İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ’ın yargılandığı “casusluk” davasını “uyduruk” ve “trajikomik” sözleriyle eleştirdi: “Bir fotoğraf ve kısa bir sohbetten casusluk hikâyesi çıkarılıyor.” İşte uyduruk bir casusu davası videomuz…
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, casusluk davasını ‘uyduruk’ ve ‘trajikomik’ olarak nitelendirerek eleştirdi.
- İmamoğlu, Özkan ve Yanardağ’ın sanık olduğu davanın gerçek bir casusluk faaliyeti sunmadığını belirtti.
- Çakır, davanın Hüseyin Gün’ün ifadeleri üzerine şekillendiğini ve somut bir delil olmadığını vurguladı.
- Merdan Yanardağ’ın davaya dahil edilmesini absürt buldu ve onun bu tür işlerle ilişkilendirilmesinin doğru olmadığını ifade etti.
- Çakır, davayı Türkiye’de yargının iflasının göstergesi olarak tanımladı.
Gazeteci Ruşen Çakır, tutuklanarak İBB Başkanlığı’ndan uzaklaştırılan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, tutuklu gazeteci gazeteci Merdan Yanardağ ve İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan hakkında “casusluk” suçlamasıyla açılan davayı “Uyduruk bir ‘casus davası’nın peşinde” başlıklı yayınında sert sözlerle eleştirdi. Çakır, İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturmasından ayrı olarak başlayan davanın “uyduruk” ve “trajikomik” olduğunu savundu.
Davada, tutuklanarak İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, siyasal iletişimci Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün sanık olduğunu belirten Çakır, soruşturmanın etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen Hüseyin Gün’ün ifadeleri üzerine şekillendiğini söyledi.
Çakır, casusluk tarihi ve edebiyatına özel ilgisi olduğunu belirterek, dosyada somut bir casusluk faaliyetine dair hiçbir unsur görmediğini ifade etti. Hüseyin Gün’ün hangi ülke ya da istihbarat servisi adına çalıştığının dahi ortaya konulmadığını söyleyen Çakır, “Birlikte çekilmiş bir fotoğraf ve kısa bir sohbetten casusluk hikâyesi çıkarılıyor” dedi.

“Merdan Yanardağ’ın casuslukla ilişkilendirilmesi absürt”
Çakır, özellikle Merdan Yanardağ’ın dosyaya dahil edilmesini eleştirerek, Yanardağ’ın yalnızca Hüseyin Gün’ün bağlantılı olduğu kişiler üzerinden soruşturmaya sokulduğunu söyledi. Çakır, “Merdan’ı tanıyan herkes onun böyle işlerle ilişkisinin olmayacağını bilir” ifadelerini kullandı.
Tele1’e yönelik işlemleri de hatırlatan Çakır, kanalın yönetimine el konulmasını ve satış sürecini eleştirerek, davanın Türkiye’de yargının geldiği noktayı gösterdiğini savundu.
“Türkiye için utanç verici”
Davayı “Türkiye’de yargının iflasının göstergesi” olarak tanımlayan Çakır, Türkiye’nin son yıllarda istihbarat alanında önemli kapasite geliştirdiğini ancak buna rağmen “bu kadar zayıf bir casusluk dosyasıyla” kamuoyunun karşısına çıkılmasının hazin olduğunu söyledi.
Yayınında şair Can Yücel’i de ölüm yıl dönümünde anan Çakır, Yücel’in yaşasaydı bu dava karşısında çok sert tepki vereceğini ifade etti.
- Kemal Can yazdı: Medyascope 10 yaşında
- Muharrem İnce, seçim gecesi nerede olduğunu yine açıklamadı
- Merdan Yanardağ hakkında hazırlanan iddianame kabul edildi: İlk duruşma 4 Ekim’de
- Özgür Özel’den Silivri çıkarması: Gazetecileri ve Gezi tutuklularını ziyaret etti
- Merdan Yanardağ, Medyascope’a konuştu: “14-28 Mayıs seçimlerinin ilk somut sonucu benim tutuklanmamdır”
Video deşifresi
Ruşen Çakır yorumladı: Uyduruk bir “casus davası”nın peşinde
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Bu yayını siz seyrederken ben Silivri yolunda olacağım çünkü Silivri’de mahkeme var, duruşma var. Ama bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediye davasını izlemeye gitmeyeceğim. Daha doğrusu o davada ben aynı zamanda tutuksuz yargılanıyorum biliyorsunuz ama tutuksuz sanıkların ayrılan yerinde davayı izliyorum. Tutuklu sanıklarla kısa da olsa konuşma imkanı buluyorum. Ama bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası var fakat yepyeni bir dava başlıyor: “Casusluk davası”. Bu davanın dört tane sanığı var: Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün adındaki bir şahıs. İlginç bir şahıs, eksantrik birisi. Onun sayesinde diyelim açılmış bir dava. Başlığa “uyduruk” dedim. Casus davasına “absürt” demeyi düşündüm ama absürtte yine de bir kalite var. “Absürt tiyatro” diye bir şey var mesela; absürt iyi bir şey olabilir ama bizimki absürt de sayılamayacak bir şey, uyduruk bir dava. Normal şartlarda bu davanın ilk ipuçları ortaya çıktığında gerçekten çok şaşırmıştık. Birisi var; dünyanın dört bir tarafında yaşayan, hayatının büyük bir kısmı yurt dışında geçmiş birisi. Ankara’da cezaevinde ve etkin pişmanlıktan yararlanıyor. Necati Özkan’ın, Ekrem İmamoğlu’nun ve Merdan Yanardağ’ın adını veriyor. Ne oluyor? Casusluk.
Ben bu konulara çok meraklı birisiyim. Casusluk tarihi konusunda NTV‘de bir belgesel hazırlamıştık yıllar önce “5. Kol” diye. Onun dışında casusların hayatını bayağı bir merak ederim. Casusluk edebiyatı, ona “casusiye” de deniyor; casus romanları, filmlerini de bayağı izleyen birisiyim. Tarihini az buçuk bilirim ve buna tabii ki casusluk; Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ hepsi ayrı ayrı tanıdığım kişiler. Daha önce de söylemiştim; Merdan’la aynı mahallenin çocuğuyuz. İstanbul’da Çağlayan’da aynı ilkokuldan aynı sene mezun olduk. Aynı sınıfta okumadık ama o zamandan beri de birbirimizi tanırız. Necati Özkan’ı yıllardır siyasal iletişimci olarak tanırım ve arkadaşımdır, dostumdur. Ekrem İmamoğlu’nu da bir gazeteci olarak tabii ki yıllardır, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olduğundan beri biliyorum ve bunların adının bir casusluk olayında beraber geçmesi başlı başına şaşırtıcıydı ve baktık eldeki malzemeye. Ne yaptılar? Savcılar yine her zaman olduğu gibi yandaş medyaya servis ettiler. O kişinin, Hüseyin Gün adlı kişinin verdiği birtakım bilgiler, onun telefon numaraları, onun not defteri vesaire ve bu şahsın casus olduğunu düşündük ilk başta. Sonra ama ortada casusluk yaptığına dair herhangi bir şey görmedim.
Diyelim ki casus; nerenin casusu olduğunu bilmiyorum, zaten iddianamede de bildiğim kadarıyla yok. Yani “Şu gizli servis adına çalışıyor, bu gizli servis adına çalışıyor” gibi bir şey de yok. Ama belli ki bu kişi sosyal medya üzerinde çalışan ve her şeyde, her tarafta bezi olan ya da bez yapmaya çalışan ilginç birisi. Bir belki roman kahramanı olabilir ama bu geldi kendisini kurtarmak için herhalde, çünkü hakkında başka suçlamalar var. Bir ölüm var; “annem” dediği ama ilişkisinin ne olduğu tam bilinmeyen bir kadının ölümü var. Kadının oğlunun verdiği, yaptığı ihbarlar var. Böyle karışık kuruşuk işler ama bir şekilde olay geldi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlandı. Necati Özkan’a bağlandı, oradan Ekrem İmamoğlu’na. Birlikte çekilmiş bir fotoğraf… Şimdi birlikte çekilmiş fotoğraf deyince mesela eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun çektirdiği fotoğraflar gelsin aklınıza. Bir yığın suçluyla değişik zamanlarda çekilmiş fotoğraflar ama hiç de bir şey olmuyor. Burada birlikte çekilmiş bir fotoğraf var, galiba 10-15 dakikalık bir ayaküstü muhabbet var; ondan ibaret bir olayın üzerinden casusluk inşa ediliyor.
Peki diyelim ki belediyeyi, Necati Özkan’ı, Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı olarak bir şekilde yaptılar; Merdan ne arıyor işin içinde? Çünkü hiçbir şekilde Büyükşehirle beraber adı geçmiyor. Meğer Merdan Yanardağ’ın da bu şahsın “annem” dediği kadınla tanışıklığı var, görüşüyor ve kadın aracılığıyla bu adamla da görüşmüş. Belli ki bu beyefendi kendini kurtarmak için iktidara birilerini sunuyor. Ve ne yaptılar? Merdan’ı, ki Merdan’ı tanıyanlar onun bir casusluk, masusluk böyle işlerle hiçbir şekilde ilişkisi olmayacağını çok iyi bilirler. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti bilir, devletin istihbarat birimleri bilir, öyle diyeyim. Ve Merdan’ı da içeri attılar, tutukladılar ve kanalına, Tele1‘e el koydular. Çöktüler ve satıyorlar. Şimdi Tele1‘i satmaya çalışıyorlar. Böyle ucuz bir eleman bulunmuş, kendini kurtarmak isteyen birisi ve böyle bir dava yaratılmış. Şimdi bu dava tek başına şu 19 Mart’tan bu yana neler yaşadığımızın çok bariz bir işareti, zirvesi. Bu kadar uyduruk, bu kadar anlamsız bir suçlama yapılıyor; mahkeme bunu ciddiye alıyor, yargılama başlayacak. İşte bugün başlayacak, bakalım ne olacak. İlk gün çok kalabalık olacağını tahmin ediyorum. Özellikle Merdan’la dayanışma için gidecek olan gazeteciler olacak, onu biliyorum. Yine çok sayıda avukat olmasını bekliyorum. Daha küçük bir salonda olacak ama burası, bu dava aslında Türkiye’de yargının nasıl iflas ettiğinin, daha doğrusu kendini yok ettiğinin çok acı bir örneği olarak karşımıza çıkacak.
Necati Özkan cezaevinden sürekli bununla ilgili bir şeyler yazıyor. Bir yerde diyor ki, çok güldüm ama çok da anlamlı; ‘‘Beni bu şebekenin başı olarak söyleseler anlarım. Bu adam kimdir, nedir, neyin nesidir, nasıl bir şebekedir bu?’’ diye yakınıyor. Yani acı bir olay, komik bir olay ama trajikomik bir olay, uyduruk bir olay ve biz de orada buna tanık olacağız. Çok ciddi bir şeymiş gibi bunun yargılaması olacak. Bakın Türkiye, özellikle son yıllarda istihbarat alanında çok ciddi ilerlemeler katetti. Bunu herkes söylüyor, bunun birtakım örneklerini de hayatta yaşıyoruz. Bu kadar istihbarat olayını ciddiye alan bir ülkenin ‘‘casusluk davası’’ diye bu kadar uyduruk bir şey yapması gerçekten hazin. Hepimiz için, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsi için utanç verici bir olay. Ama dava başlıyor, bakalım neler olacak. Size davada neler olduğunu yarınki yayında anlatmayı düşünüyorum. Ama bugün yine öğlen kısa bir zaman diliminde saat 14.00’te orada sıcağı sıcağına bir şeyler de canlı yayında anlatacağız. Ama notlar alacağım ve büyük bir aksilik olmazsa, başka bir konu devreye girmezse bu dava hakkında devam etmeyi düşünüyorum. Çünkü casusluk dünyasının, casusların da herhalde utanacağı bir davayla karşı karşıyayız.
Bugünün ithafı evet, Can Baba; Can Yücel. Baktım şimdi, 99, 27 yıl olmuş, sanki dün gibi. Çünkü şöyle bir şey var: Can Yücel sürekli gündem de; yazdıkları ve yazmadıkları, ona atfedilenlerle sürekli gündemde. Türkiye’nin büyük Milli Eğitim bakanlarından Hasan Âli Yücel’in oğlu; yurt dışında Cambridge’te okumuş. Latince, Yunanca tabii ki İngilizce de var ve çeviri yapıyor. Bir ara BBC‘de seslendirme yapıyor, haber okuyor ama aynı zamanda şair; iyi şair, dobra şair, biraz hani argoyu da çok fazla kullanan ve güzel kullanan birisi Can Yücel. Benim için Can Yücel’in ayrı bir anlamı var çünkü biz Galatasaray Lisesi’nde okurken onun oğlu Hasan da bizden bir iki sınıf yukarıdaydı. O o zaman Türkiye İşçi Partisi’ne yakın bir yerdeydi; biz daha radikaldik ama Hasan’ı bir abi olarak çok severdik. Yurt dışında bir yerlerde olması gerekir. O zamandan beri bilirdik; şairin oğlu. Ki o yıllarda Can Yücel yeni yeni daha popüler oluyordu. Tabii ki dede Hasan Âli Yücel’i herkes biliyordu. Can Yücel Datça’da defnedildi. Datça’da yaşamak istedi, oraya gömülmek istedi ve geride çok sayıda şiir kitabı ve çeviri; birbirinden farklı çeviriler, şiir çevirileri de var, roman çevirileri de var, Shakespeare çevirileri de var, bunları bıraktı ve aramızdan ayrıldı. Ama dediğim gibi sürekli olarak bir şekilde Can Yücel’in adı anılıyor; bu kadar topluma mal olmuş birisi olamaz. Tabii ki Can Yücel de Türkiye’de sol hareketin içerisinde yer almış tüm aydınlar gibi değişik dönemlerde bu devletin gadrine uğradı diyelim. Yaşasaydı ve bu casus davasını görseydi herhalde bir okkalı küfür ederdi diyorum. Can Yücel’i rahmetle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








