Recep Karagöz yazdı | Demokles’in kılıcı: CHP üzerinde sallandırılan “Mutlak butlan”

Ana muhalefetin üzerinde bir hukuk süreci değil, açık bir siyasal baskı mekanizması sallandırılıyor. “Mutlak butlan” davası, adalet arayışının değil; seçime giden yolu kontrol etme çabasının bir parçası.

CHP üzerinde sallandırılan
Recep Karagöz yazdı | Demokles’in kılıcı: CHP üzerinde sallandırılan “Mutlak butlan”

Türkiye’de siyaset artık yalnızca sandıkta yapılmıyor. Yargı, doğrudan siyasetin kurucu araçlarından birine dönüşmüş durumda. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik son hamleler, bu dönüşümün en açık göstergesi. Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyonla başlayan süreç, belediyelerden parti kadrolarına, oradan kongrelere kadar genişletildi. Bu artık dağınık soruşturmaların toplamı değil. Bu, yönü ve hedefi belli bir siyasal hat.

Ve o hattın en kritik başlıklarından biri “mutlak butlan” davası.

Kağıt üzerinde teknik bir hukuk tartışması gibi sunuluyor. Elbette her hukuki iddia gibi bu dosya da teknik olarak tartışılabilir. Ancak meselenin nasıl işletildiği, onu hukuki bir tartışmanın ötesine taşıyor. Çünkü mesele bir kongrenin usulü ya da bir işlemin geçerliliği değil. Mesele çok daha açık: Ana muhalefetin kurumsal meşruiyetini tartışmalı hale getirmek ve onu sürekli savunmada tutmak.

Burada basit bir soru sormak gerekir: Eğer ortada açık ve kesin bir hukuki durum varsa, neden bu süreç hızla sonuçlandırılmıyor? Neden net bir karar verilmiyor?

Çünkü amaç karar vermek değil. Amaç, süreci sürdürmek. Belirsizliği canlı tutmak. Ve o belirsizliği siyasi baskı aracına dönüştürmek.

Tam da burada iktidarın rolü tartışmanın merkezine oturur. Bu süreçler kendiliğinden işleyen nötr hukuk refleksleri değildir. Türkiye’de siyasal iklimi belirleyen ana aktör olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve iktidar bloku, yargı süreçlerinin yönünü doğrudan ya da dolaylı biçimde belirleyen bir etki alanına sahiptir. Bu nedenle yaşananları bağımsız bir hukuk pratiği olarak okumak, gerçekliği görmemek olur. Bu tablo, Erdoğan’ın uzun süredir uyguladığı siyasal stratejiyle de uyumludur: Yargı süreçleri üzerinden muhalefeti dengelemek, sınırlandırmak ve gerektiğinde yeniden biçimlendirmek. Bu, doğrudan bir müdahale iddiasından öte, siyasal alanın hangi araçlarla kurulduğunu gösteren bir gerçekliktir.

Ortaya çıkan tablo, klasik ama etkili bir yöntemi hatırlatıyor: Demokles’in kılıcı. CHP’nin üzerinde sürekli sallandırılan bu dava, bir sonuca ulaşmak için değil; sürekli bir tehdit hissi üretmek için var. Böylece ana muhalefet kendi gündemini belirleyemez hale geliyor, savunmaya çekiliyor ve kamuoyu nezdinde tartışmalı bir zemine itiliyor.

Dün Demirtaş, bugün CHP: Aynı yöntem, yeni hedef

CHP'li Tanrıkulu'ndan Adalet Bakanı, selahatin demirtaş
Recep Karagöz yazdı | Demokles’in kılıcı: CHP üzerinde sallandırılan “Mutlak butlan”

Bu yöntem Türkiye için yeni değil.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Selahattin Demirtaş sürecidir. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken Demirtaş’ın cezaevinde tutulması, basit bir yargı tasarrufu değildi. Bu, doğrudan seçim sürecini etkileyen siyasi bir tercihti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen serbest bırakılmaması, meselenin hukuki değil siyasal olduğunun en açık göstergesiydi.

Demirtaş’ın kampanyasını cezaevinden yürütmek zorunda bırakılması, Türkiye’de siyasal rekabetin nasıl sınırlandırılabildiğini tüm açıklığıyla ortaya koydu. Bu sadece bir siyasetçinin değil; milyonlarca seçmenin temsil hakkının daraltılmasıydı.

Bugün CHP’ye yönelik yürütülen süreçler de aynı mantıkla ilerliyor.

Dün bir aday fiilen yarış dışı bırakıldı. Bugün ise bir parti, dava dosyalarının içine hapsedilmeye çalışılıyor.

Yöntem değişmiyor. Sadece hedef büyüyor.

İmamoğlu’ndan başlayarak belediyelere, oradan parti örgütlerine ve kongrelere uzanan hat, hedefin tek tek isimler olmadığını açıkça gösteriyor. Asıl hedef, bir siyasi hattın bütün olarak zayıflatılması ve seçim sürecine etkisiz girmesi.

Bu yüzden “mutlak butlan” davası bir sonuç üretmek için değil, seçimlere kadar elde tutulacak bir baskı aracıdır.

Bütün tabloyu bir arada okuduğumuzda gerçek nettir: Ana muhalefet, seçim öncesinde itibarsızlaştırılmak isteniyor. Hukuk ise bu sürecin meşrulaştırıcı dili haline getiriliyor.

Oysa hukuk, gücü tahkim etmek için değil, hakkı korumak için vardır. Bu sınır aşıldığında hukuk artık hukuk olmaktan çıkar, gücün aracına dönüşür.

Ve mesele artık sadece CHP meselesi değildir.

Mesele, Türkiye’de siyasetin hangi kurallarla işleyeceğidir. Eğer bir ülkede ana muhalefet sürekli yargı süreçleriyle baskı altında tutuluyorsa, orada sorun bir partinin değil, doğrudan sistemin kendisidir.

Dün bir aday cezaevi duvarlarının arkasına konuldu. Bugün bir parti, dava dosyalarının içine sıkıştırılıyor.

Bu gidişat değişmezse, yarın hedef ne bir isim olur ne bir parti. Doğrudan siyasetin kendisi olur.

Çünkü sandık iktidarı değiştirebilir. Ama hukuk, iktidarın aracı haline gelmişse; o sandık artık sadece sonucu onaylar.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.