Mümtaz’er Türköne yazdı: İmamoğlu soyadının borsadaki değeri

Brezilya’daki seçim sonuçlarını, Türkiye’de siyasî dengeleri değiştirmek üzere politika yapıcılar doğru okumalı.

Brezilya çok katmanlı, renkli ve büyük bir ülke. İnsan her yerde insan. Seçmen her yerde seçmen. Politik alanda olup bitenleri takip ediyor, ölçüyor-biçiyor, yargılıyor ve kendi ihtiyaçlarını-beklentilerini hesap ederek kararını veriyor. Şimdiki Devlet Başkanı, İşçi Partisi’nin lideri Lula, 2022 seçimlerindeki rakibi Bolsonaro’yu “darbe” suçlaması ile yargılattı, 27 yıl ağır hapse mahkûm etti ve siyasî yasakla oyun dışı bıraktı.

Sonuç ne oldu?

Jair Bolsonaro’nun karısı, oğulları ile birlikte Bolsonaro ailesi, Brezilya siyasetinde kurumsal bir güce dönüştü. Oğlu Flávio Bolsonaro, önceki gün yapılan seçimlerde rakip olarak karşısına çıktığı Lula’ya çok ağır bir seçim yenilgisi yaşattı. Karısı Senato üyeliğine seçildi, diğer oğulları da Kongre’de ve Senato’da sandalyelerini kazandılar.

Meclis’te Liberal parti ağırlıkta; üç hafta sonra devlet başkanlığı için ikinci tur seçimler yapılacak. İkinci tura kalamayan adayların seçmenleri Lula’ya mesafeli. İktidarın kemiksiz-kılçıksız Bolsonaro’nun eline geçmesi çok güçlü bir ihtimal.

Brezilya siyasetini yakından takip eden uzmanlar seçim sonucunda, Baba Bolsonaro’ya uygulanan yasakların ve verilen cezanın belirleyici olduğunu söylüyorlar. Lula Sol Cephe’nin lideri, Bolsonora sağcı Liberal Parti’den. Siyasî yelpazenin sol-sağ ekseni sizi yanıltmasın, seçim sonucu, yargının siyasî rekabeti belirleyen bir aktör olarak devreye girdiği adaletsizliğin halk nezdinde hükme bağlanması olarak okunmalı.

İlave edelim: Brezilya’da kamuoyu yoklamaları seçim sonucunu öngöremedi, hepsi sınıfta kaldı. Macaristan’da sağ, Brezilya’da sol kanat seçim kaybederken, kamuoyu araştırmalarında iktidar sahiplerinin olduğundan daha fazla güçlü göründüğü bir kere daha tescil edilmiş oldu.

Lula ve Bolsonaro
Mümtaz’er Türköne yazdı: İmamoğlu soyadının borsadaki değeri

Erdoğan’ın oyun planı

Erdoğan, sezgileri, içgüdüleri kuvvetli bir politikacı; ayrıca oyun kurma ve kurduğu oyunu sabırla ve doğru zamanlamalarla sürdürme yeteneği var. Fiilen ve resmen 2015’te biten iktidarını, talihin de yardımıyla bugüne kadar uzatması sonuç alan bir oyuncu olduğunu ispatladı.

Sonradan ortaya çıktığı üzere Erdoğan, sandıkta karşısına çıkacak rakiplerini bile belirliyor. Abdullah Gül’ü devre dışı bırakması ve Kılıçdaroğlu’nun önünü açması bu yeteneğinin delili olarak görüldü. Şimdi, önümüzdeki seçimler için, parlak projektörler altında, yani herkesin gözü önünde sahnelediği bir oyunu sürdürüyor.

Ekrem İmamoğlu’nu oyundan düşürüyor.

İBB davası bu ayın sonu gelmeden, muhtemelen ayın ortasında tamamlanacak. Kimse bir sürpriz beklemiyor. Ekrem İmamoğlu, “suç örgütü lideri” olarak ağır bir hapis cezasına çarptırılacak. Diploma davası ile siyasî olarak tabutuna çivi çakıldı, İBB davası ile üzerine kurşun dökülecek, sonra da elbirliği ile toprağın yedi kat altına defnedilecek ve üzerine beton dökülecek. Beklenen o ki, iktidar koltuğunu o dümdüz beton zeminin üzerinde rüzgârda hafifçe sallanırken izlemeye devam edeceğiz.

Peki işe yarayacak mı?

Erdoğan satranç taşları ile dama oynuyor. Dama oyuncuları boşluklara odaklanır, satranç oyuncuları ise rakibinin sonraki hamlelerine.

Erdoğan, o kadar potansiyel rakibi arasından neden bütün gücünü Ekrem İmamoğlu’nu ezip saf dışı bırakmak için kullandı?

Devlet Denetleme Kurulu
Mümtaz’er Türköne yazdı: İmamoğlu soyadının borsadaki değeri

İmamoğlu’nun terazideki ağırlığı

Erdoğan, İmamoğlu’nu liderlik yetenekleri açısından kendisine benzetiyor. Mesele öncelikle bir üslup meselesi. İmamoğlu’nun kâğıttan okumadan, irticalen hitabet yeteneği, geniş-yoksul kesimlerle iletişim becerisi, ekibini sevk ve idaresi ve enerjisi, siyasetçi kumaşından anlayan Erdoğan gibi biri için tehlikeli. İçerik belki de daha önemli. İmamoğlu, soyadı ile mütenasip şekilde muhafazakâr seçmen kesimleri ile çok kolay duygusal ilişki kurabiliyor. Klasik sol-sosyal demokrat tarzından çok farklı bir siyasî üslup tutturuyor.

Ülkeyi yöneten ve bütün gücü sağ elinde toplayan birinin, iddialı rakibini emrindeki muhafız kıtalarını seferber ederek köprüden aşağı itmesi, Machiavelli’nin siyasî nasihatlerine uygun bir hamle. Ancak siyaset, Brezilya seçimlerinin de son örneğinde görüldüğü üzere mutlaka mahkeme salonlarından taşıyor. Yeni seçenekler çıkıyor, toplum bir yolunu buluyor iradesini hâkim kılıyor.

İmamoğlu, dört duvar arasında 19 ayını geride bıraktı. Bu 19 ay boyunca, dört koldan yürüyen medya saldırılarına maruz kaldı. Türlü hakaretlere ve iftiralara maruz kaldı. Fizikî şartları ağırlaştırıldı.

Sonuç?

Oyunu kuran güç sahiplerinin hiç beklemediği-istemeyeceği bir sonuç ortaya çıktı: En kestirmeden, 19 ay öncesine göre çok daha fazla halk desteğini arkasına aldı. Bu destek artışının basit bir formülü var: Yoksulluğa mahkûm edilen ve daha da fakirleşen kitleler, “başmağdur” sıfatıyla İmamoğlu ile aralarında güçlü bir özdeşlik kuruyorlar.

İktidarın infaz ekibi için söylüyorum: Makam arabalarının, korumaların, lüks ofislerin, emrindeki personelin ve elindeki gücün şemsiyesi altında saltanat sürenler, kolay kolay hedef aldıkları insanlarla empati kuramazlar, onları doğru okuyamazlar. İmamoğlu’nun böyle sağlam duracağını, direneceğini, enerjisi azalmadan iddiasını sürdüreceğini işte bu yüzden kestiremediler.

İmamoğlu duruşu ve temsil yeteneği ile hala mevcut statükonun kâbusu olarak rakiplerine meydan okumaya devam ediyor.

Özgür Özel’i ihmal etmemek lâzım. Özel-İmamoğlu ikilisinin şu geçen iki senede sergilediği “Ya hep birlikte, ya hiç birimiz” tutumu hem Özel’in hem de İmamoğlu’nun artan temsil yeteneğinin anahtarı hükmünde.

CHP’nin kurultay ceza davası
Mümtaz’er Türköne yazdı: İmamoğlu soyadının borsadaki değeri

Meselenin özü

AKP, kendisini iktidarda tutacak halk desteğini kaybetti. Siyaset sahnesinin önünde İmamoğlu, Mansur Yavaş, Özgür Özel gibi isimler üzerinden girişilen entrikalar ve spekülasyonlar AKP’nin oy kaybını telafi edecek yegâne imkân olarak görülüyor. Kısaca iktidar rekabeti ve siyasetin geleceği Bizans entrikalarına bağlanıyor.

“Ali’nin külahı Veli’ye” meselesi.

Önümüzde duran tablonun özü bundan ibaret.

Ancak bu külah meselesinin de bir sınırı var. Bu sınır belediyelerdeki operasyonlarla muhalefetten yapılan transferler arasında oluşan dehşet manzarası ile aşıldı. Seçmen verdiği oyun istismar edilmesine, tercihinin yok sayılmasına göz yummaz. Şimdi borsa soygunu krizi, her şeyi yerle bir etmiş vaziyette. Daha işin başındayız, yara sıcak; üstelik bu yara cerahatli, kabuk bağlamayacak, kurtlanacak.

Ekonomi enkaz halinde. Bu enkazın arasında hiçbir plan yürümez, ayağınıza mutlaka bir şeyler takılır, tepetaklak düşersiniz.

Erdoğan’ın siyaseti kotarma becerilerini, İmamoğlu’nun direncini, araya girecek diğer isimlerin şansını, yani sahnenin önündekileri aşan derin ve çok boyutlu bir gerçek felaket ile ülke karşı karşıya. Memleket soyuldu, zaten bozulmuş ekonomik dengeler yerle bir oldu.

Bu saatten sonra yapılacak seçimde, iktidarı temsil edecek adayın karşısına kim çıkarsa çıksın, daha ilk turda o kazanır.

Brezilya seçimleri muhalefet için ilham verici.

Ekrem İmamoğlu enterne edildiği için Erdoğan’ın karşısına rakip olarak çıkamazsa ve yerine İmamoğlu soyadını taşıyan başka biri aday gösterilirse ne olur?

Benim aklıma geleni, Özgür Özel başta olmak üzere YENİ Parti’nin kurmayları da düşünecektir.

İmamoğlu soyadının siyaset borsasındaki değerini tam da şu sıralarda gözden geçirmenizi öneririm.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş