Daha hiçbir şey görmedik.
Felaketin büyüklüğünü hissedebilmek ve bütün bileşenleriyle birlikte anlayabilmek için galiba uzun bir zamanın geçmesi gerekiyor.
Acı gerçeklerin anlaşılması zaman alıyor.
Soygun Finans sektörünü yerle bir etti. Hisse senedi piyasasında başlayan likidite krizi, aşırı baskı altında kalan bankaları yavaş yavaş felce uğratacak. Kriz, finans ağlarını ve sonra ekonominin bütün sektörlerini, vücudun kılcal damarlarının tıkanması gibi sıkıştıracak. Şirketler zincirleme reaksiyonlarla ödeme problemleri yaşayacak. İflaslar dalga dalga yayılacak. İşsizlik oranları hızla artacak. Talep azalacak. Üretim düşecek. Ticaret hacmi daralacak. Finans sektöründe patlak veren kriz domino etkisi ile ekonomik sistemin tamamını sakatlayacak.
Bu bir felaket senaryosu değil; hazırlanmamız gereken yakın geleceğin çıplak tablosu. Ekonomi maddi gerçeklerle iş görür, algılarla değil. Maddi gerçekler, ekonominin üretim, istihdam, gelir seviyesi, ithalat-ihracat oranları, borçlanma düzeyi gibi rakamlarla kendini gösterir. Bu göstergelerdeki kötüleşme daha şimdiden ortaya çıkmaya başladı. Ekonomi haberlerinden birinci sayfaya taşınan kötümser rakamlar, gidiş hakkında fikir vermek için yeterli.
Borsa soygununun yavaş yavaş ekonomiyi nasıl çökerttiğini haber başlıklarından takip edeceksiniz.
Bu işin içinden çıkmak kolay değil.
Önce tarihe dönüp, benzer krizlerin mekanizmalarını ve çıkartılan dersleri hatırlamamız lâzım.

1929 Büyük Bunalım
Tarihe 24 Ekim 1929’da “Kara Perşembe” olarak geçen, New York Borsası’nda patlayan kriz, evsafı ve derinliği farklı olsa da, yol açtığı felaket açısından bizdeki soygun ile karşılaştırılabilir. Denetimsizlik ve kontrolsüzlük sayesinde şişirilen hisse senetleri balonu ABD’de o gün patlamış, aynı bizdeki gibi büyük servet kayıplarına, ama en önemlisi bütün ekonomik sistemi felç eden zincirleme reaksiyonların başlamasına yol açmıştı. Sebepler muhtelifti, ama bardağı taşıran sel felaketi borsadaki kontrolsüzlükten-denetimsizlikten geldi. Kriz ABD ile sınırlı kalmadı, bütün dünyayı esir aldı.
1929 Dünya Ekonomik krizi tarihin gelmiş geçmiş en büyük felaketlerinden biridir. O kadar ki, insan kayıplarını hariç tutarsanız iki dünya savaşının yarattığı yıkımın toplamından daha büyük maddi kayıplara yol açmıştır. Üretim ve ticaret yarı yarıya düşmüş, inşaat ve madencilik sektörü tamamen durmuş, tarım ürünlerinin fiyatları yarıya inmiş, derin bir sefalet tablosu eşliğinde işsizlik artmıştır.
Şu aşamada bizi ilgilendiren en önemli ayrıntı veya çıkartılacak ders şu: Krizin belirtileri aslında 1926’da başlamış, 1929’un Ekim ayında Borsada patlayan balonlarla ilan edilmiş, ancak karanlık tablo 1930’un sonlarına kadar peyderpey yükselerek ortaya çıkmıştır. Kriz patladığı an bütün sonuçları ortaya çıkmıyor, zincirleme reaksiyonların ocakta kaynayan tencerelere etkisinin görülmesi bir yıl kadar uzun bir zamana yayılıyor. Alınması gereken tedbirler de gecikiyor. Felaketi asıl bu gecikme büyütüyor.
1929 krizi çıktığı zaman ABD’de Hoover yönetiminin aldığı tedbirler, yapılması gerekenin tam tersi şeklinde tecelli ediyor. Roosevelt yönetimi, Keynes’in formüle ettiği makro ekonomide devlet müdahalesi araçlarını kullanarak krizi kontrol altına almayı başarıyor.
Kendi adımıza altını çizerek vurgulayalım, krizin henüz başındayız. Felaket tablosunun eksiksiz karşımıza çıkması uzun bir zaman alacak. Tam bir asır sonra 1929 büyük bunalımındaki aynı soygun tekniklerini kullanarak bizimkilerin çıkarttıkları finans krizinin yol açacağı tahribatı ve alınması gereken tedbirleri bu açıdan değerlendirmek ve zaman kaybetmeden harekete geçmek lâzım.
Kriz siyasetin eseri olduğuna göre çözüm öncelikli olarak siyasette
Piyasalara güven vermek adına felaketi küçümsemek, karşımıza çıkacak zararı büyütmekten başka bir işe yaramaz. Bugün, hemen şimdi alınacak doğru tedbirler, isabetli kararlar önümüzdeki on yılın seyrini belirleyecek.
Önce krizi doğru tanımlamamız lâzım:
Kriz, siyasetin yarattığı boşluğun, denetimsizliğin ve doğrudan bürokrasinin yolsuzluğunun ve suistimalinin eseri. Şimdi, tedbir almayı geciktirenler de onlar. Uğradığımız kaza karşısında tedbir alması gerekenlerin ellerini kollarını, soyguna bulaşmış ve siyasetçilere de yağma çanağından pay dağıtmış bürokrasi engelliyor.
Bürokrasi can derdinde. Kaya gibi sağlam bir siyasî iradeye ihtiyaç var. Bu irade krizin müsebbibi olan iktidarda yok. Bir şeyleri, birilerini saklama telaşıyla hareket eden iktidarın durumun vahametini önce kavraması sonra kararlı adımlar atması çok zor bir ihtimal olarak görünüyor.
Lâmı cimi yok: Büyük bir millî felaketle karşı karşıyayız.
Böyle bir durumda atılacak adımlar, sağduyuya ve evrensel tecrübeye uygun olarak beş aşağı beş yukarı belli. Bu adımların hepsi felaketin büyüklüğünü kavramaya bağlı.
Temel mesele piyasalarda güveni yeniden tesis etmek. İktidarın elinde bu güveni tesis edecek araçlardan hiçbiri yok. Tersine kırılan vazoyu halının altına süpürüp, yüzünde bir tebessüm ile hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmeye çalışanların at gözlükleri ile soruna yaklaşmamız bekleniyor. Genel manzara, kristal vazo kırılırken çıkan şangırtıya bahaneler aramakla meşgul iktidar sözcülerinden ve laflarından oluşuyor.
Bu kadar büyük bir millî felaket karşısında muhalefetin desteğine ve katkısına ihtiyaç var.
Atılacak ilk adım, muhalefetin de dahil olacağı bir Millî Mutabakat hükümeti kurmak.
Bu hükümetin yönetiminde süratle erken seçime gitmek.
Doğrudan doğruya bu krize yol açan, 2017 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini köklü şekilde değiştirecek, bürokrasi üzerinde sıkı ve etkili kontrol-denetim mekanizmaları oluşturan bir siyasal sisteme geçmek. Bu arada bürokrasinin sistem üzerindeki ağırlığını azaltıp, yetki ve sorumluluğu seçilmişlere devretmek.
Yargıyı tarafsız ve adil hale getirmek. Hatta bu yetmez, muhalefetin desteği ile yargının tarafsız ve adil olduğuna halkı inandırmak.
Yargısı taraflı olan, skandalı ört-bas etme telaşında olduğu kanaatine yol açan soruşturmalarla bu büyük krizin içinden çıkmak mümkün değil.
Ali Babacan söyledi. Suç ve ceza denkleminde, cezaların caydırıcılığı bu borsa soygunundaki kadar hiç bu kadar acil ve belirleyici hale gelmemişti. Suçlular cezalandırılmadan, birileri kayırılıyor hissi izale edilmeden bu kriz sona erdirilemez.
Borsa soygunu “yerli ve milli finans sermayesi” yaratma teşebbüsü çerçevesinde gerçekleşti. Hakkında soruşturma yürütülenler ve haklarında işlem yapılanlar bu yerli ve milli finansçılarla, bu adamlar yol veren, önünü açan devleti denetim kurumlarında görevli atanmış bürokratlardan oluşuyor.
Kriz, iktidarın finans kapital ve hisse senedi piyasası aracılığıyla özel sektörde ve serbest piyasada tekel oluşturma teşebbüsünün sonucu olarak ortaya çıktı.
Hiçbir iktidar kendisi için, doğrudan kendisinin yol açtığı sorunu çözemez.
Demokrasi böyle büyük milli krizlerin yol açtığı tahribatı azaltma, devlet gemisini yeniden yüzdürme konusunda gerekli araçları bize veriyor.
Halkın devreye girmesi lâzım. Bunun ilk ayağı muhalefeti göreve çağırmaktır. Adil ve nesnel bir devlet cihazının, bilhassa tarafsız ve bağımsız yargının devreye girmesi ve ekonomide güven ortamının yeniden oluşması ancak muhalefetin sorumluluk almasıyla mümkün.
Felaket çok büyük. Hızla akıp giden zaman, felaketi daha da büyütecek.
İktidarda bu felaketi durduracak irade, ancak muhalefetin desteğiyle oluşabilir.
İktidar da elbette bedel ödeyecek. Gerekirse kangren olan kolu kesip atacak. Suçları ve suçluları adalet terazisinin bir kefesine yerleştirecek ve kuyumcu titizliği ile tartacak. Cezasızlık algısı oluşmasına izin vermeyecek.
Bilinmeyen bir cisim hızla Türkiye’ye doğru yaklaşıyor. Kıyameti önlemek hâlâ mümkün.













