Burak Karataş yazdı: Bırak gitsin Özdemir Bey

Bu köşede ara ara eskilere gidiyoruz, “tarihten bir yaprak” koparıveriyoruz ya, ben de kendimi Felek merhum gibi hissetmeye başladım. Gene de hoşuma gidiyor.

Bugün gene öyle olacak.

Çünkü, efendim, şair Özdemir İnce, Soner Yalçın’la bir program yapmış. Gerçi 10 dakika bile değil bu video, tam olarak “program” denemez ama maksatları hasıl olmuş olsa gerek, bu kadarıyla yetinmişler.

Burak Karataş yazdı: Bırak gitsin Özdemir Bey
Burak Karataş yazdı: Bırak gitsin Özdemir Bey

Soner Yalçın’ın “Oradaydım” diye meşhur bir belgesel serisi var ya, bu videoyu da bir çeşit “devamı niyetine” mütalaa ediniz.

Programın sonunda Sorbonne Üniversitesi’nde çağdaş Fransız dili ve edebiyatı eğitimi aldığı ve bir süredir Cumhuriyet’te yazarlık yaptığı söylenen Özdemir Bey, ayrıca çevirileriyle bilinir. Şairliği de varmış, sonradan onu da öğrendik. (Dietrich Eckart da şairdi!)

Beyefendi, program münasebetiyle “İkinci Büyük Harp” yıllarını anlatıyor. Özellikle de bizim kuşağa tabii. Öğrenelim diye.

Çünkü yaşamıştır, “karneyle ekmek” almayı da, “karartma gecelerini” de… (Tahta da çakmış mıydınız pencerelere, Özdemir Bey?) Şöyle diyor: “Ekmek alamayacak durumda olan kimse yoktu, yani bizim mahalleden, haberim olurdu hiç olmazsa”…

Parayı bastırıp karneyle ekmek alınıyormuş.

Bizim kulağımıza da elinde asker tayınıyla ağır ağır voltasını alanlara “asker ağa, satılık mı?” diye sorulduğu gelmişti…

Zaten Özdemir Bey, “bizim mahallede yoksullar oturmazdı” da diyor.

Her yaştan zengin yaratmış demek ki anlı şanlı Millî Şef dönemi.

“Ekmek kıtlığı çekmedik, ama yoksulluk vardı. Yoksulluk her zaman var. Halk kendi arasında dayanışıyordu” diye de ekliyor. Sonra da “halkın durumu, İkinci Dünya Savaşı’ndaki durumdan daha kötü” diyor.

Acaba hiç düşünmüyor mu, birisi çıkar da bugünkü durum için “yoksulluk var ama bu zaten her zaman olur, halkımız kendi arasında dayanışıyor” derse ne derim diye?..

Özdemir Bey, Türkiye’nin kesinlikle Hitler rejimi tarafından işgal edileceğini söylüyor, “Sovyetler Birliği inecekti, işgal edecekti bizi” diyor. “İnönü dehasıyla Türkiye’yi kurtardı, şükredelim” diyor.

Eh, ille faşizm uygulanacaksa onu da Millî Şef uygular tabii, başka ülkeye ne hacet?

“Bugünkü CHP devr-i sabık yapmalıdır” diyor.

İstiklal Mahkemeleri’ni de kuracak mısınız?

Evvela partinizi kurtarın da istimi sonra beklemeye koyulun, e mi Özdemir Bey?

“İnönü’ye olmadık hakaretler ettiler, milletin erkekliğini öldürdü dediler, o da çocuklarınızı öksüz bırakmadım dedi”… Hakaret edene elhak karşıyız ama eleştiri de mi getirmeyeceğiz Özdemir Bey?

Acaba Millî Şef, harbe “kimin galebe çalacağını kestiremediği” için mi girmedi? Belki de “kuyumcu titizliğinde” olduğundan girmemiştir… Hatay’ın ilhakı konusunda Mustafa Kemal’den daha ihtiyatlı olduğu biliniyor, üstelik üflesen devrilecek Fransa’ya karşı!

Burak Karataş yazdı: Bırak gitsin Özdemir Bey
Burak Karataş yazdı: Bırak gitsin Özdemir Bey

Yahu sakın, Nazi Almanyası’na krom sattığı için girmemiş olmasın? Hemen dibinde Stalin vardı, ondan ürkmüştür.

“Türkiye savaşa girseydi, başka bir Türkiye olurdu” diyor… Haklıdır. Acaba Millî Şef kimin yanında girecekti savaşa? Ve olası bir yenilgide ülkemizin başına ne gelecekti?

Bazı mütefekkirler, “müttefiklerle bir olup savaşa girseydik bugün dünya sahnesindeki yerimiz daha önlerde olurdu” diyorlar. Haksız sayılmazlar.

Evet, belki insanlarımız ölürdü… Sovyetler Birliği de insanlarını yitirdi, Birleşik Krallık da, Fransa da, Amerika da… Hatta mihver devletleri de! Savaş bu yahu, şaka değildir, elbette insanlar ölecekti.

İyi de ordumuz yalnızca darbe yapmaya mı yarıyor, yoksa “donanma davası” gibi rezilliklerle aydınları yıllarca mapushanede tutarak çürütmeye mi?

Benim gibi delinin birini ciddiye almaz Özdemir Bey, ben o yüzden başka bir gazeteciyi “konuk edeyim” köşemde, belki Die Republik gazetesinde yanıt verir… “Bu köşe halkın malıdır” demesin, gülmeyiz.

Bakın bakalım, bu yazıyı kim yazmış?

“Ticari bir kombinezonda, bütçesindeki kâr hanesini kabartmak için binbir hileye, binbir yalana tenezzül eden, kendi menfaatinin dışında kalan bütün bir kütlenin menfaatini ve hakkını çiğnemek hakkını kendinde bulan tüccar, adaletin önünde delilleriyle sırıtan suçunun lekesizliğine hâkimi kandırmaya çalışıyor. (…) Cemiyet, zehrini ve posasını mahkeme koridorlarına kusuyor.”

Tan Gazetesi’nde, 12 Mart 1940 tarihinde yayımlanan bu makaleyi Sabiha Sertel yazmış!

Devam edelim, gene aynı yazarın 21 Ekim 1937 tarihli yazısı: “Meselenin dış yüzü de iç yüzü de, Nuremberg kongresinde Herr Goebbels’in bizim memlekette faşist cereyanın yürüdüğünü söylemesi, bizi faşist devletlerin kuyruğuna bağlamasıdır. Biz bunu mevzubahis ettik, gürültüyü nedense Cumhuriyet gazetesi kopardı. Şimdi Goebbels meselesine cevap vermiyor, niçin müdafaa ettiğini söylemiyor, Roosevelt’in nutkuna karşı yapılan Japon propagandasından bahsetmiyor da, bizim bu meseleden bahsetmemizin komünist propagandası olduğunu söylüyor. (…) Efendi, faşizm aleyhine yazmak neden komünizm oluyormuş? İngiltere, Amerika, Fransa komünist devletler midir?”

Sabiha Hanım, “biz düşmanı gösteriyoruz, siz niçin saklıyorsunuz” diye soruyor…

Hadi cevabı tarihçiler versin, “olayı tarihçilere bırakalım”… Prof. Ayhan Aktar’ın Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları isimli abidevi kitabından: “11 Kasım 1942 günü TBMM’de görüşülerek kabul edilen 4305 sayılı Varlık Vergisi Kanunu sadece iktisadi değil, siyasi ve kültürel açıdan da önemli bir uygulama olarak göze çarpar.”

(İsteyen eski İstanbul Defterdarı Faik Ökte’nin anılarını da okuyabilir.)

Ya şuna ne diyelim? Prof. Aktar’ın kitabından alıyoruz: “Başbakan Saraçoğlu, 5 Ağustos 1942’de TBMM’de okuduğu hükümet programında gittikçe artan fiyatlardan ve alınacak iktisadi tedbirlerden bahsederek sözlerini şöyle tamamladı: ‘Arkadaşlar, biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve laakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir.'”

Kanunun konuşulduğu günden iki gün evvel Başbakan şöyle buyurmuş: “Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.”

Özdemir Bey, “Hitler Türkiye’yi işgal edecekti” diyor.

Bize kalırsa o zihniyet bu topraklara çoktan gelmiş! Hatta geçip gittiği de meçhuldür…

Özdemir Bey, ben bu işi tarihçilere bıraktım, gelin siz de bırakın, rahvan gitsin de bari hamamın namusu kurtulsun.

2026 senesinde İnönücülük ya da “fırkacı fıkracılık” size ne kazandıracak beyefendi? Azıcık izan ve idrak buyurunuz, rica ederim…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş