurlardan biri, doğrudan mağdur olma ihtimali bulunan çok sayıda yatırımcının bulunması.
Çakır, yaklaşık 500 bin kişinin söz konusu fonlara para yatırdığının söylendiğini belirterek, “Burada doğrudan zarar gören insanlar” olduğunu vurguladı. Çakır, tartışmanın yalnızca kimlerin tasfiye edileceği veya kimlerin yargılanacağı üzerinden yürütülmemesi gerektiğini, asıl sorunun mağdurların paralarının nasıl ödeneceği olduğunu söyledi.
Çakır, fon krizine karıştığı öne sürülen kişilerin mal varlıklarına el konulmasının AKP açısından kaynak yaratabileceği değerlendirmesini de aktardı. Ancak asıl meselenin paranın nasıl elde edildiğinden ziyade mağdur yatırımcıların zararlarının nasıl karşılanacağı olduğunu belirtti.
Çakır, kriz nedeniyle bazı kişilerin yargılanmasının mağdurlar açısından sorunu tek başına çözmeyeceğini söyledi. İktidarın yargılamayı büyük bir siyasi gösteriye dönüştürmek istemeyebileceğini savunan Çakır, AKP içerisinden ve çevresinden gelen itirazların da dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
“Meseleyi eski-yeni AKP’liler çatışması olarak görmemek lazım”
Çakır, fon krizinin AKP içerisinde eski ve yeni kadrolar arasındaki bir tasfiye operasyonu olarak değerlendirilmesine de karşı çıktı. Fatma Betül Sayan Kaya’nın eski kuşak AKP’lilerden olmadığını belirten Çakır, krizin yalnızca eski ve yeni kadrolar arasındaki mücadeleyle açıklanamayacağını söyledi.
Çakır, AKP içerisinde iktidar mücadelelerinin bulunduğunu ve bunlardan birinin rant paylaşımı olduğunu savundu. Fon krizine ilişkin bazı bilgilerin içeriden sızdırılmış olabileceği iddiasının da dikkate alınması gerektiğini belirten Çakır, ancak burada asıl sorunun “Neden şimdi?” sorusu olduğunu ifade etti.
Çakır, bugüne kadar AKP içerisindeki zenginleşme ve güç ilişkilerine dair çok sayıda iddia bulunmasına rağmen bunların çok azının kamuoyuna yansıdığını söyledi. Şimdi bazı bilgilerin sızdırıldığı yönündeki ihtimalin güçlü olduğunu belirten Çakır, bunun iktidarın gücünden ziyade güç kaybetmesi ve panik yaşamasıyla ilişkili olabileceğini savundu.
Çakır, son olarak Erdoğan ailesinin fon krizinden etkilenip etkilenmediği tartışmasına dikkat çekti. İktidarın parçası olanlar açısından Erdoğan ailesine dokunmamanın temel bir sınır olduğunu savunan Çakır, böylesine büyük bir olayın Erdoğan tarafından hiç bilinmemesinin ne ölçüde mümkün olduğunun yanıtlanması gereken bir soru olduğunu söyledi.








